Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP’li Özgür Özel bakanlığın paylaştığı verilerle iktidarı yalanladı: Fesihle cinayetler arttı
Karar:
Prof. Dr. Göksel Aşan'dan yüksek enflasyon itirafı: Beklemediğim gelişmeler oldu
Yeniasya:
Sefalet endeksinde zirveye oturduk
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 4 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Umut tüketen model”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hazine Bakanı Nureddin Nebati, nisana kadar “enflasyonu yüzde 50’ye sabitledi” ve “Umarım yanılmam” dedi. Vatandaşın güveni dipte, üçte ikisi geleceğinden ümidini kesmiş durumda. Son günlerde yayımlanan kamuoyu araştırmalarında vatandaşın ana gündemi hayat pahalılığı ve yoksullaşma olarak çıkıyor. Elektrik, doğalgaz, market faturalarıyla çarpılan vatandaş için son derece doğal tabii. Önceki gün yayımlanan İPSOS’un anketinde de toplumun yüzde 76’sının ana sorunu “hayat pahalılığı” oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye İstatistik Kurumu’nun geçen ay yüzde 21.31’den yüzde 36.08’e çıkardığı enflasyon, ocak ayında 20 yılın zirvesine çıktı, yüzde 48.69’a fırladı. Üretici fiyatları endeksi ise yüzde 93 ile üç haneye bir adım kaldı ve 1995’ten sonra yeniden yüksek enflasyon korkusunu başlattı.
Fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda etkisini sürdüreceğini, en yetkili ağız Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati dün “Nisan ayına kadar enflasyon yüzde 50 civarında olur. Umarım yanılmam” sözleriyle açıkladı.
Nebati söylemiyor ama yanılacağının farkında...
TÜİK’e alternatif enflasyon oranları açıklayan Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) oranı ise yüzde 114.87. ENAG mı doğru TÜİK mi? ENAG metodolojisi bilinmediği için eleştiriliyor. Peki hayatın gerçekleri ne diyor? Kendi faturalarımdan bir kaç rakamla hatırlatayım:
“Aralık 2020’de 6.40 TL’ye aldığım yoğurt bugün 20.52 TL, 5.19 TL olan süt 12.95 TL, 111.74 TL olan tüpgaz 238 TL, 5.78 TL olan makarna 11.00 TL, 16.06 TL olan ayçiçeğiyağı ise 34.45 TL...”
Elektrikte yüzde 127 zammı, doğalgaz, akaryakıt zamlarını, bu zamların sebze meyveye yansımasını unutmayalım.
Twitter’da makyajlı rakamlar açıklayan TÜİK’e değil de ENAG’a saldıranlara soruyorum. Sizin hissettiğiniz enflasyon kaç?
Ben halkın hissettiği enflasyonu söyleyeyim, yüzde 100’ün üzerinde...
KONDA Türkiye’nin önemli bir kamuoyu araştırma kurumu. Genel Müdür Bekir Ağırdır’a son günlerde vatandaşla yaptıkları görüşmelerin analizini sordum. Halkın hissettiği yüzde 100 oranını da yaptıkları araştırmalara dayanarak söylüyor. Vatandaşın çarşıda pazardaki gelişmelerle, faturalarla dehşet içinde olduğunu ekleyen Ağırdır, “Vatandaş önünü göremiyor. Üstelik yüzde 80 daha kötü günler yaşanacağını söylüyor. Halkın yüzde 80’i gelecek 5 yıldan da umutsuz” diyor.
Enflasyon demek yoksullaşma demek. Geçen ay yapılan maaş zamları şimdiden eridi gitti. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü bile.
Türkiye artık enflasyonda en yüksek 10 ülke arasında.
Dünyada büyük bir enflasyon dalgası yaşanırken, gıdadan enerjiye büyük fiyat artışları ve tedarik sorunları yaşanacağı ortadayken AKP’nin gerçekçi bir antienflasyonist politikaya geçmesi şart. Aksi takdirde tartışılan “hiperenflasyon” hiç de uzak bir ihtimal görünmüyor.
…***
Taha Akyol 4 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Erdoğan 80 yıl öncesini eleştiriyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan parti lideri olduğu için hemen her konuşmasında muhalefeti yerden yere vuruyor, kendi partisinin propagandasını yapıyor. Devlet ve parti işlevlerinin bu kadar karışması CB sisteminin ağır kusurlarından biridir. Devlet kurumlarını da devlet kavramının hukuki tanımını da yıpratıyor maalesef.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu şu sözlerle eleştirdi:
“CHP’nin başındaki zat dünyada olup bitenleri yok sayarcasına ülkemizdeki nükleer projeleri kötülemeye çalışıyor. Sizin hayatınızda sadece mum vardı mum, gaz lambası var. Biz ise bunu bu hale getirdik.’’
Erdoğan 1940’ları kastediyorsa seksen yıl öncesini, 1930’ları kastediyorsa 90 yıl öncesini eleştiriyor!Nükleer enerjiye ihtiyacımız açık. Burada sorun, ülkenin önüne kaynak temin eden bir iktisadi program koymak yerine tarihle uğraşmaktır.
Evet Türkiye’de çoğunluk geçmişte “mum ve gaz lambası” kullanıyordu. Ama Avrupa sokakları elektrikle aydınlanırken, bizde, bırakın Anadolu’yu, sanki “Dersaadet”te, İstanbul’da elektrik vardı da Cumhuriyet mi sökmüş ve halkı “mum ve gaz lambası”na mahkûm etmişti?!
Osmanlı-Cumhuriyet kavgası ideolojik körlük yaratır. Tarihe laboratuvar gibi bakmalıyız. Tarihî gerçek şudur: 16. Yüzyıldan beri ticaret, bilim ve sanayi devrimlerinin gerisinde kalmışızdır.
Maliye tarihimizin büyük isimlerinden Cavit Bey, 23 Haziran 1914’te Osmanlı Mebusan Meclisi’nde bütçe hakkında konuşuyor:
“Giderler 34 milyon lira… Bunun 15 milyonu Düyun-u Umumiye borçlarına… Eğitim bütçesine sadece 554 bin lira, sağlık bütçesi sadece 126 bin lira…”
En büyük pay, savaş öncesinde savunmaya ayrılmıştır; toplam 10 milyon lira.
Cavit Bey eğitim ve sağlık bütçesini anlatırken derin üzüntü içindedir.
Bütçede geri kalmışlığı yansıtan başka kahredici rakamlar da vardı: “Şeker ithalatına 2 milyon 800 bin lira… Kibrit ithalatına 200 bin lira…”
Geçmişe dair veriler, iktisat tarihimizin aşamalarıdır. Şu veya bu tarih dönemini daha çok veya az sevebiliriz, asıl şu gerçeği görmeliyiz: Hiçbir dönemde Japonya’nın, 1960’tan sonra da Güney Kore’nin performansını gösteremedik.
AK Partililerin de şu gerçeği düşünmeleri lazım: İktidarın hangi politikaları 2013 yılında bizi kişi başına 13 bin dolar seviyesine yükseltti?.. Ondan sonra, “faiz sebeptir” gibi iktisadî, “Merkez Bankası bağımsızsa ben de bağımsızım” gibi kurumsal hangi yanlışlar bizi bugün 8 bin dolara düşürdü?!
…***
Kazım Güleçyüz 4 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “AYM’nin OHAL çıkmazı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Anayasa Mahkemesi’nin 15-20 Temmuz sürecinde en çok eleştirildiği konuların başında, OHAL KHK’larındaki fâhiş hukuksuzluklara göz yumup geçit vermesi ve o husustaki haklı itirazları geri çevirmesi geliyor. Sürecin başından itibaren MGK’yı referans göstererek sergilediği bu tavrı, son dönemdeki bazı kararlarında inisiyatifi MGK’dan alıp yargıya aktarma yönünde bazı işaretler vererek değiştirmeye başladı gibi görünüyorsa da, başta yapılan hata hâlâ devam ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bunun son örneği, başından beri dokunmadığı OHAL KHK’ları ile ihraç edilenlerden, OHAL Komisyonu’na yaptıkları başvuru reddedilip de bu red kararı idare mahkemesince onaylananların bir daha kamu hizmetine dönemeyecekleri yönündeki düzenlemeyi anayasaya aykırı bulmayan yeni bir kararı,
Bu karara Prof. Dr. İzzet Özgenç’in tepkisi:
“Düzenleme ölçülülük ilkesiyle bağdaşmaz. Hangi suçu işlerse işlesin, mahkûm olduğu cezayı çektikten belli bir süre sonra kişi yoksun olduğu hakları geri alabiliyorken, somut bir suç işlemedikleri halde kamudan ihraç edilen kişilerden bu imkânın ilânihaye esirgenmesinin hukukî bir izahı yoktur.”
Bu konulara duyarlılığıyla bilinen milletvekillerinden Mustafa Yeneroğlu da diyor ki:
“AYM, kesinleşmiş yargı kararına dayanmayan ‘üyelik ve mensubiyet’ kavramlarının masumiyet karinesini ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu tesbitine rağmen aynı kararda ne yazık ki irtibat ve iltisak kavramları ve KHK’lıların ömür boyu kamu görevinden yasaklanmaları konularında anayasaya aykırılık görmemesi AYM açısından kara bir lekedir.
“Yargı kararına dayanmayan ve belirsiz kriterlerle gerçekleşen ihraçların kişiler açısından ömür boyu sonuç doğurması ve hatta güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması hükümleri nedeniyle ihraç kişinin yakınlarının da kamu görevlerinden men edilmesi sonucunu doğurması sebebiyle OHAL’in kalıcılaştırılması anlamına gelir. Bu hükümlerin ‘ölçülü’ kabul edilmesi AYM’nin önceki ve AİHM’in güncel içtihatlarına açıkça aykırıdır.”
Bireysel başvurularda verdiği 26 bin ihlale karşı 261 bin red kararıyla, oyalama komisyonundan farksız bir profil çizen AYM, girdiği OHAL çıkmazında böyle kararlar verdikçe, güvenilir bir iç hukuk yolu olmaktan çıkar.