Türkiye'den köşe yazarları
Karar: AYM Başkanı Zühtü Arslan'dan adil yargılama uyarısı: Durum vahim
Milli gazete:
Mağduriyet toplu iş sözleşmesine eklendi
Yeniasya:
TÜİK yine çelişti - İşsizlikte de rakam oyunları
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Oğuz Demir 10 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Akaryakıt fiyatları yine niye arttı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hükümet dövizdeki köpüğü aldı ya hani, bu zamlar da neyin nesi şimdi? Önce durumu kısaca özetleyelim. Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının temelde üç belirleyicisi var. Bunlardan birincisi dünyadaki petrol fiyatları. Bu fiyatlar benzin, motorin ve LPG’nin uluslararası piyasalardaki fiyatını belirliyor. İkincisi petrolümüz olmadığı için bu ürünleri dışarıdan alıyoruz ve döviz cinsinden ödeme yapıyoruz. Bu nedenle doların TL cinsinden değeri ikinci belirleyici oluyor. Üçüncü belirleyicisi ise hayatımızın vazgeçilmezi vergiler. Akaryakıtta hem ÖTV hem de KDV var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Durumu daha iyi anlayabilmemiz için bundan tam bir yıl önce petrol fiyatına, dolar/TL’ye, ÖTV ve KDV oranına ve nihai olarak da akaryakıt fiyatlarına bakalım. Aklımız çok karışmasın diye de sadece benzin üzerinden gidelim.Tam bir yıl önce 8 Ocak’ta Brent petrolün varil fiyatı 53 dolar seviyesindeymiş. Dolar/TL ise 7,34! Bu dönemde uygulanan ÖTV tutarı ise litre başına 2,15 TL!95 oktan benzinin fiyatı 7,19 TL imiş.2021 yılı Türkiye için dövizdeki dalgalanmaların sık yaşandığı bir yıl olurken, ekonomilerdeki toparlanma ile birlikte petrol talebinin ve petrol fiyatlarının arttığı bir yıl oldu. Bu süreçte hem petrol fiyatlarındaki artış hem de dolar/TL’de rekor seviyelerin görülmesi nedeniyle pompa fiyatlarındaki artışı tutmak için zamların bir kısmı ÖTV’den düşüldü.25 Ekim 2021’e geldiğimizde devletin 2021 başında 2,15 TL olarak aldığı benzindeki ÖTV sıfıra indi. Bu tarihte benzinin fiyatı 8,37 TL’ye çıktı. Petrol varil fiyatı yılbaşına göre yüzde 30 artmış ve 83 dolar seviyesine çıkmıştı. 1 dolar ise 9,59 TL! Yani yılbaşına göre doların değeri de yüzde 30 artmıştı. Dolar/TL ve petrol fiyatlarındaki yüksek artışa rağmen benzin fiyatları ÖTV indirildiği için yılbaşına göre yüzde 16,5 artmıştı.Ancak ÖTV sıfırlandığı için o saatten sonra yaşanacak tüm artışlar doğrudan fiyata yansıyacak hale gelmişti.Nitekim Aralık ayının 18’ine geldiğimizde dolar/TL’deki artış akaryakıt fiyatlarındaki artışın da ana kaynağı haline geldi. 18 Aralık günü dolar/TL 16,41 seviyesine çıktı. Petrol fiyatları ise Ekim’e göre daha düşüktü ve 73 dolardı. Yani dolar/TL’deki yüzde 60’a yakın değer artışı, petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen akaryakıt fiyatlarının rekor kırmasına neden oldu. Benzinin litresi 11,6 TL’ye yükseldi ve bu fiyatta da ÖTV yoktu.20 Aralık günü alınan kararlar ve ardından gece yapılan işlemlerle TL değer kazandı. Petrol fiyatları da sakin seyredince akaryakıt fiyatlarının düşmesi söz konusu oldu. Hatta 2 TL’ye yakın bir indirim gündeme geldi. Ancak 24 Aralık’ta akaryakıta yeniden ÖTV uygulaması başladı ve bu indirim gerçekleşmedi.Ardından da kurda ya da petrol fiyatlarında yaşanan artışlar yeniden zam olarak karşımıza çıkmaya devam etti.Nihai olarak 20 Aralık’a göre dolar/TL düşmüş olsa da petrolün varil fiyatının 81 dolara çıkması ve uygulanan ÖTV ile benzinin litre fiyatı son zamla 13,60’a dayanmış oldu.
Anlayacağınız hükümet zaten hepimiz zamlı fiyatları kanıksamışken bir indirim yapıp vergi ile sonradan zam yapmak yerine, önden yüklemeli zam yapmış oldu.
...***
Mehmet Kara, 10 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Çalış(may)an gazeteciler günü!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Çalışan Gazeteciler Günü’nde ekonomik kriz sebebiyle gazete kâğıdına yapılan yüzde 200’lük zam ve çok sayıda gazetecinin işsiz kalması hem gazeteciler için hem de gazeteler için zor ve sıkıntılı bir dönemin geçmesine sebep oluyor. Bu yüzden de gazeteciler buruk bir kutlama yapıyor, daha doğrusu yapamıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gazetecilerin ekonomik krizden ciddî ölçüde zarar gördüğünü gösteren bir rapor yayınladı. 12 bine yakın gazetecinin işsiz kaldığı bir ortamda çalışan gazetecilerin de bırakın yoksulluk sınırı, açlık sınırının altında maaş aldığı belirtilen raporda, çalışan gazetecilerin aldıkları maaşlardan örnekler verildi. Yine G7 Gazeteciler Platformu da bütün medya çalışanlarının hem maddî hem de manevî anlamda zor şartlar altında çalıştığını ve en azından maddî anlamda yüzde 40 zam yapılması gerektiğini açıkladı.
Tabiî basının sıkıntısı sadece ekonomik değil. Akreditasyon ayıbından tutun da Basın İlân Kurumu’nun bazı gazetelere uyguladığı ilân kesme cezası ya da sınırsız olarak ilân cezası vermesine, RTÜK’ün “muhalif” diye târif edilen televizyonlara ağır cezalar vermesinden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın bazı gazetecilerin haksız ve hukuksuz basın kartını yenilememesine kadar gazeteciler birçok mesele ile karşı karşıya…
İletişim Başkanlığı yenilenmemeye gerekçe oluşturmak adına Basın Kartı Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik Danıştay tarafından yürütmesi durdurulmuştu. Başkanlık bu karar üzerine karara uyup basın kartlarını değiştirmek yerine başka bir yönetmelik hazırlayıp Danıştay’a sundu. Bu değişikliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması için geçen yıl 24 Haziran’da dâvâ açıldı, ama henüz sonuçlanmış değil.
Basın kartı yenilenmeyen gazetecilerin sayısı binlerle ifade edilirken, medyanın örgütlü olduğu onlarca dernek, federasyon olmasına rağmen içinde üyelerinin de olduğu basın kartı yenilenmeyen gazetecilerle ilgili kuvvetli bir tepki göstermemeleri, bu hukuksuzluk karşısında sessizliğini koruyor olmaları da ayrı bir garabet.
20 yıl basın kartı taşıyanlara komisyon kararıyla verilen Sürekli Basın Kartları’nın da yenilenmemesini de hukukla izah etmek mümkün değil.
Basın kartlarının yenilenmemesi en başta da haber alma hakkının engellenmesi anlamına geliyor.
Demokrasilerde basın dördüncü kuvvet olarak bilinir. Maalesef şu anda basın ilk onda dahi yer alamıyor. Demokrasinin vazgeçilmezleri arasında basın hürriyeti olması gerekirken, geldiğimiz noktada basın hürriyetinden söz etmek neredeyse imkânsız. Bunun eksikliği dahi söylenemiyor.
...***
Evren Devrim Zelyut, 10 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Kurda geliyor gelmekte olan!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sürekli yazılarımızda şunu söyledik: Dolar/TL'nin değeri sadece Erdoğan'ın yanlış politikaları ile yükselmiyor. Dış alemden gelen, özellikle ABD kaynaklı etkiyi de yabana atmayın. Amerika'da salgında basılan 4,4 trilyon dolarla birlikte, 8,8 trilyon dolara yükselmiş para miktarının bu ülkede enflasyonu artırdığını çok konuştuk. Şimdi Amerikan Merkez Bankası (FED) bu parayı çekmek için harekete geçecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Amerika'da görülen sürekli ücret artışları, işverenlerin işçileri çekmek ve elde tutmak için daha fazla ödemeye istekli olduğunu vurguluyor. Bu da dönüp talebi artırarak enflasyona güç sağlıyor.
Sonuç olarak işsizliğin düşmesi, faiz artırımı ve para miktarını azaltma için FED'e bir dayanak veriyor. Faiz artınca yatırımlar azalır, işsizlik artar diyebilirsiniz ama işsizlik oranı o kadar düşük ki, faizin birazcık artmasının FED açısından önemi yok. Aksine harcamaları ve para miktarını azaltarak enflasyonu düşüreceği için çok daha güzel bir hamle olacak.
Diğer taraftan gelir artışları talebin artacağını ortaya koyuyor. Talep arttıkça fiyatlar yukarı gitmez mi? O zaman FED enflasyonun artacağını anlıyor ve yukarıda bahsettiğimiz faiz düğmesine basılması kesin bir hâl alıyor. Amerika faizi artırıp, parasal miktarı küçültünce Türkiye'de zaten kıt olan dolar daha da kıtlaşmayacak mı? Kur yukarı gitmeyecek mi?
FED etkisi varken, Türkiye'de kamu, kuru borç para ile, Körfez'den gelen sermaye ile, içeride uydurma finansal ürünlerle nereye kadar tutabilir? Türkiye'de tarım ve sanayi ürettikçe ithalat yolu ile zaten döviz açığı oluşmuyor mu? Rezervlerimiz dibi delik kovaya dönmüş durumda değil mi? İhracat kovayı dolduruyor ama ithalata dayalı üretim metodu boşaltmıyor mu?
Ortada çok net bir gerçek var: Kurda geliyor Atlantik'ten, gelmekte olan!