Ocak 12, 2022 08:44 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye’de satılmayan korona ilacı karaborsada

Karar:

Şimdi sıra şirketlerin dövizinde

Star:

Erdoğan: Yeni bir döneme giriyoruz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 11 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Siyasî muhaliflerini “din dışı” göstermek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ayyuka çıkan yolsuzluklar, hırsızlıklar, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, yandaşlara kamu malını peşkeş çekme, gasp, talan, hortumlama ve israfı; en son elektrikte yüzde 127’ye varan, akaryakıttan doğalgaza, iğneden ipliğe fahiş zamları gündemden kaydırmak çarpıtmasıyla “tek kişilik yönetim”, aşağılayıcı agresif şiddet ve nefret dilini daha da sertleştiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Daha vahim olanı, “iktidar cephesi”nin düşmanlaştıran, kutuplaştıran, milletin birlik ve bütünlüğüne dinamit sokan bu tahriki yine dinî - mânevî değerler üzerinden yapması.

Bilindiği gibi AKP iktidarında en üst düzeyde “meleği şeytan, şeytanı melek” yapan ve dinî açıdan fevkalâde vahim “din inhisarcılığı”yla din ve mukaddesler istismar edildi. 

“Din tekelciliği”ne soyunulmasıyla, özellikle siyasî rakiplerinin dine sahip çıkmasından gocunan siyasî iktidar, dini dahilde menfî bir surette istimalle bütün Müslümanların ortak ibâdet mekânı olan camileri, mihrapları, minberlerin bir partinin propagandasında kullandı. 

 “AKP’nin seçimi kazanması göklerden inen bir karardır” iddiasıyla, “hayır’ oyu verecekler şeytandır, haçlı zihniyetidir” ithamıyla iş “Erdoğan’a oy vermek İslâmın gereğidir” raddesine vardırıldı. Milletvekilleri “Tayyip Bey için her gün iki rekât şükür namazı kılmamız gerekir” sözünü sarfettiler. Eski bir bakan, partisinin adayına oy isterken, “İnanıyorum ki vereceğiniz destek yarın ruz-i mahşerde yine sizin berat (kurtuluş) belgelerinizden biri olacak” teminatını vermeye kalkıştı.

Düğünlerde “Cumhurbaşkanı’nın sünneti”nden dem vuruldu. “Kılmadığınız namazdan, tutmadığınız oruçtan, gitmediğiniz hacdan daha fazla vermediğiniz oyun hesâbını vereceksiniz!” denildi. İktidar propagandacılarınca “Yirmi yıl Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutmak ve onun yaptıkları sebebiyle sevap hanelerimize sevap yazılıyor” denildi. 

En son Cumhurbaşkanı’nın halka karşı sırf partisi ve siyasetinin propagandası uğruna, özellikle “mâlum tipler” diye ana muhalefeti ve liderini kastederek “Onların dinden diyanetten nasibi yok” çıkışıyla “onun cinsi de cibilliyeti de o” saldırısıyla “O birilerini havlatıyor, kendisi de arkadan izliyor. Eğer sıkıysa bu havlayanları sustur” tahkiriyle “sizin sokak teröristlerinden ne farkınız var, aynısınız ya!” çıkışı dini siyasette istimalin son halkası oldu. 

Tesbit şu ki son süreçte din üzerinden toplumu ayrıştırarak ötekileştirmekle tefrika zehrini aşılayan medyatik politik cerbezelerle milletin birliği zehirleniyor.  Daha da vahimi, “dini inhisar ve istismarla suiistimal zihniyeti” hesâbına başkalarının “dinden, diyanetten nasibinin olmaması” isteniyor! 

...***

Esfener Korkmaz 11 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ya seçim ya kaos"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2021 Aralık ayında ortalama dolar kuru 13,5699 oldu. Aynı ay MB 2003-TÜFE bazlı reel kur endeksi de 47,82 oldu. 2016 Eylül ayında aynı endeks 101,39 idi. O zaman kur dengede idi. Dolar kuru da 2,9680 TL idi.  MB reel kur endeksinin 47,82 olması, TL'nin dolar karşısında denge kuruna göre yüzde 52,18 oranında daha düşük değerde olması demektir. Bu durumda Aralık 2012'de doların denge kuru 6,4891 TL'dir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Merkez Bankası reel kur endeksi ''Nominal efektif döviz kuru (NEK), Türkiye'nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası (TL)'nın ağırlıklı ortalama değeridir. Ağırlıklar ikili ticaret akımları kullanılarak belirlenmektedir. Reel efektif döviz kuru (REK) ise NEK'deki nispi fiyat etkileri arındırılarak elde edilmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksleri ülkemiz fiyat düzeyinin dış ticaret yaptığımız ülkelerin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı geometrik ortalaması alınarak hesaplanmaktadır. ''

TL bu kadar değer kaybetti ise bunun tek sorumlusu siyasi iktidardır. Eğer 21 Aralık'ta dolar kuru 6,4891 olsaydı, hepimiz sokakta bayram yapanlara katılırdık. Ama olmadı ve bugün de dolar kuru 14 liraya yaklaştı.

Reel faiz politikası uygulansaydı, TL'yi doların himayesine sokmak ve topluma bu kadar maliyet yüklemek gerekmezdi. Aralık ayı TÜFE beklentisi yüzde 30 üstünde iken MB gösterge faizini yüzde 14'e indirmek kur artışı üstüne körükle gitmek demektir. Yani  hükümet bilerek dolar kurunu 18 lira yaptı. Sonra da siyasi, sosyal ve ekonomik maliyeti yüksek kur korumalı mevduatı getirdi.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı .

Merkez Bankası Swap hariç net rezervleri eksi 55 milyar 840 milyona geriledi.

Korumalı TL mevduat hesabı tutmadı ve kur artışlarını önleyemedi.

Tüzel kişiler, kur düşünce borçlarını hafifletmek için 1.6 milyar dolarlık döviz aldılar. Döviz hesapları 91 milyar 281 milyon dolardan, 92 milyar 894 milyon dolara yükseldi.

Toplam döviz hesapları, 1 milyar 145 milyon dolar artarak 264 milyar 458 milyon dolardan 265 milyar 603 milyon dolara yükseldi.

İktisat mantığına ve denenmiş ve yerleşmiş iktisadi kurallara aykırı hükümet, olan güveni daha da düşürdü. Kredi Risk Primi (CDS)oranlarını ve ülke riskini artırdı. Uluslararası piyasalarda TL daha da düşük kurdan işlem görüyor.

...***

Murat Çabas, 11 Ocak tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, "Zamlar, enflasyonu düşürme stratejisi mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Başlıktaki soruya şaşırmış olabilirsiniz, gayet normal... Hem zam, hem de enflasyonu düşürme aynı karede nasıl olabilir diye merak ediyor olabilirsiniz. Malum, günümüzde ekonomik göstergelerle oynayarak, gerçekle hiçbir alakası olmamasına rağmen işsizliği de rahatlıkla düşürebiliyorlar, enflasyonu da... Herkes açlıktan, yoksulluktan, geçim darlığından yakınırken, çöplükten aldıkları ceketin kalitesiyle ekonomiyi güzel gösterebiliyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Günümüzün kapitalist dünyasında, özellikle de AKP'nin Türkiye'sinde nasıl yaşadığınız, nasıl gördüğünüz önemli değil, sizden nasıl görmeniz istenildiği önemli...

2021'de ve içinde bulunduğumuz 2022'inin başlarında zam üstüne zam yağmaya devam ediyor. TÜİK'in açıkladığı yüzde 36'lık enflasyona, son 19 yılın rekoru olmasına rağmen AKP tabanı da dahil hiç kimse inanmıyor.

Markette, pazarda, mağazada vatandaşların maruz kaldığı zamlar yüzde 100'leri çoktan aşmış vaziyette...

Kiralar, faturalar aldı başını gitti, yüzde 100'lerin üzerinde artışlar söz konusu...

Önemli bir maliyet unsuru olan akaryakıt fiyatları uçuşta...

Akaryakıta son 1 yılda 46 kez zam geldi, geçen yıl Ocak ayında 396 liraya dolan bir araba deposu bugün ancak 822 liraya dolabiliyor.

Nereye dönsen, ne tarafa baksan zam zam zam...

Serbest piyasa adı altında serbest bırakılan bu zam furyası, her sektörü, her ürün ve hizmeti etkiledi, vatandaşa ise şok üstüne şok yaşattı.

Vatandaş bir taraftan zamlara bakıyor, diğer taraftan aldığı maaşa; devede kulak misali...

İster istemez akla, siyasilerin seçimlik hamlelerine yönelik delice sorular geliyor.

Neticede Türkiye'de geçimlik değil, seçimlik bir siyaset anlayışı hakim...

Tüm stratejiler seçimlere göre yapılıyor.

Biliyorsunuz ki, ekonomide enflasyon hesabı yapılırken, bir ay önceye göre şöyle, bir yıl önceye göre böyle, yılbaşına göre şu kadar deniliyor.

Şimdi, siyasilerin kafalarında 'erken ya da zamanında' planladıkları bir seçim tarihi varsa, o tarihe denk gelecek şekilde bir enflasyon oranı planlıyor olabilirler.

Örneğin bu yıl yüzde 100 artırdıkları bir ürünün fiyatını, bir yıl sonra sabit tutarlarsa enflasyon yüzde 0 olur. Hani diyor ya Maliye Bakanı cari açığı düşüreceğiz, enflasyon hedefimiz yüzde 5 diye işte bu şekilde düşürmeyi planlıyor olabilirler.

Neticede, ihracatı artırma ve cari açığı azaltma planlarını gördük, doları fırlattılar, iç piyasaya pazarlanması gereken ürünleri bile ihracata zorladılar. Doğru, ihracatta rekor kırıldı ama iç piyasada ürün bulmak zorlaştı. Yani ihracattaki artış üretim koşullarının iyileşmesinden, fazla üretim yapılmasından kaynaklanmadı.

Ama şu bir gerçek ki, bu tür planlar ne kendilerine ne de ülke ekonomisine bir fayda sağlayacak.