Ocak 17, 2022 11:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Kur koruma maliyeti en az 12.5 milyar TL

Yeniasya:

İhanet suçlaması asırlık hastalık

Milli gazete:

Kamuoyu araştırmacısı açıkladı: "AKP 20 yıl sonra ilk kez kaybediyor"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Taşgetiren 16 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Davutoğlu’nun durduğu yer"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Perşembe akşamı çıktığı Global tv’de partisinin Millet İttifakı ile “Eklemlenme – monte olma” tarzında bir ilişkisi olmayacağını açıkça, “ancak Millet İttifakı’nın yeni bir veçheye bürüneceğini ve partisinin orada yer alacağını” da mealen ifade etmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cuma akşamı Karar tv’deki programdan önce Gazetede bizlerle yaptığı sohbette ise durduğu yerin anlamını detaylıca paylaştı. İzlenimlerini paylaşmak istiyorum:

Davutoğlu öncelikle seçimlere giderken Cumhur İttifakı adına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyun planına dair görüşlerini ifade ediyor; Buna göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kamplaşmayı muhafazakar değerler üzerinden derinleştirmek istediğini, bunun için CHP ya da sol çevrelerden kırılacak potları malzeme olarak kullanacağını, son açıklamalarının bunun işareti olduğunu, Öcalan vs hamleleriyle alabilirse bir miktar Kürt oyu almaya çalışacağını, Ak Parti’den ayrılanların kurduğu Gelecek, DEVA ve Saadet’i, muhafazakar oyları etkilemelerini önlemek için CHP’ye “eklemlenmekle” suçlayacağını öngörüyor.

Kamplaşma tarzında bir yapının Türkiye’ye fayda değil zarar vereceğini düşünüyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın oyun planına göre oluşacak bir karşı ittifakı ve ona eklemlenmeyi belli ki hem kendi partisi adına hem Türkiye adına doğru bulmuyor, ayrıca sonuç almakta zorlanılacağı kanaatini taşıyor.

Davutoğlu, bu arada HDP eş başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile de görüştü. HDP ile görüşmekte sakınca görmüyor öncelikle. “Herkesle görüşürüm” diyor. Onlarla HDP’nin Türkiye demokrasisine katkısının imkanları üzerine konuşulduğunu anlıyoruz açıklamalarından. Özellikle Global tv’deki mülakatta bu görüşmede, terör, dağ ile ilişki, Kürt sorunun çözümünde takınılacak tavır üzerinde görüş alışverişi yapıldığı anlaşılıyor. Davutoğlu “Başbakanlığı döneminde terörle en keskin mücadeleyi vermiş olması”na dayanarak, herkesle ülke sorunlarını görüşmekten kaçınmayacağının altını çiziyor.

Bir anlamda Davutoğlu, Millet İttifakı’nın önüne “Ortak aday” arayışından önce, “perspektif - vizyon tanımlaması” ihtiyacını koymaktadır. Bunu, bu ittifak içinde “muhafazakar temsil”in daha anlamlı hale gelmesi için istediği de düşünülebilir. Belli ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “CHP’ye eklemlenme” söyleminin kitleleri etkileyeceğini düşünüyor. Bunu “siyasi” bir kaygı olarak okumak mümkün, muhafazakar- milliyetçi kitlelerle diğer toplum kesimlerinin derin fay hatlarıyla ayrışmasını Türkiye’nin geleceği için büyük risk olarak telakki ediyor olması mümkün.

Davutoğlu akademisyen iken siyasetçi olup, Başbakan iken partisinden ayrılıp, yeni bir parti kurmak gibi çetin işe soyunan bir sima. Partisinin henüz sınırlı bir toplumsal karşılığa ulaştığı görülüyor. Ancak onun da, DEVA lideri Babacan’ın da, Saadet lideri Karamollaoğlu’nun da bilinen ifadeyle söylersek “özgül ağırlıkları”nın şu anda görünen oy oranlarıyla sınırlı olmadığını söylemek mümkün. Bunu hem iktidar cenahı görüyor hem muhalefet cenahı. Bakalım Davutoğlu’nun bu çıkışı siyaseti nasıl hareketlendirecek?

...***

Mehmet Kara 16 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Adalet gecikirse…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Adalet kavramı hayatımızın ön önemli vazgeçilmezlerinden birisi. Ekonomiden toplum hayatına, demokrasiden insan hak ve hürriyetine, vicdan hürriyetinden basın hürriyetine kadar birçok alanı içine alır. Yapılan anketlerde Türkiye’de en güvenilen kurumlar araştırılırken, en güvenilir kurumların başında, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, devlet okulları, Orman Genel Müdürlüğü yer alırken, Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Adalet Bakanlığı, siyaset ve medyanın listede olmaması düşünülmesi gereken bir durum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Adalete güvenin düşük olmasının pek çok göstergesi var. Yıllarca devam eden yargılamalar, “delillerin toplanması, şüphelinin adaletten kaçmasının engellenmesi” amacıyla uygulanan en ağır koruma tedbiri olan tutukluluğun çok sık uygulanan bir yöntem olması ve bir cezaya dönüşmesi, hükümlü sayısının tutuklu sayısına eşit olması adalete güveni sarsan en önemli etkenlerden.  

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) on binlerce kişi görevden uzaklaştırılırken, pek çok kurum kapatılmıştı. KHK ile işinden atılanlar Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na başvurmuştu. 

23 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan bir Kararname ile kurulan, 22 Mayıs 2017 tarihinde göreve başlayan, 17 Temmuz 2017 tarihinde başvuru almaya başlayan ve 22 Aralık 2017’de karar vermeye başlayan OHAL Komisyonu 2 yıllık çalışma süresinde çalışmalarını tamamlayamadığı için görev süresi bir yıl daha uzatılmıştı. O süre de 23 Ocak’ta doluyor.  

Komisyonun geçtiğimiz yılsonunda yaptığı açıklamaya göre, 31 Aralık 2021 tarihi itibariyle Komisyona yapılan başvuru sayısı 126 bin 783. Komisyon tarafından verilen karar sayısı (120 bin 703) dikkate alındığında, incelemesi devam eden başvuru sayısı 6 bin 080… Komisyon tarafından 31 Aralık 2021 tarihi itibariyle verilen karar sayısı 16 bin 060 kabul, 104 bin 643 ret olmak üzere toplam 120 bin 703. Kabul kararlarından 61’i kapatılan kuruluşların açılmasına ilişkindir.  

Buna göre, Komisyon tarafından karar verme sürecinden bu yana geçen 4 yıllık süre içerisinde toplam başvuruların yüzde 95’i hakkında karar verilmiş. 6 bin 80 başvuru hakkında geçen sürede karar verilmemesi “Geciken adalet, adalet değildir” sözünü akıllara getirirken, bu 6 bin kişi ya da kurumun mağduriyet içinde olduğunu söylesek yanlış olmaz. 

...***

İsmet Özçelik 16 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, " Kamuda savurganlık!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik kriz ciddi. İşçi, çiftçi, memur, emekli, sanayici, … Toplumun tüm kesimlerini sarsıyor. Bütçe açıkları yüksek. Tasarruf şart.  Ama kamuda savurganlık devam ediyor. Araba saltanatı en çok göze batan. Lüks makam araçları. Almanya’dan ithalatı patlatıyor. Kiralık olduğu için sivil plakalı. Ama çoğu çakarlı. Özel işlerde de kullanılıyor… Benzin devletten, şoför devletten."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AVM önlerinde, özel okul kapılarında sık sık rastlamak mümkün. Eşi alışverişe, çocuğu okula götürüp getiriyor. Bu arada araç kiralama şirketleri de köşeyi dönüyor. Bir başka savurganlık da yayınlar. Bol bol kitap, broşür, rapor basılıyor. Bilimsel olsa başım üstüne. Bir sürü yazı toplanmış kitap yapılmış. İçeriğinde kalite düşük.  Bu durum lüks kağıda basılarak telafi(!) edilmiş.

Eskiden saman kağıtlar vardı. Kağıt iyi değildi, ama yazılanlar çok kaliteliydi. Şimdilerde elini süren yok. Pahalıya mal oluyormuş… Kimin umurunda. Zaten çoğu piyasada bastırılıyor.

Basan razı, bastıran razı… Birçok kurumun deposu bu tür yayınlarla dolu. Büyük paralar harcanıyor.

Ancak kimse okumuyor. Tüketmek için her gelene torba ile veriyorlar. Alanlar eve bile götürmüyor. Uzaklaştıktan sonra en yakın çöp kutusuna bırakıyor. Bir gazeteci dostum iktidara da yakın.  Bu yayınlardan dert yandı:

Her mahallede çöp toplayanlar var. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay bu emekçilere iftar vermişti. Beni de çağırmıştı.

Bazılarıyla orada tanıştım. Sokaklarda rastladıkça sohbet ederim.

Ayrıca mahallemdeki kağıt toplayıcıları ile de konuşurum. Başıma şöyle bir olay geldi: Kağıt toplayıcıları işini yapıyordu. Çöpten tertemiz kitaplar çıkardıklarını gördüm.

Merak edip yanlarına gittim. Kitapları, dergileri inceledim. Birinci hamur kağıda basılmışlardı. Bazısı daha da özel kağıtlara. Ama sayfaları kesinlikle açılmamıştı. Bu işlere biraz ilgim vardır. Gerçekten çok pahalıya basılan kitaplar. Bir kamu kurumuna aitti.

Çöp toplayan gence, “Bu tür kitapları çok buluyor musunuz?” diye sordum. Hiç düşünmeden yanıt verdi:

“Tabi abi.

Devlet dairelerinin yakınlarında çoktur. Buradaki çöplere bakan arkadaşlar çok ekmek yerler. Benim kardeşim de oralarda kağıt toplar. Bunlar kilo da basar. Çoğu torbalıdır. 

Torbayı olduğu gibi alırız.” Arkasından da şunları söyledi:

“Abi okunmayacaksa bu kitaplar niye basılır? Sonra niye çöpe atılır? Bulduğumuz kitaplar tertemizdir.

Sayfaları karıştırılmamıştır. Ben bu işi bir türlü anlayamıyorum.” Durum ne yazık ki bu?