Ocak 18, 2022 11:05 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Ekonomideki rakamlar, Türkiye'deki çöküşü ortaya koydu

Yeniasya:

Doktorların maaş isyanı

Star:

Tüketiciye 'koruma' zırhı! 5 kritik düzenleme

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Gürsoy 17 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Davutoğlu'nun ittifak söylemi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun KararTv'ye yaptığı açıklamalar, Karar Gazetesi'nce haberleştirilmiş. Bu haberde yeni bir ittifak oluşumunun çağrısı dillendiriliyor. Gerçi Davutoğlu: "Var olan yapılara katılmamız bekleniyor, bunu kabul etmiyoruz" diyor ama devamında 'yeniden yapılanma' vurgusuyla "Türkiye'nin altı partinin de içinde olduğu geniş tabanlı ittifak oluşturmaya ihtiyacı var. Öyle bir zemin oluşturmalıyız ki İzmir'de bir araya gelmeliyiz, Konya'da, Diyarbakır'da hitap etmeliyiz" söylemiyle Millet İttifakı'na gönderme yaptığı anlaşılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dikkat ettiyseniz Davutoğlu "yeni yapılanma" vurgusu yaparken üç il ismi sayıyor.

Diyarbakır

Konya

Ve İzmir.

Ne demek istiyor?

Türkiye'yi kucaklayacak, ayrım yapmayacak bir ittifak olsun demeye getiriyor.

CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Deva Partisi. Yedincisi yok.

Peki, sözünü ettiği bu altı parti Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası oluşturabilir mi?

Evet, oluşturabilir. Zaten bunun ilk adımını büyük bir titizlikle ortaya koydular. "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem" tarihsel açıdan hem bir ilk ve hem de farklı siyasi görüşlerin bir araya gelerek oluşturdukları önemli bir tarihsel belge niteliğinde.

Bu sözleşmeyle millet, gerçekten kendi kaderini yine kendisi tayin etmiş, kendi geleceğine yine kendisi hür iradesiyle karar vermiş olacak. İşte bunun içindir ki bu karar, tarihî bir dönüm noktasıdır.

Böylesi bir ortak anlayış aynı zamanda ulus bilincinin dışa vurumudur. Şimdi, Davutoğlu ve Babacan, altına imza atarak Türkiye'nin büyük siyasi dönüşümüne destek verdikten sonra buradan dönerlerse, işte, asıl o zaman gerçek anlamda bir "yapımın" değil, tam tersine bir "yıkımın" sahibi olacaklardır. Bunu istemediklerini biliyoruz.  Muhafazakâr siyasetten gelen her iki parti de, tabanı da Türkiye'nin yeniden inşasından yanadır.

Bu sebeple Davutoğlu, "Muhafazakâr taban yenildik fikrine kapılmamalı" diyor.

Gelelim "Var olan yapılara katılmamızı istiyorlar" dedikten sonra, buna itiraz etmesine ve "yeniden yapılanma" çağrısına.

Soru şu: Var olana katılmamayı neden istiyor? Var olanın neresini eksik buluyor?

Açıklamamış. Kanaatimce, AKP iktidarlarının yani muhafazakârların "büyük yenilgi" sonrasında mahkeme kapılarında sürüm sürüm sürünmesini görmek istemiyor.

Dediğim gibi kanaatim bu. Belki de farklı bir sebebi vardır. Bilmiyoruz. Ancak muhafazakâr partilerin de katılacağı belirli evrensel ilkeler etrafında her zaman anlaşmak mümkündür.

...***

Mehmet Kara 17 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " Hak arama yolları yeterli mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hak, insanın kazanmış olduğu ve kimsenin elinden alamayacağı bir kavramdır. Yaşama hakkı, okuma, ifade, düşündüğünü ifade etme gibi kavramlarının yanında âdil yargılanma hakkı da en temel insan haklarından biridir.  Türkiye’de insanların haklarını aramak için Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere mahkemeler var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Bunların dışında Kanun Hükmünde Kararname ile memuriyetten atılan ve kapatılan kurumların haklarını arayacağı OHAL İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsmanlık), İçişleri Bakanlığı’nca kurulan Açık Kapı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu gibi kişilerin haklarını aramaları bağlamında başvurabileceği 15 kurum/kurul var.  

Bu kurumlardan çoğu Avrupa Birliği müktesebatına uyum için kurulan kurumlar arasında yer alıyor. Peki, bunca kurum ve kuruluş insanların haklarını ararken yeterince insanlar tarafından biliniyor mu, ya da görevlerini tam ve eksiksiz yapabiliyor mu? Meselenin özü de burası. Bu iki soruyu da “evet” cevabını vermek zor. 

“Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde dâvâcı ve dâvâlı olarak iddia ve savunma ile âdil yargılanma hakkına sahiptir” deniliyor. Hak arama hürriyeti, “pozitif hukuk” tarafından tanınmış hakların birinci şartı. Bu hakkın kullanılması da buna ilişkin başvuru yollarının tam ve etkin biçimde tanınmasıyla mümkün olabilir. 

Geçtiğimiz Günlerde Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan’ın, Anayasa Mahkemesine bağlı Anayasa Yargısı Araştırmaları Merkezi (AYAM) ve Ankara Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği bir sempozyumdaki sözleri adalet sistemimizin ne durumda olduğunu gözler önüne serdi. 

AYM’ye 2021’de 66 bin 121 başvuru yapıldığını bu başvuruların yüzde 73’ünden fazlasının âdil yargılanma hakkı için olduğunu söyleyen Aslan’ın “Başlangıçtan itibaren verdiğimiz toplam ihlâllerin yüzde 77’si âdil yargılanmaya dahildir. Bu sayı ve oranlar bize vahim bir durumu işaret ediyor. Âdil yargılanma hakkıyla ilgili bir meselemiz var” demesi adalet sisteminin durumunu ortaya koldu.  

AYM Başkanı Aslan, “Bu meseleyi çözmek de hepimizin ortak görevi” derken bu görev başta ülkeyi yönetenlere, yüksek yargı mensuplarına düşüyor. Adalet reformları yapılırken öncelikle bu durum öne alınmalı ki, insanların hak aramaya ve adalete güveni sağlansın… 

...***

Yusuf Ziya Cömert 17 Ocak tarihli Karar gazetesinde, " Millet İttifakı’nın vakti daraldı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İlk ittifakı AK Parti ile MHP kurdu. 2018 seçimleri yaklaşıyordu. Herhangi bir partinin tek başına Meclis’te çoğunluğu sağlamayacağı, hiçbir adayın cumhurbaşkanı seçimini birinci turda kazanamayacağı düşünülüyordu. AK Parti-MHP ittifakı yeni sistemin getirdiği yüzde 50 barajını aşmak için gerekli bir tedbirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir tek oy bile kıymetliydi. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan, az çok demedi BBP’yi de ittifaka dahil etti.

Saadet Partisi’ni ittifak içine almak için de uğraştı. Fakat bir netice hasıl edemedi.

Cumhur İttifakı’nın kuruluşundan iki buçuk ay sonra CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi ve Demokrat Parti Millet İttifakı’nı kurdular.

Seçim yakındı. İYİ Parti’nin seçime katılıp katılamayacağı YSK’nın kararına bağlıydı. Cumhur İttifakı etkileyebilir miydi YSK’yı? Kimse bundan emin olamazdı.

CHP, İYİ Parti’nin seçime katılmasını tartışma konusu olmaktan çıkarmak için İYİ Parti’ye 15 milletvekili verdi.

Bu bir siyasi dalavere miydi? Bir siyasi tedbir miydi? Konuyu açsan bugün de tartışan olur. Bir açıdan da CHP’nin İYİ Parti’ye yaptığı bir siyasi jestti.

Fakat bu ittifakı 2018 seçimlerinde kullanamadılar.

O günlerde CHP’nin ve Saadet’in üzerinde durduğu bir ‘ortak aday’ çalışması vardı.

Düşünülen aday bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü.

İYİ Parti lideri Meral Akşener cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayınca uzlaşma olmadı. Herkes kendi adayıyla seçime girdi.

Millet İttifakı ittifak olmanın semeresini 2019’daki yerel seçimde aldı. Toplamda Cumhur İttifakı’nın oyları daha çoktu fakat büyük şehirlerde bilhassa İstanbul ve Ankara’da belediye başkanlıklarını Millet İttifakı kazandı.

Aday belirleme sürecinde toplumun ortalamasını dikkate alan tercihler yapılması da son derece etkiliydi.

Böylece, bir ittifak hüviyeti kazanmak için yeterli bir hikayesi, yeterli bir mazisi oldu Millet İttifakı’nın.

Gelecek Partisi ve Deva 2019 seçimlerinden sonra kuruldu.

Şu anda Millet İttifakı’na dahil değiller. Dahil olurlar mı?

Olabilirler. Geçen Cuma Gelecek Partisi lideri Davutoğlu Karar’daydı. Karar TV’de Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını cevaplandırdı. Millet İttifakı’na katılıp katılmama konusunda yeni bir bahis açtı. “Var olan yapılara bizim katılmamız bekleniyor. Biz bunu kabul etmiyoruz” dedi. Katılmayacak mı yani Ahmet Davutoğlu Millet İttifakı’na?

İlk anda böyle anlaşılabilir. Fakat tam öyle değil.Aynı paragrafın içindeki “Türkiye’nin 6 partinin de içinde olduğu geniş tabanlı bir ittifak oluşturma ihtiyacı var” cümlesi katılacağına delalet ediyor.