Ocak 19, 2022 08:43 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: İntihar haberleri gençleri etkiliyor

Milli gazete:

"Bahçeli ikna edilemiyor! Erdoğan, MHP’yi her an sırtından atabilir"

Cumhuriyet:

TÜSEDAD Başkanı Sencer Solakoğlu uyardı: Ette, sütte kıtlık kapıda

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar, 18 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Tek kişi yönetimlerinde yolsuzluklar neden artar?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“Tek kişi yönetimlerinde” bütün bir devlet mekanizması, tek bir kişinin ideolojisine, bilgisine, becerisine, duygularına, düşüncelerine ve üstelik sadece onun akıl ve ruh sağlığına mahkûm edilmiştir. Bu nedenle de hem yürütme hem yasama hem de yargı tek bir kişiye bağlandığından, artık hiçbir nesnel (objektif) kural geçerli değildir:"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bütün kararlar o bir tek kişinin isteklerine göre alınır ve uygulamalar, bu uygulamaların sözde denetimleri, hukuka, yasalara, adalete göre değil, sadece o tek kişinin beklentilerine göre yapılır.

Böylece o Tek Kişi’nin altında, onun adına kararlar veren, işler yapan, başka “kraldan çok kralcı” Küçük Tek Kişiler türer.

Bu Küçük Tek Kişiler, genellikle tepedeki Tek Kişi’nin “Gözdeleri” ve/veya hortumların başlarında görevlendirilen “Muslukçularıdır”.

Elbette bunlar da her şeyden önce tepedeki Tek Kişi’nin sonra da kendilerinin çıkarlarını gözetirler.

Bütün devlet mekanizması özel çıkarlara göre işletildiği için “karartma” altında gizli çalışır.

Böylece hem mevcut “Örgütlü Suç Liderleriyle” işbirliği yapılır hem de yeni ve “güvenilir” “Örgütlü Suç Liderleri” üretilir.

Dünkü Cumhuriyet’in manşeti Şehriban Kıraç’ın “Tek adamlık geldi, yolsuzluk patladı” haberiydi.

Haberin özeti şöyleydi:

“Cezasızlık algısı arttı. 2017’de yapılan anayasa değişikliğiyle Saray tüm yetkileri kendinde toplayıp ‘keyfi’ bir rejim yarattı. 

Tek adam rejiminde yolsuzlukla mücadele edilememesi ve soruşturmalara siyasi baskılar uygulanması cezasızlık algısını artırırken uluslararası alanda Türkiye’nin notu da giderek kötüleşti.

Türkiye, Ekonomik Özgürlük Endeksi’nde 165 ülke arasında 14 sıra birden gerileyerek Fiji ile beraber 114. sırada yer aldı.

Endeksteki en kötü not yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırmaya verildi. Yönetimin merkezileşmesi ve liyakatin öneminin kalmaması da özgürlük notunu düşürdü.”

Dün Tolga Şardan’ın T24 haber sitesinde “Göç İdaresi’nde dönen dolaplarda ‘Ankara - Kırıkkale - Kırşehir’ hattı: 250 bin dolarlık Türk vatandaşlığı 100 bin dolara!” başlıklı yazısında da yeni bir yolsuzluk haberi veriliyordu.

Bu yazıda Şardan “Yerel siyasiler, kamu görevlileri, sıradan insanlar hepsi bir araya gelip suç örgütlerini oluşturmuşlar” ara başlığını kullanarak yazısına şu satırlarla başlıyordu:

“Büyüteç’te, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bünyesinde ortaya çıkarılan suç örgütünün faaliyetlerini yazıyorum üç gündür.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameyi okudukça aslında birbirleriyle teması olan birden fazla suç örgütünün iş takibi yaparak haksız kazanç elde ettiği anlaşılıyor.”

Sadece artan yoksullukla, yasaklarla ve yobazlıkla değil, artan yolsuzluklarla da mücadelenin ilk adımı bu iktidardan kurtulmaktır.

...***

Mehmet Verçin 18 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Yanlıştan geri dönmek zayıflık değil erdemdir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Eğer bir ekonomi yazarı, fikirleriyle ekonomi yönetimini yüzde bir oranında bile etkileyemiyorsa; niçin yazmaya devam eder? Belki de, sert eleştiriler yaptığım için şimdiye kadar, ekonomi yönetimini hiç etkileyemedim. Etkilemek istediğim halde bunu başaramamak tamamen benim hatam mı bilmiyorum. O zaman niçin yazıyorum diye kendime sorduğumda, içimde, hükümeti etkileyebileceğime dair umutların hala tükenmediğini hissettim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sonra kendime sordum, “bir sayfalık bir tavsiye istenirse, ekonomi yönetimine ne öneririm?”

Aslında önerim tek cümle olur: “faiz sebep enflasyon neticedir” çıkarımı yanlıştır; bu çıkarım ve ardı sıra gelen uygulamalar hem hükümete hem halka hem de ülkeye zarar veriyor” hepsi bu kadar.

İsterlerse bu çıkarımın dini temellerinin olmadığına dair analizimi de ekleyebilirim.

“Yemin et” deseler eder miyim?

Evet.

“Tüm dünyada, merkez bankaları kurulduktan sonra faizin sebep enflasyonun sonuç olduğuna dair bir çıkarım ve bu çıkarımın gereği olan bir para politikasına; araştırdığım halde, bulamadığıma yemin ederim.

Bu konuyu savunan bir makale okumadığıma da…

Faizlerin sıfır olduğu ve merkez bankalarının enflasyonu %2’ye çıkarmak için çabaladıkları son yıllarda; ‘faizler artırılırsa, finansman maliyetleri sayesinde belki enflasyon da artar’ diyen çok çekimser ve derhal fikrini değiştirmiş birkaç yazı dışında; akademik makaleler bulamadığıma da yemin ederim.”

Faiz enflasyon ilişkisi doğru bir bağlama oturmadıkça; hangi başarı elde edilirse edilsin Türkiye ekonomisi, asla ferahlamayacak ve sıkıntılar devam edecektir.

Mesela, faiz indirimlerinin ardından bozulmaya yüz tutan makro dengeleri düzetmek için bir kurtarıcı gibi sunulan, Kur Korumalı Mevduatın serencamına bakalım.

Kim olduğu bilinmeyen bu projenin yetkilileri, sorunun çözümüne, en yanlış tarafından yaklaşmaktadırlar.

Yapılması gereken piyasadaki TL’leri emmektir. Hepsi bu kadar. Çünkü döviz TL ile alınır.

Yapılanlar, TCMB’nin döviz satın alarak piyasaya TL sürmesidir.

...***

Esfender Korkmaz 18 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İktidar dediklerinin tam tersini yaptı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP seçildikten sonra hükümet olmadan ilk iş olarak (2002-Kasım) Acil Eylem Planı açıkladı. Bu plandan yaptıkları oldu. Zira hangi hükümet olursa olsun boş durmayacak. Ama politikalar içinde temel nitelikte olanlarda tam tersini yaptı.AKP'nin vaatleri ve gerçek uygulamalar şöyledir : Acil Eylem Planında; ''TBMM adına denetim yapan Sayıştay'ın denetim yetkisinin kapsamı, Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve Üst Kurullar dahil olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşların hesaplarını içine alacak şekilde genişletilecektir.'' denildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Uygulama 180 derece tersi oldu. Önceleri birçok kamu kurumu ve fonu Sayıştay denetimi dışında çıkarıldı. Sayıştay denetimi kısıtlandı.

Sonra Cumhurbaşkanlığı sistemi ile Sayıştay'ın bütçe denetiminde de sınır getirildi. Söz gelimi KÖİ Sözleşmeleri Meclis ve Sayıştay Denetimi dışındadır. Bütçede talep garantisi olunca, bütçeyi finanse eden halkın da bilgi sahibi olması gerekir.

Acil Eylem Planında; "Enerji fiyatı üzerindeki yükler azaltılacak" denildi.

Elektrik ve doğal gaza getirilen hesapsız zamları hepimiz yaşıyoruz. Başkanlık sistemi ile de iş çığırından çıktı.

2017 Ocak ayını baz yılı (100) olarak alırsak, son beş yılda TÜFE olarak enflasyonun 100'den 236,04'e çıkmasına rağmen elektrik fiyatları daha fazla yüzde 333,57'ye çıktı.

Acil Eylem Planında; ''Kamu yönetimini halkla buluşturma ve israfı önleme hedefleri doğrultusunda lojman, makam aracı, sosyal tesis, kamu hizmet binası yapımı gibi konularda israfı ve kaynakların gereksiz harcanması önlenecektir.'' denildi.

Memur ve işçilerin kampları özelleştirme kapsamında satıldı. Ama kamu lüks araç ambarı oldu. Camiye veya bir toplantıya giderken oluşan Cumhurbaşkanı konvoyuna katılan lüks araç, helikopter, ambulans sayısı tarihte zengin-fakir bugüne kadar hiçbir ülkede görülmedi. Demokratik toplumlarda hiçbir başkanın her yerde bir sarayı, altın varak koltukları, 13 uçağı, binlerce danışmanı olmadı.

İhale mevzuatı AB standartlarına çıkarılacaktır...

İhale Kanunu'nun geldiği son haline bakarsanız, ''Aman Allahım'' demeden yapamazsınız. İhale Kanunu 192 defa değişerek istisnalar esasları geçti ve şahsa ve kurumalara mahsus bir kanun haline sokuldu. İhalelerin çoğu pazarlık yoluyla yapılmaya başlandı. Özellikle kamu-özel işbirliği ihalelerinde dolar cinsinden talep garantisi verilmesi, işi çığırından çıkardı.

Mamafih, Avrupa Birliği Türkiye 2018 raporunda da;

Kamu ihale mevzuatını, imtiyazlar ve özel sektör-kamu işbirliklerini (PPP) de kapsayacak şekilde yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ve AB Kamu İhale Direktifleri ile uyumluluk ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atılması gerektiği,

AB'ye giriş için ülke eylem planında yer alan bütünleşme takviminde belirtildiği üzere AB mevzuatına aykırı istisnaların kamu ihale mevzuatından çıkarılması gerektiğini ve yerli fiyat avantajlarına sebep olan düzenlemelerin ilga etmesini,

Kamu İhale Kurumu'ndan ayrı ve bağımsız bir Kamu İhaleleri Gözetim Kurulu oluşturması gerektiği, tavsiye edilmiştir.