Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: “Yüz binlerce kişi işsiz kalabilir!”
Yeniasya:
MÜSİAD: Faizler düşmedi, arttı
Karar:
Akaryakıta bir yılda gelen 46 zam liderlerin tepkisini çekti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Selim Somçağ, 7 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yanlış teşhis iyileşecek hastayı öldürür”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası 24 Eylül ile 19 Kasım arasında üç kere faiz indirimi yaptı. Nisan-ağustos dönemini sakin geçiren döviz ise eylülle beraber hareketlendi, TL dolara karşı eylülde yüzde 7, ekimde yüzde 8 ve kasımda yüzde 37 değer kaybetti. Bu tablo karşısında pek çok kişi ekonomi allamesi kesildi, “Hükümet faizi indirip dövizi patlattı, bizi fakirleştirdi” diyerek “işlerin düzelmesi için” politika faizinin yeniden yükseltilmesini talep etmeye başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bilindiği gibi eşzamanlılık veya korelasyon her zaman nedensellik anlamına gelmez. Acaba eylül-kasım döneminde döviz kurlarını Merkez Bankası’nın faiz indiriminin patlattığı tespiti doğru mu? Acaba bugün 14 olan politika faizi yeniden 19’a çıkarılsa dolar kuru 23 Eylül’deki 8.77 değerine dönecek mi?
Yakın geçmiş bize ışık tutabilir: Merkez Bankası 26 Temmuz 2019 - 21 Mayıs 2020 arasında politika faizini 24’ten 8.25’e kadar, yani 15.75 puan indirdi, buna karşılık 26 Temmuz 2019’dan faizin yeniden yükseldiği 24 Eylül 2020’ye kadarki 14 aylık dönemde dolar kuru sadece yüzde 34 arttı (Aylık ortalama devalüasyon yüzde 2.1). Bu son turda ise Merkez Bankası faizi sadece 5 puan indirdi, buna karşılık 23 Eylül’den bugüne, yani üç buçuk ayda dolar kuru yüzde 58 arttı. Keramet Merkez Bankası faizinde ise neden bunun tersi olmadı?
Eğer bazılarının iddia ettiği gibi mesele politika faizinin enflasyonun altında kalması ise yukarıda zikrettiğim 14 aylık dönemin son 10 ayında da politika faizi yine enflasyonun altındaydı.
Demek ki devalüasyonun geçen eylül-kasım döneminde çok hızlanmasının temel sebebi Merkez Bankası faizinin 4 puan inmesi değilmiş çünkü öyle olsa bu faizin 15.75 puan indiği Temmuz 2019 - Eylül 2020 döneminde çok daha büyük bir devalüasyon olması gerekirdi ama olmadı.
TL’nin geçen eylülden beri dolara karşı çok hızlı değer kaybetmesinin temel sebebi Merkez Bankası’nın faiz indirimleri değil, Fed’in geçen ağustosta parasal sıkılaştırmaya geçme kararı almasıdır. Faiz indirimlerinin buradaki rolü ikinci derecededir.
Fed’in parasal sıkılaştırma planı kasımda yürürlüğe girdi, yeni yılda ise hızlanarak devam edecek. Küresel likidite seviyesinin birkaç ay sonra iyice daralmış olduğunu göreceğiz. O aşamada Merkez Bankası faizinin 19’a ya da daha da yukarıya çekilmesi Türkiye’ye yeniden sıcak para girişi sağlamaya yetmeyecek. Dolayısıyla, hükümetin ekonomi politikalarının eleştirisini 2021 sonundaki 4 puanlık faiz indirimi eleştirisine kilitlemek hatalı bir tutumdur. Bu hataya saplananlar, birincisi, Türk ekonomisinin dinamiklerinden bihaber olduklarını ortaya koymakta, ikincisi iktidara yol gösterme görevlerini yerine getirememekte, üçüncüsü iktidara gelmeleri halinde tetiği çekilir çekilmez kurusıkı olduğu ortaya çıkacak bir silaha kendilerini mahkûm etmiş olmaktadırlar.
…***
Mehmet Ocaktan 7 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Hukuksuzluk sebep, fukaralık sonuç…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Malum, iktidar “faiz sebep, enflasyon sonuç” diye dünyada eşi benzeri bulunmayan bir teori icat etmiş ve bu teoriyle Türkiye’nin uçuşa geçeceği vaadinde bulunmuştu. Ama sonunda bu teori “faiz sebep, zamlar sonuç” olarak tecelli etti. Açıkçası ben enflasyon, zam, yoksulluk olarak ortaya çıkan bu tablonun esas itibariyle ‘hukuksuzluktan’ kaynaklandığı kanaatindeyim. Çünkü bilimde, teknolojide, ekonomide artı değer üretemeyen bir ülkenin ‘refah’ üretmesi mümkün değildir. Ve biliyoruz ki bilimsel üretimin de her türlü yatırımın yapılabilmesinin de temel dinamiği ‘hukuk güvenliği’dir…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu çerçevede öncelikle bir tespiti yaparak başlamakta yarar var; Türkiye’deki geniş toplum kesimlerinin hukuk, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları gibi temel değerler konusunda çok da duyarlı olduklarını söylemek ne yazık ki pek mümkün değil.
Elbette bu ülkede yaşayan her birey öncelikle kendisine adil davranılmasını, haksızlık yapılmamasını, eğitim, sağlık ve çalışma hakkı gibi en hayati konularda eşit muamele uygulanmasını isteyecektir, bu da en doğal hakkıdır.
Demokratik bir perspektiften bakıldığında; aynı bireylerin ya da toplumsal kesimlerin başkalarının en doğal ve anayasal hakları olan ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, gösteri hakkı, güvenliğinin teminat altına alınması gibi konularda aynı duyarlılığı gösterdiklerini söylemek biraz zor.
Kuşkusuz bu durum, kültürel kodlarımızdan kaynaklanabileceği gibi, demokrasi açığının bir sonucu da olabilir. Ama bir gerçek var ki demokrasi kültürünü yeterince içselleştirememiş toplumların hukuk ve özgürlükler konusunda duyarlı olmaları beklenmemelidir.
Hemen belirtelim, demokrasi ve özgürlüklerle ilgili farkındalığın esas itibariyle ülkeyi yönetenler nezdinde oluşması gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye’nin esas talihsizliği de bu noktada başlamaktadır.
Eğer bugün ülkede, şiddete başvurmadıkları sürece herkesin gösteri yapma hakkı Anayasa’nın 34. maddesinde teminat altına alınmasına rağmen, iktidar erki "Sokaklara döküleceklermiş, ya siz 15 Temmuz'u görmediniz mi? Cumhur İttifakı sizi gideceğiniz yere kadar süpürecektir" diyerek insanların anayasal haklarını yok sayabiliyorsa o toplumda hukuk güvenliği yok demektir.
Muhtemelen birileri ‘hukuksuzlukla’ ekmeğin ya da fukaralığın bir ilgisinin olmadığını söyleyecektir. Hemen belirtelim, bir ülkede hukuk güvenliği yoksa yabancı yatırım gelmez ve aynı zamanda ülkenin kredibilitesi de olmaz. Dolayısıyla yatırım olmazsa ekmeğimiz de büyümeyecek demektir. Unutmayalım ki Türkiye şu anda en riskli ülkeler liginde yer alıyor.
...***
Arslan Tekin 7 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Saray cenahı sandıkta gider mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“R. T. Erdoğan'ın muhalefetin gösterisine müdahale edeceğini açıklaması tansiyonu son haddine getirdi. En ufak gösteride hâdiselerin nereye varacağının örneğini Reis Bey verdi: Müdahale edilirsiniz. Tarihe geçecek sözlerini yine hatırlatacağım: "Her fırsatta utanmadan, sıkılmadan sokaklara döküleceklermiş, meydanlara döküleceklermiş. Ya siz 15 Temmuz'u görmediniz mi? Nereye dökülürseniz dökülün. 15 Temmuz'da o sokağa dökülenlere bu millet nasıl dersini verdiyse siz de dökülün siz de aynı dersi öyle alırsınız. Cumhur İttifakı olarak hepinizi önümüze katarız ve gideceğiniz yere kadar kovalarız."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Daha önce konuşmasını canlı dinlemiş ve irkilmiştim. Aklıma takılan, "Kemal Kılıçdaroğlu ne dedi ki Reis Beyimiz bu kadar öfkelendi?" Arkadaşlara sordum. Gazetemizin İcra Kurulu Başkanı Ahmet Yabuloğlu hiçbir haberi kaçırmaz. "Kılıçdaroğlu'nun sokağa çıkın sözü yok!" dedi. Birlikte aradık. Yok! Sonra siyasîler de konuşmaya başladılar... "Nerede sokağa dökme kışkırtması?!"
Gün boyu "15 Temmuz-sokak gösterisi" tartışıldı. Akşamki haber kanallarının mavracılarının dilinde de "15 Temmuz'u görmediniz mi?... Hepinizi önümüze katarız..." sözleri vardı.
Bu sözler, halkı birbirine karşı kışkırtıyor. En baştaki insan ayırıcı mı, yoksa birleştirici mi olmalı?
Allah için... Başkası nasıl düşünür bilmiyorum, gözlediğim şu: Cemaat'i başımıza çıkartan da darbesini önleyen de bir kişi. O da R. T. Erdoğan. "Sokağa çıkın!" dedi ve halk sokağa çıktı. Kurşunlara rağmen, bombalara rağmen... İnsanlar tankların altına yattılar.
Kemal Kılıçdaroğlu gün içinde R. T. Erdoğan'a cevabı verdi:
"Arkadaşlara taşkınlık yapmayacaksınız, sokaklara çıkmayacaksınız, büyük bir sabırla sandığı bekleyeceksiniz diyoruz. Beyefendi hayal aleminde yaşadığı için, sanki biz sokağa çıkın, şunu yapın bunu yapın diye talimat vermişiz. Allah aşkına bunun basın danışmanları yok mu? Bizim neler konuştuğumuzu kendisini önüne koymuyorlar mı?"
CHP Genel Başkanı daha önce de konuşmuş, sokakta işimiz olamaz demeye gelen sözler etmişti.
Şimdi sorarlar: Sizin, iktidarı sandıkta bırakmaya niyetiniz yok mu?