Ocak 26, 2022 09:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Paralı yolda 17 saatlik kesinti

Karar:

Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası: Bin 500'e yakın istasyonumuz kapanabilir

Yeniasya:

İlaç yokluğunun sebebi eczaneler değil

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 25 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, "Ekonomik çöküşte siyasî tahrik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Zehirli nefret dilli “kimlik siyaseti”yle toplumu kutuplaştırıp “düşmanlaştıran” provokatif söylemler arenasında ekonominin çöküşü nazarlardan kaçırılarak ülkenin gerçek gündemi karartılıyor. Öncelikle Cumhurbaşkanı’nın “Ülkemizi Türkiye modeliyle dünyanın en büyük on ekonomisi arasına sokma hedefimiz doğrultusunda yolumuza kararlılıkla devam ediyoruz” cümlesi, en son “döviz kuru garantili -faizli- vadeli TL mevduatı”nı söz konusu ederken, ekonomistler diğer “uyduruk paketler” gibi bu “model”in de pek tutmadığını resmî verilerle deşifre ediyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Doğrusu iktidarın, dünyanın 16. büyük ekonomisi olarak devraldığı Türkiye’yi on dokuz yılın sonunda G-20’nin dışına düşürmesi, “büyüme”den bütçeye tutturulamayan diğer bütün hedefler gibi “en büyük on ekonomi” iddiasının da bir propaganda olduğunu ortaya koyuyor. 

Bu arada kamu bankaları çalışanlarına müşterilerini “dolar garantili -faizli- vadeli mevduat”a geçirmelerinin “performans kriteri” olarak getirilmesi, bu “model”in de vatandaşlar nezdinde ilgisizlikle tutmadığını ve sürdürülebilir olmadığını ifşa ediyor. 

Aslında bütün veriler bir yana doların 18 liraya fırladığı sırada başta akaryakıt, elektrik, doğalgaz, gübre, ilâç olmak üzere bütün ithal temel girdilerin yanısıra özellikle gıda maddelerinde artan fiyatların, sonrasında düşmeyip tam tersine elektriğe yüzde 52 ile 127, benzine - motorine her defasında yüzde 40’ı, 50’yi aşan peşpeşe fahiş zamların devam etmesi ve işsizliğin artması, vaziyeti ele veriyor. 

Vakıa şu ki Saray’da hazırlanıp Meclis’ten çıkması arasındaki iki ay zarfında 196 milyar dolarlık 2022 bütçesinin 106 milyar dolara, neredeyse yarı yarıya düşerek ıskartaya çıkması ve Merkez Bankası rezervlerinin eksi 67 milyar dolara ulaşması çöküşün en bâriz göstergelerinden. 

“Dolar düşüyor, faizler ve enflasyon da düşecek” denilerek ardından zâbıtanın marketlere, bakkallara baskın yaptığı, hatta parti teşkilâtlarına esnafı kontrol tâlimatının verildiği süreçte faizlerin yükselmesi, bankaların Merkez Bankası’ndan yüzde 14 faizle aldığı parayı yüzde 26 faizle satmasında olduğu gibi vatandaşların aldıkları kredi ve borçlanma faizlerinin artması; keza “direktifli” resmi rakamlarla bile yüzde 36 gösterilen sahte enflasyonun daha da yükselmesi “tek kişilik hükûmet”in tezini boşa çıkarıyor. 

...***

İbrahim Kahveci, 25 Ocak tarihli Karar gazetesinde, " Yap-işlet-sakın devretme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Kamu-Özel İşbirliği -KÖİ çerçevesinde karayolu yapımları Yap-İşlet-Devret -YİD sistemi ile gerçekleştirildi. İhaleyi alan firma otoyolu ve/veya köprüyü yapıyor ve bir süre işletip, geri devlete devrediyor. Burada -YAP- kısmı, yani yapmak ya da yapım kısmı da ihalelerde yer alıyor. Bunun amacı yapımcı firmanın hızla inşaat süresini bitirip para kazanacağı -İŞLETME süresine geçmesidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mesela Kuzey Marmara Otoyolu içerisinde YSS Köprüsünün de dahil olduğu Paşayeri-Odayeri Kesimi için bilgileri ihaleyi alan IC İÇTAŞ -ICA firmasının sitesinden aktarıyorum:

“Yap, işlet, devret’ modeli ile gerçekleştirilecek projenin işletmesi, yatırım süresi dahil olmak üzere, 10 yıl 2 ay 20 günlük süre ile ICA tarafından üstlenilecek.”

Dikkat ediyorsanız firmanın kendisi dahi YAPIM-İŞLETİM süresinin 10 yıl 2 ay 20 gün olduğunu söylüyor.

Zaten 3 Temmuz 2017’de Deniz Zeyrek ile “İşte Köprü Gerçekleri” başlığında söyleşi yapan dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan YSS Köprüsü için;

İddia edilen 10 yıl 3 ay işletim süresinin gerçek olmadığını, garanti kapsamındaki işletim süresinin 7 yıl 9 ay olduğunu söylüyor.

Ağustos 2013’de başlanan ve ağustos 2016’da hizmete giren köprüde yapım süresi yaklaşık 3 yıl sürmüştü. O nedenle ihalede 10 yıl 3 aylık kısmın ilk 3 yılı yapıma gitmiş, kalan 7 yıl işletme süresi olarak şirkete para kazandıracaktı.

Bakın köprünün açıklanan fiyata göre çok daha düşük maliyetle yapılabileceğini veya yapıldığını söylemiyorum bile. Şimdiye kadar olanı defalarca yazdım. Tek bir tane açıklama ve/veya yalanlama gelmedi bile.

Hatta 2013 yılında dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bile 10 yıl 2 ay 20 gün yapım dahil ihale edildiğini söylediğini de defalarca yazdım.

Fakat durum değişti

Geçen yıl defalarca ağızdan kaçan bir cümleyi sürekli sormuştum: YSS Köprüsünün işletme süresi mi uzatılmıştı?

Çünkü geçen yıl bazı -yakın ve özel yazarlar YSS Köprüsü’nün devrine 6 yıl daha var diye yazmışlardı. Bu muhtemelen Bakanlıktan bildirilmiş ama Türk Halkı’na açıklanmamış ek kıyak bilgisiydi.

Nihayet bilgiyi net ve açık şekilde AK Parti’de milletvekilliği de yapmış olan Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı sosyal medya hesabından paylaştı.

“Bakanlıktan verilen bilgiye göre...” diyerek A Haber’de açıkladığı bilgiyi düzelttiğini söylüyor.

“Köprünün işletme süresi 10 yıl, bunda bir güncelleme yok. Ama başlangıç yılı temel atma tarihi 2013 yılını baz almışım ama bilindiği gibi köprünün açılış tarihi 2016 yılı. Buna göre güncelleme yaptığımızda köprü 2027 yılında devlete geçmiş olacak” diyor.

Bakın burada küçük hesaplara hiç takılmayın. Mesela köprünün açılış tarihi 2016 + 10 yıl işletme =2026 yapmayıp hocamız 2027 diyor. Demek ki arada ay hesabı bile yapılmıyor.

Oysa köprü ihale edilirken Binali Yıldırım nerede ise saat hesabı bile vermişti. Tabii o ihale aşamasındaymış.

Bu ihaleler YAPIM süresi dahil şekilde yapılıyor ve ihaleyi alan firmanın sitesinde bile bu şekilde açıklama yapılmış....

Oysa nasıl oluyorsa birden yeni işletme süresi verilmiş.

Hem de ihale bitmiş, köprü yapılmış-bitmiş ve daha şimdi.

Acaba Çinliler bu köprüyü alacaktı, o iş için mi? Ne dersiniz.

Bu köprünün altından daha çok sular akacak...

...***

Hüseyin Karaca 25 Ocak tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Neden acaba?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Adalete, huzura ve hukuka olan hasret her geçen gün çığ gibi artıyor, neden acaba? Açlığın, aç kalma endişesinin tek gündem olduğu aile sayısı, neredeyse aralıksız yağmakta olan zamlarla paralel olarak çoğalmaktadır, neden acaba? Ah almaktan, mazlum ve masumun hakkına girmekten korkan idarecilere olan özlem, büyüyerek neredeyse bulutlara erişti, neden acaba?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aklın, iradenin, muhakemenin ve müzakerenin izlerini taşıyan, bu hasletlerin kokuları üzerlerine sinmiş söz ve davranışlara öylesine hasretiz ki, neden acaba?

Alemin nizamına-intizamına, alimin düzgününe ve vakarlısına ve dahi adaletlisine her zamankinden daha muhtaç olduğumuz tartışmasız bir hakikat, neden acaba?

Arsızlığın ve hırsızlığın neredeyse geçer akçe olduğu, muteber meslekler listesine girdiği bir yüz kızartıcı zaman diliminden geçiyoruz, neden acaba?

Arının balından, tüccarın malından, ağacın dalından, hatibin dilinden, emektarın elinden, bahçıvanın gülünden, sobanın külünden, yolcunun yolundan daima şikayetler var, acaba neden?

Ballar var arıya hasret, dallar var meyveye hasret, eller var emeğe hasret, fiiller var şuura hasret, güller var kokuya hasret, haller var tercümana hasret, iller var imara hasret, kullar var haşyete hasret, pullar var kıymete hasret, roller var oyuncuya hasret, teller var mızraba hasret, yollar var yolcuya hasret, neden acaba?

Büyük kalabalıklar var, çöl ortasında suya hasret bir yolcu gibi, milli gelirden kendi payına düşen ve insan gibi yaşayabileceği bir hisseyi, bir miktarı sabah-akşam dört gözle bekliyor, neden acaba?

Evet, bir düşünün, hep beraber düşünelim, neden acaba?