Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Yolsuzluklar sistematik hale geldi
Milli gazete:
Esnafın işleri yüzde 83 azaldı!
Karar:
Kılıçdaroğlu: 6 lider şubat ayında ortak açıklama yapacağız
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Selim Somçağ, 28 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Devalüasyon rekabet gücümüzü artırmadı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen hafta TÜİK çok önemli bir veriyi, Yurt Dışı Üretici Fiyatları Endeksi’nin Aralık 2021 değerini açıkladı. Bilmeyenler için bu endeksin neyi gösterdiğini anlatayım: Yurt Dışı Üretici Fiyatları Endeksi, ihracata yönelik üretim yapan üreticilerin toptan fiyatlarındaki değişimi ölçüyor. Buna kısaca “ihracatın enflasyonu” da diyebiliriz.”diyen yazar, yazısının devamında ifadelere yer veriyor:
…***
Hükümetin geçen aralıkta ekonomiyi bundan böyle ihracat artışıyla büyütmeyi hedeflediğini resmen açıklamasından sonra, bu endeksin ölçtüğü enflasyon çok önem kazandı; çünkü 2002-2008 döneminde döviz kurundaki artış enflasyondaki artışın çok altında kaldığı için TL aşırı değerlendi. Bu da dünya pazarında Türk mallarının döviz cinsinden fiyatının artması, pahalılaşması, yani ihracatın baltalanması demekti.
En geniş kapsamlı tanımıyla Cari Hesap adı verilen ekonominin dış dengesinin iki cephesi vardır: İthalat ve ihracat. Eğer Cari Hesap kronik olarak açık veriyorsa devalüasyon bunu iki cepheden birden daraltır: İthal malları yerli para cinsinden pahalılaştırarak ithalatı düşürür, ülkenin ihraç mallarını ise yabancı para cinsinden ucuzlatarak ihracatı artırır.
İthalatın daralması otomatiktir; çünkü şok devalüasyon yaşayan bir ülkede yurttaşların geliri kısa vadede devalüasyon oranı kadar artmaz; dolayısıyla devalüasyon oranında pahalanan ithal malların tüketimi hemen düşer. İhracatta ise kalıcı artış ihraç ürünlerinin döviz bazında ucuzlamasına bağlıdır; fakat bunun olması için tek başına devalüasyon yeterli değildir; çünkü özellikle Türkiye gibi sanayileşme sürecini tamamlamamış ülkelerde ihraç mallarında önemli oranda ithal girdi vardır. Bir ihraç ürünündeki ithal girdi oranı ne kadar yüksekse devalüasyonun o ürün üzerindeki ucuzlatma etkisi o kadar düşük olur; çünkü ürün maliyetindeki ithal girdilerin fiyatı devalüasyon kadar artacağı için ithal girdi payı, ürünün döviz fiyatına ucuzlatıcı etki yapamayacaktır. Bu sebeple bir ülkenin ihraç ürünlerinde ithal girdi oranı ne kadar yüksekse devalüasyon o ülkenin ihracattaki rekabet gücünü o kadar az artırır.
İhracatı artırmak bugün ekonominin en önemli gündem maddesi olduğu için hükümet derhal bu olayı masaya yatırmalı ve 2021’in son dört ayında neden Türk ihraç mallarının ortalama TL fiyatının aynı dönemdeki sepet devalüasyonla aynı oranda artmış olduğunu araştırmalıdır. Bir kere bu mallardaki hammadde ve aramalların tamamının ithal olması mümkün değildir. O halde yerli hammadde ve girdilerin fiyatları neden devalüasyon kadar artmıştır? Açıkçası bunun böyle olması çok düşük ihtimaldir. İşçi ücretlerinin bu dönemde yüzde 57 artmış olması ise kesinlikle mümkün değildir. Peki, yerli girdi fiyatlarının ve ücretlerin devalüasyondan daha düşük oranda artmasının ürünü döviz bazında ucuzlatıcı etkisi nereye gitmiştir? Acaba bu dönemde zaten nispeten yüksek olan elektrik ve doğalgaz fiyatları devalüasyondan daha mı fazla artmıştır? Yoksa TÜİK Yurt Dışı Üretici Fiyatları Endeksi’ni hesaplarken hata mı yapmaktadır?
…***
Taha Akyol 28 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Erdoğan’ın faiz çıkmazı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan özel bankaları “yüksek faizle sömürü çarkını devam ettirmek”le suçladı, düşük faizli kredi için kamu bankalarını adres gösterdi. Kamu bankları siyasi otoritenin emrindedir. Piyasa, serbest rekabet, iktisadi rasyonalizm, hatta verimlilik ve kârlılık ikinci plandadır. Siyasi iktidar nasıl emrederse kamu bankaları öyle davranır. Zarar ettiklerinde “görev zararı” diye tüm vergi mükelleflerine ödettirilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu yüzden toplam ekonomide verimlilik ve etkinlik düşer… “Siyasi otorite” fikri bütün tarihimizde ekonomiye musallat olduğu için hiçbir dönemde piyasa ekonomilerinin, mesela Güney Kore’nin iktisadi dinamizmini kazanamadık.
Erdoğan düşük faiz demekle doğru söylüyor, fakat emirle faiz indirmek gibi yanlış araçlar kullandığı için Türkiye’nin borcunu da faiz yükünü de tırmandırıyor. İşte hükümetin 2022 bütçesinde faiz ödemelerine ayrılan para 240 milyar liradır!
Hangi hükümet bu kadar ‘faizci’ olmuştu?!.
Ama Erdoğan, enflasyonun üstünde faiz uygulayan bankaları “faiz sömürüsü” yapmakla suçluyor.
Halbuki “faizlerin en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti” olduğunu söyleyen de kendisiydi. (11 Kasım 2020)
Erdoğan şimdi bankalara, “enflasyonun altında faiz işlemi yapın” diyebilir mi? O zaman döviz kaç liraya çıkar?! Kur Korumalı Mevduat mı, diyeceksiniz! Tamam da artacak kur farkının Hazine’ye ve Merkez Bankası’na yükleyeceği maliyet ne olacak? Bunun artıracağı enflasyon?..
ASO Başkanı Nurettin Özdebir, eli taşın altında bir sanayici olarak, gerçeği ifade ediyor:
“Enflasyonu kontrol etmeden atılan adımlar faizde kalıcı düşüş sağlamaz. Önemli olan TL’nin öngörülebilirliğinin artması; bunun da çıpası döviz kurlarıdır.” (26 Ocak)
Evet çıpa, döviz kurlarıdır!
Döviz kurları deyince de ekonomide verimlilik, teknoloji, katma değer, dış politika yani jeopolitik riskler, kurumların güçlü olup olmaması gibi birçok faktör devreye giriyor.
...***
Esfender Korkmaz 28 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bu faiz ve kur politikası ile çıkışımız olmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası'nın tek görevi TL'yi korumaktır. Elindeki araçlar ise faiz ve para politikasıdır. Hazine ve Maliye Bakanının 'Politika faizini önemsizleştirdik' demesi üzerine faizi artık tartışmak ayıp olur. Böyle bir mesaj piyasa tarafından ''bu bakan krizi derinleştirmek mi istiyor'' sorusu şeklinde algılanır.”diyen yazar, yazsının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Döviz tarafında da göz yaşı var… Merkez Bankası net rezervleri eksi olan kırılgan bir ekonomide dalgalı kurun aşırı kur hareketleri artar ve önlenemez. Dahası vadeli döviz işlemleri piyasasının sığ olduğu, dolarizasyonun yüksek olduğu bir ekonomide dalgalı kur politikası belirsizliği de artırır.
Özetle Türkiye'nin döviz ve kur sorunu giderek tırmanıyor. Dikkatli olmazsak bu sistem çökecek. Buhrana dönüşecek.
Takibe düşen krediler artıyor. Son iki aydır, enerji sorunu, ithal girdi finansman sorunu, yüksek enflasyonun getirdiği belirsizlik sorunu ve Hükümetin piyasayı polisiye tehditleri, üretimde ve büyümede düşme yarattı. Döviz sorunu tırmandıkça firmaların zora girme riski artıyor.
Zaten 2021 yılının üçüncü çeyreğinde yatırımlarda daralma başlamıştı. Yatırımlarda daralma, arz sorunu yaratır. İşizlik artar, fiyat istikrar sorunu tırmanır. Bu süreçte aynı şekilde firmaları zora sokabilir.
Bankaların döviz cinsinden verdikleri kredi tutarı 157 milyar 751 milyon dolardır. Şimdilik bu kredilerde takibe düşen kredi oranı yüksek değildir, yüzde 3,4 tür. Ama kur sorunu döviz cinsi kredilerin dönüşünde sorun yaratabilir.
Dış ticaret açığı artmaya başladı. Aralık 2021'de İhracat yüzde 24,88 arttı. İthalat daha yüksek yüzde 29,15 oranında arttı. Aralık ayı dış ticaret açığı 6,6 milyar dolar oldu.
Herkes her zaman sık, sık vurguluyor. İhracat malı üretiminde yüzde 80 oranında ithal girdi kullanılıyorsa, kur artışı ihracatta rekabet getirmez. İthal girdi oranını düşürmek için güven ve yatırım ortamı yaratmalıyız. Bu gerçeği herkes görüyor ve fakat hükümet ya görmüyor veya beceremiyor.
Netice olarak, Doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmediği için dış açıklar doğrudan dış borçlara dönüşüyor ve artık sürdürülemez.
Ülke risk pirimi yüksek ve dış borçlanma maliyetleri yüksektir.
Türkiye'nin beş yıllık tahvillerinin uluslararası piyasada iflas risk primi diğer ülkelere göre açık ara yüksek, 537 baz puandır. Bu nedenle Türkiye hem riskli ülke olarak görülüyor ve hem de diğer ülkelere göre çok pahalı borçlanıyor.
Dış borç stokunun Milli gelire oranı çok yüksek değil ve fakat Türkiye'nin döviz geliri yok, üstelik de dış açıkları devam ediyor. Bu şartarda Türkiye İMF ile yeni bir stand-bay düzenlemesi yapmaz ise, dış borçlarında temerrüt riski devam eder.