Ocak 25, 2022 08:45 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Elektrik kesintisi sanayici ve ihracatçıyı korkuttu

Yeniasya:

Akşener: Sandığı getireceğiz

Milli gazete:

Fehmi Koru'dan üçüncü ittifak çıkışı: Muhalefete hayati uyarılar yaptı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 24 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "2022’nin çok zor geçeceğinin itirafları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik kriz artık alt gelir grubu diye tarif edilen asgarî ücretli ve emekliyi iyice yoksullaştırırken alım gücünü adeta yok etti. Akaryakıta neredeyse her gün yapılan “ayarlama”lar, enflasyonu düşük göstermek, memur ve emekliye daha fazla zam yapılmasının önüne geçmek için 1 Ocak 2022’nin ilk saatlerinde doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlar iğneden ipliğe her şeye zam olarak vatandaşın sırtına yükleniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Benzine bir yılda yüzde 94, motorine yüzde 115, LPG’ye yüzde 128 zam gelirken enflasyon yüzde 36…  Doların 18 lira olduğu 20 Aralık’ta motorin 11,6 liraydı, bugün dolar 13,5 lira, motorin fiyatı ise 14 lira 40 kuruş. Dolar düştü, ama akaryakıt fiyatları arttı. 

Asgarî ücrete yüzde 50 zam yapıldı denilse de AGİ kesildiği için yüzde 30’larda zam gelirken, memur emeklisine ve memura yüzde 30, SSK ve Bağ-Kur emeklisine yüzde 25 zam yapıldı. Bu emeklilik arasında ayrımcılık meydana getirirken, maaşlar arasında makasın daha da açılmasına yol açtı. 

Bütün bu tabloda milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşamak zorunda kalıyor. Millet artık “yoksulluk sınırında” yaşamayı ister hale geldi. 15 günlük yansıyan elektrik ve doğal gaz fiyatları insanların canını yakıyor. 

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin enflasyonun Ocak ayında “pik noktaya” ulaşmasını beklediklerini söylemesi insanları daha da tedirgin ediyor. Zamlar karşısında millet ateş püskürüyor. Sayın Bakanın bu seneden ümidi kesip gelecek sene “seçimden önce” enflasyonun tek haneye düşeceğini söylemesi de bu senenin millet için daha da zor geçeceğinin habercisi.  

AKP Grup Başkanvekili Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu da Sayın Nebati’nin enf- lasyon için söylediklerini doğal gaz fiyatları için söylüyor. “2023’te doğal gaz fiyatlarını çok daha makul noktaya çekeceğiz” derken şu anda makul seviyeye neden getirilmeği sorusunu gündeme getiriyor. “KDV, ÖTV, dağıtım bedeli ve vergiler ya da dolaylı vergileri düşünmek için elinizi tutan mı var?” diye millet soruyor. 

Eski bir bakan diyordu ya, “Şubat Ocak’tan, Mart Şubat’tan daha iyi geçecek” diye… Şimdi bunun tersi oldu. Geçtiğimiz sene “2022 zor geçecek” diyenlere olmadık sözüyle karşılık verilirken şimdi hükümet kendisi zor bir yıl olacağını itiraf ediyor. 

...***

Ahmet Gürsoy 24 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonomi beka sorununa dönüştü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu gidiş iyi gidiş değil. İktidarın yarattığı her sorun, aynı zamanda Türkiye'nin ayağına pranga vurmak anlamına geliyor. İğneden ipliğe zam gelmesi, halkı canından bezdirdiği kadar, Türkiye'nin de canına okumak anlamına geliyor. Yaratılan ekonomik düzen, iktidar muhalefet ilişkisinde, iktidarın aldığı tüm hatalı karar ve yanılışlarında ısrarlı davranmasından dolayı, kendilerini zayıflatırken muhalefeti güçlendiriyor ama sürecin sonunda geriye hırpalanmış halk yığınları ile dış politikada zayıflamış bir devlet bırakıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye'de bu ekonomik kriz karabasanı zaman zaman üzerimize çöküyor. Lakin bu seferki katmerli, sahiplenilmiş, ısrarcı, zorba ve oldukça ağır. Geçmiştekilere benzemiyor. Öyle ki sadece iç politikada değil, dış politikada da Türkiye'ye ayak bağı olacak hale gelmiş görülüyor. Ekonomisi gittikçe zayıflayan bir ülkenin bir güç odağı olarak çevresinde şaşırtıcı hamleler yapacağını söyleyemeyiz. Büyük güç odakları karşısında etkili olması da gittikçe zorlaşır.

Halkı perişan, sanayisi dıştan gelecek tedarik zincirine, dolayısı ile dövize mecbur, millî geliri gittikçe düşen ve her haliyle fakirleşen bir ülkenin ABD, AB, Rusya ve Çin karşısında hiçbirine bağımlı kalmadan onurlu ve dik bir dış politika yürütmesi kolay değil.

uzantılarına bakarsanız, bağımsızlığımızın yolu, Avrasya'ya eklemlenmekten geçiyor. Bunların amacını anladık da, kendilerine "millîyiz, milliyetçiyiz" diyenlerin durumuna bir anlam veremedik. İktidar ve ortakları, yanlış ekonomi politikalarında ısrar ederek nereye varmak istemekteler?

Elektrik zammı sadece vatandaşı çarpmıyor ki. Ülkenin kendisini de çarpıyor.

Ve Abdüllatif Şener'in tespitiyle söylersek: "Sürekli nutuk attılar. Şimdi 'yüksek kur faydalı' demiyorlar; düşürmeye çalışıyorlar. 'Cari açığı kapadık' diyorlar ama şimdi yine artıyor. 7 milyar dolar bir aylık cari açık var. Hâlbuki tüm krizler 2001 krizi dâhil cari açık hep kapanmıştır. Bunlar bir iki ay 'kapandı' diyorlar sonra tekrar görülüyor. Daha bu günler iyi günlerimiz."

Gazetemiz yazarı Prof. Dr. Esfender Korkmaz Hoca'nın verdiği bilgiye göre ise: "2020 yılı sonunda ihracata konu bir malın üretim maliyeti 1000 lira idiyse, 2021 yılı sonunda 1876,40 liraya yükseldi."

Üstelik bu mal dışa bağımlı.

"100 dolarlık ihracat malı üretmemiz için en az 70 dolarlık ara malı ve ham madde ithal etmemiz gerekiyor. Yani kur artışları otomatik olarak ihracat malı üretim maliyetlerine yansıyor." Bilesiniz ki, ekonomideki bilinçli ve hatalı ısrar, Türkiye'nin beka sorununa dönüşmeye başlamıştır.

...***

Bekir Gündoğmuş 24 Ocak tarihli Milli gazetede, " İttifaklarda meşruiyet krizi ve Saadet Partisi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2017 yılından bu yana Türkiye’de parti ittifakları konusuna odaklanmak bir tercihten ötede zorunluluğu içermektedir. Bir siyasi partinin herhangi bir ittifaka girmesi ya da girmemesi yalnızca parti içi kararlar ya da beklentiler üzerinden değil, birçok farklı etken ile şekillenmektedir.Kurulan ya da kurulması için çaba gösterilen ittifakların en önemli motivasyonu ise kendilerine meşru zemin oluşturma gayretleridir. Bu durum mevcut Cumhur ve Millet İttifakı için doğrudan geçerli olduğu gibi, bugünkü tüm ittifak tartışmalarının da yönünü tayin etmektedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.

...***

Cumhur İttifakı bilindiği üzere “devletin bekası” üzerinden kendisine meşru zemin bulmaya çalışarak kuruldu. 2018’den beri halen tüm söylemler bunun üzerine kurgulanıyor. Millet İttifakı’nda ise ülkenin gidişatı ile ilgili endişe ve iktidarın ülkeyi yönetemez hale geldiği yönündeki inanç meşruiyet zeminini oluşturdu. Farklı muhalefet partileri bir araya gelerek bir blok oluşturdular.Fakat bugün gelinen nokta itibarıyla iki ittifakta da ciddi ölçüde bir meşruiyet krizi yaşandığı görülmektedir.

Niçin meşruiyet krizi yaşıyorlar? Çünkü gerçek anlamda bir idealleri, hedefleri, ilkeleri yok. Bu yüzden de eyledikleri ile söyledikleri arasında devamlı tezatlar oluşuyor.

Meşruiyet krizi yaşamamak için kendinden emin olmak gerekir. Halbuki bugünkü partiler kendileri kendilerinden emin değiller ki, vatandaş nezdinde “emin” kabul edilsinler! Solcusu solcu, muhafazakârı muhafazakâr, milliyetçisi milliyetçi gibi hareket etmiyor ki! Belediyeyi kazanırsak kimse işinden olmayacak diyor, seçilir seçilmez kıyıma başlıyor.

AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı bu krizi aşmak için milliyetçi-muhafazakâr blok görüntüsü vermek amacıyla BBP dışında yeni partileri de ittifaka dahil etmeye çalışıyor. Diğer yandan CHP ve İyi Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nda da “ittifak içinde ittifak” gibi ilginç formüller dahi gündeme getiriliyor. HDP ve CHP’nin varlığından ötürü Millet İttifakı’na oy vermeye yanaşmayan seçmenin bu sayede ikna edileceği varsayılıyor. İki ittifak blokunda görülen bu hareketlilik sürecinde Gelecek ve DEVA gibi çeşitli partilerin girişimleri olsa da gerçek anlamda konumlanmaları belirleyecek olan en önemli parti hiç şüphesiz Saadet Partisi’dir.

Zira Saadet Partisi, sahip olduğu siyasi geçmiş nedeniyle ittifaklar açısından meşruiyet zemini oluşturabilecek yegâne potansiyele sahip partidir. Örneğin Gelecek ve DEVA’da böyle bir özellik yoktur. Çünkü bu partiler AKP’den uzaklaştırıldıktan sonra ancak konuşmaya başlayanlarca kurulduğundan en başta inandırıcılık sorununu aşamamaktadır.