Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Ahmet Davutoğlu iktidarın erken seçim yapacağı tarihi açıkladı
Milli gazete:
Önce çarpıldık şimdi donacağız!
Cumhuriyet:
Cumhur İttifakı sandıkta ‘çoğunluğu’ bulamıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır 21 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Rakam oyunları bitsin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Rakam oyunlarıyla milleti yanıltan idareciler, bu yolun yol olmadığını acaba ne zaman anlayacaklar? Herkes biliyor ki Türkiye’deki enflasyon bilhassa Avrupa’daki ülkelerden çok yüksek. Olabilir, her ülkenin ‘zengin’ olma imkânı olmayabilir. Fakat yüksek enflasyon rakamlarını düşük göstermek ya da rakam oyunlarıyla “Avrupa öldü bitti. Avrupa bizi kıskanıyor. Bizde enflasyon yüzde 40 civarında, ama oralarda yüzde yüzden fazla” gibi sözler ve beyanlar olsa olsa milleti yanıltarak iş görmeyi hedefleyenlere yakışır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonominin konuşulduğu her durumda, esas meselenin ekonomi değil; hak, hukuk ve adalet olduğunu ifade etmeye çalışmak lâzım ve öyle yapıyoruz. Yani, “Önce ekmek” değil, “Önce hürriyet” demek ve ona ulaşmak için çalışmak icap eder. Bununla birlikte Türkiye’nin ekonomik göstergelerinin iyi olmadığını esasında idareciler de biliyor. En basitinden, geçen gün bir bakan, TV’de yaptığı konuşmada “Yapmak istediğimiz yatırımlar için yeterli paramız yok. O sebeple yap-işlet-devret modeli kullanıyoruz” anlamına gelen sözler sarf etmişti. Parası olan bir iktidar, borçla iş yapmayı tercih eder mi?
Yine geçen gün meşhur bir TV kanalında Avrupa’daki ülkelerin enflasyonu ile ülkemizdeki enflasyon karşılaştırılıyordu. Şunu söyleyelim: Avrupa ülkelerinin enflasyon ortalaması yüzde 10 bile değil. Türkiye’deki resmî rakamlara göre ise enflasyon yüzde 40’a yakın. Bu apaçık bilgi ve belgelere göre, geçen yılki enflasyon rakamı ile bu senenin enflasyon rakamı arasındaki artış nazarlara verilip, “Avrupa bizden çok daha kötü” diyorlar. Hem de bu beyanları Türkiye’nin en üst seviyedeki idarecileri sarf ediyor. Hatta daha da ileri gidip, Avrupa’da ya da Amerika’da marketlerde ürün yok, millet aradığı ürünü bulamıyor bile diyorlar. Yahu insaflı olmak gerekmez mi? Dünya eskisi gibi değil ki! Nerede ne var, nerede ne yok bir anda, neredeyse canlı yayınlarla bilmek ve öğrenmek mümkün. Ayrıca hemen her ev ya da mahalleden Avrupa ya da Amerika’da yaşayan komşularımız, arkadaşlarımız var. Birisi olsun böyle bir bilgi verdi mi? Bu apaçık yanlış bilgilerle milleti yanıltmaya çalışanlara ne demek icap eder?
Dertlere çare bulabilmek için önce doğru teşhis koymak icap eder. Türkiye’nin bir enflasyon ve hayat pahalılığı problemi olduğunu kabul etmeden doğru çare bulunabilir mi? Bu bakımdan idarecilere düşen rakam oyunlarını bir yana bırakıp var olan problemlere kalıcı çare bulmak olmalı. Dünya âlemin bildiği gerçekleri örtmek, milleti yanıltmak hiç kimseye bir fayda vermez vesselâm.
…***
Esfender Korkmaz 21 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomi kritik eşiğe geldi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası Para Kurulu gösterge faizini yüzde 14'te sabit tutma kararı aldı. Piyasalar biliyordu ve fakat bu MB'nin işi hiç belli olmadığı için tereddütler vardı. Ama asıl mesele MB'nin faizleri neden artırmadığıdır? Bundan sonra; eksi reel faizin ve yüksek kurun teorik altyapısını tartışmak gereksizdir. Çünkü biz ülke olarak eksi reel faizin zaten maliyetlerini yaşıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ticari kredi faizi ortalama yüzde 25,77'dir. 2021 enflasyonuna göre hesaplarsak, reel faiz oranı eksi 7,58 dir. Ocak yıllık enflasyonuna göre eksi yüzde 15 dolayında olacaktır. Bu faiz ekonominin canlanması ve yatırım yapanlar için bir fırsattır.
Eksi reel faiz, toplam talebin artmasına neden olur, ekonomi canlanır. Ama Türkiye'de sistem çalışmadı, dövize, altına ve gayrimenkule talep arttı.
Yine istikrarlı bir ekonomide eksi reel faiz yatırımlar için bir fırsattır. Yatırımın eksi faiz kadar olan kısmını toplum karşılamış oluyor. Ama Türkiye'de yatırım da yapılmadı, çünkü yatırım ortamı yok. Hukukun üstünlüğü ve mülkiyet güvencesi yok. Ayrıca demokraside de kan kaybettik.
Yüksek kur, ithalatı engeller ve ihracat avantajı sağlar. Türkiye'de, tüketim ve yatırım malı ithalatının düşmesi ile yüksek kur birkaç ay etkili oldu. Ne var ki tüketim malı ithalatının azalması gıda arzını düşürdü ve gıda fiyatları arttı.
Temelde üretimde kullanılan yüksek oranda ithal girdi kullanıldığı için, dış ticaret açığı etkili oranda düşmedi. Hizmet gelirleri de arttığı için cari üç ay kadar cari fazla oluştu. Ancak yıl sonunda cari açıkta yeniden artmaya başladı. Cari açığı düşürmek için, ithal girdileri içeride üretmek gerekir. Ama bu defa da hükümete güven olmadığı için kimse yatırım yapmıyor.
Bunun içindir ki yatırımlarda 2021 üçüncü çeyreğinde eksi büyüme (daralma) oldu. Son çeyrekte daha da daralacaktır.
Faiz hırsı, siyasi iktidarın gerçekleri görmesini ve piyasanın nabzını tutmasını engelliyor. Parti içinde iktisat politikalarına daha objektif bakabilenler ise elendi.
Bu faiz hırsı, ülkeyi sürekli krize soktu ve dahası riskleri artırdı.
AKP iktidarının bugüne kadar içeride şansı da yaver gitti ve siyasette istediğini yaptı. Ama ekonomide durum farklıdır. Türkiye global ekonomiye entegredir. Hükümet bu defa farkında değil ama global ekonomi ile inatlaşıyor. Maliyetine de 84 milyon hep birlikte katlanıyoruz. Onun içindir ki hükümetin kendisi ve günlük politikaları sürdürülemez bir eşiğe geldi.
…***
Akın Aydın 21 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, “128 milyar dolar ve 20 Aralık gecesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“128 milyar doları hatırladınız mı? 'Nerede' sorusuna hükümet tarafından 10'dan fazla farklı cevap verilmişti. Cumhurbaşkanının ekonomi baş danışmanı Yiğit Bulut, 'Merkez Bankası kasasında öyle bir para hiç olmadı' derken Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay yazılı soru önergesine, 'ben bilmem Hazine ve Maliye Bakanlığı bilir' cevabını vermişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İlk olarak Sayın Erdoğan, "Paralar Merkez Bankası'nın kasasında" dedikten birkaç gün sonra "Paraları pandemide halk için harcadık" demiş ardından 'ne rakam doğru, ne rakama yüklenen anlam doğru, ne bu rakam üzerinden üretilen kampanya doğru... Baştan sona yanlış, baştan sona cehalet' derken en son malumunuz, 'Merkez Bankasının parasının nereye gittiği sorulur mu' çıkışını yapmıştı.
Hamza Dağ, "128 milyar dolar kasada. Yani havaya mı uçtu? Gündem değiştirmeye çalışıyorlar".
Nurettin Canikli: '75 milyar dolar bankada 36 milyar dolar hane halkının elinde".
Mahir Ünal, '128 milyar TL nerede'' diye soranlara gelsin' diyerek bir tablo yayınladı. Ama tablodaki rakam toplam 60 milyar 38 milyon 892 milyon 590 TL idi.
Fahrettin Altun: 'Tek merkezden yönetilen kirli kampanyalardan medet umanlara bir kez daha sesleniyoruz, kaybolmuş tek 1 kuruş yoktur'.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik: Amirallerin bildirisini örtmek için 128 milyar doları öne çıkarıyorlar".
Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu:'Bilanço varlık yükümlülük denkliği açısından bakıldığında, ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir' diyordu.
Yani rakam belli, işlem belli. Ama onlarca farklı sonuç.
20 Aralık gecesi ne oldu?
Tek cümle: Görülmemiş bir finansal kumpas ile bir veya birileri tek gecede milyarlarca lira kazandı. Çarpılan vatandaş oldu.
20 Aralık gecesi için birçok iddialar ortaya atıldı. Ama aynen 128 milyar dolar başlığında olduğu gibi ne iddiaları aydınlatan ve ne de o gece ne olduğunu anlatan rakamlar, veriler ortaya konmadı.
İşte 20 Aralık'ta yaşanan döviz kuru hareketliliği ile ilgili TBMM Başkanlığı'na araştırma önergesi sunuldu. AKP ve MHP araştırmaya gerek yok, deyip reddettiler.
Ama 20 Aralık gecesi aynen 128 milyar dolar gibi aynen 15 Temmuz gecesi gibi karanlıkta kaldı.