Şubat 07, 2022 09:34 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP’nin ekonomi politikaları orta gelir grubunu yok etti

Milli gazete:

Şeker fabrikaları 9 aydır sahipsiz!

Karar:

'Genç Türkiye' tablosu değişiyor: Nüfus alarmı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 6 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Vekillerimiz ne diyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İki haftalık aranın ardından Meclis çalışmalarına başladı. Vekillerimizde memleketlerinden dönüp, bölgelerinden edindikleri izlenimleri, vatandaşın sıkıntılarını ülkenin gündemine taşımak için fırsat buldukça Meclis kürsüsüne çıkıyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Gündem dışı 5 dakikalık üç, 1 dakikalık 20-25 milletvekili söz alıp milletin sıkıntısını anlatma fırsatı buluyorlar. İktidar milletvekilleri ya özel günler için ya da yaptıkları hizmetleri anlatırken, muhalefet milletvekilleri de ekonomi, adalet, eğitim gibi temel meselelerde iktidara seslenip çözüm bulunmasını istiyor. 

Demokraside temel kural şudur: Muhalefet eleştirir, çözüm sunar iktidar ise bu eleştirileri dikkate alıp çözer. Görevi de budur. Yapamayan gider, yapacak yeni iktidarlar gelir.  

Meclis açılınca yine böyle oldu. İlk gün gündem dışı konuşan milletvekilleri gerek ülkenin gerekse de bölgelerinin sorunlarını dile getirdiler. İktidar milletvekilleri hükümetin ne kadar önemli işler yaptığını anlatırken, muhalefet milletvekilleri ise vatandaşın geçim sıkıntısından zamlara ülkenin gerçek gündemiyle ilgili konuştular.

Bir dakikalık konuşmalardan bir kaç örnek vererek, ülkenin gündemine bir katkımız olsun, vekillerimizin konuşması gündeme gelsin istiyoruz. 

Çiftçinin, üreticinin hali malûm. Başta mazot ve gübre olmak üzere elektriğe gelen zamlar, ekim maliyetlerini arttırdığı için tarlasını ekemez, ya da gübre atmadan eker duruma düştü. Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli çiftçinin borcunun azaldığını söylemesine rağmen, öyle olmadığını herkes biliyor. Traktörüne ve tarlasına haciz gelen çiftçiler her gün seslerini duyurmaya çalışıyor. Ankara’ya gelmek isteyenler geri gönderilirken, gelebilenler Bakanlık önünde durumlarını anlatmaya çalışıyor. 

Durum böyle iken, Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde, AK PARTİ iktidarında tarıma verilen desteklerle artık Türkiye’nin, toplam tarımsal hasılada Avrupa’da 1. sıradayken dünyada ilk 10 içerisinde yer aldığı”nı söylerken, 2022 yılında 25,8 milyar lira olarak planlanan tarımsal destekleme bütçesi Sayın Cumhurbaşkanın talimatlarıyla 3,2 milyar lira ek bütçeyle 29 milyar liraya çıkarıldığını anlattı. Her zaman çiftçinin yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi. 

Bu karşılık Adana Milletvekili Orhan Sümer, çiftçiye “sözde müjde” diye destek paketinin açıklandığını belirtirken, “Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı 3,2 milyar lira destekle buğday, arpa, çavdar, yulaf üreticisine mazot, gübre, tohum desteği olarak dekar başına ilâve 50 TL ödenecek. Çiftçi 50 TL’yle ancak 3 litre mazot veya 5 kilogram gübre alabilir” dedikten sonra çiftçi için yapılması gerekenleri, “ithalatı azaltıp ihracatı arttıracak modern ve yapısal reformlara ihtiyacı vardır. Bunun ilk şartının da önce yerli tarımı canlandırmak, geri ödemesiz ve yeteri kadar mazot, gübre desteği vermektir” diyerek özetledi ve “Çiftçinin boş vaatlere karnı tok” diye de devam etti. 

Şimdi siz karar verin hangisi gerçekleri yansıtıyor. Verilen destek artan maliyetleri karşılayabilir mi? Bunun cevabının verilmesi gerekmez mi? 

...***

İrfan Hüseyin Yıldız 6 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Dış ticaret açığı artmaya devam ediyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İhracata dayalı büyümeye bağlı olarak cari dengede, kurlarda, genel fiyat düzeyinde istikrar sağlanacağı varsayımı ne kadar gerçekçi? Bu yazımda dış ticaretimizin yapısı üzerinde durmak istiyorum. Biraz da mecbur kalındığı için açıklandığı anlaşılan “ihracata dayalı büyüme” modeli çok erken bir aşamada zorlanmaya başladı. Böyle giderse yeniden model değişikliği yapmak gerekecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Aralık ayı dış ticaret rakamları geldiğinde ithalatta yaşanan artışın ihracattaki artıştan fazla olduğu görüldü. Oysa, Türk Lirası’nın değer kaybına bağlı olarak ihracat artışındaki trendin sürmesi beklenmekteydi. Bunun üzerine, yeni yılın ilk ayında gelen dış ticaret verileri de şaşırttı. İthalat artışı yine ihracat artışından fazla gerçekleşti. Dış ticaret açığı büyümeye devam etti. Aylık bazda dış ticaret açığı rekoru kırıldı. 

Bu gelişmeler, “zayıf Türk Lirası uygulamasının ihracatı taşımadığına, ihracatta 2021 yılında elde edilen artışlara pandemi kaynaklı talep kaymalarının yol açtığına” yönelik tespitleri haklı çıkartan niteliktedir. 

İhracat siparişleri, yedi aylık artış sürecinin ardından ocak ayında hız kesmiş durumdadır. İSO imalat PMI (İmalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi) verilerine göre; 10 sektörden 4’ünde yurtdışından alınan yeni siparişlerde artış kaydedilmiştir. Oysa, aralık ayında yedi sektörde ihracat siparişinde artış gözlenmişti. İhracat pazarlarında zorlanma yaşanmaktadır. 

Buna paralel olarak, ocak ayında 10 sektörden 8’inde üretim faaliyetleri daralırken, sadece 2’sinde artış olduğu belirtilmiştir. Bu sektörler kimyasal, plastik, kauçuk, giyim ve deri ürünleri sektörleridir.

Türkiye’nin ihracata dayalı büyüme modeli üzerinden başarılı olabilmesi ve cari dengesini sağlayarak kur baskısını ortadan kaldırabilmesi, ekonomideki yapısal değişimini tamamlaması ile mümkün olabilecektir. Oysa, mevcut yapımız henüz bu politikamızı destekleme açısından çok güçlü görünmemektedir. 

İthalat tarafına baktığımızda; 2020 yılında toplam ithalatın %74.3’ü ara mallarından oluşurken 2021 yılında bu oran %77.4’e yükselmiştir. 

Bu veriler, ara malları bazında ithalata bağımlılığımızı net olarak göstermektedir. 

...***

Esfender Korkmaz 6 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Doların reel değeri nedir?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası 2003-TÜFE bazlı Reel Kur Endeksi, Ocak 2022'de 52,89 oldu. Ocak ayı ortalama dolar kuru da 13,5471 idi. MB 2003-TÜFE bazına göre endeks değeri 100 ise kur dengede demektir. Ocak 2022 endeks değeri 52,89 olunca TL değer kaybetmiş demektir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu değer kaybını hesaplamak için;

52,89 endekste dolar kuru 13,5471 olursa, 100 endeks değerinde de kaç olur, orantısını kurmak gerekir. Ters orantılı olduğu için sonuç; 7,16 çıkar. Yani MB-TÜFE bazlı Reel Kur Endeksi'ne göre Ocak ayında Doların denge kuru 7 lira 16 kuruştur.

Reel efektif döviz kuru hesabında, iki husus önemlidir...

Birisi... Baz yılında döviz dengede miydi, sorusudur. Eğer 2003 yılı doğru bir seçim değilse, o zaman baz yılı yanlış demektir. Sonuçlar da gerçek değerleri göstermez.

Ama 2003 yılı baz yılı için doğru bir yıldır, zira döviz kuru uzun bir süre aynı seviyede 1,3 seviyesinde gitti.

İkincisi... Reel kur hesabı doğru yapılıyor mu sorusudur. Merkez Bankası'nın reel kur hesabını yapanlar açısından sorun yoktur. Eldeki verilerle kur endeksini çok isabetli yapıyorlar. Zaten reel kur hesabı, tekniği ve formülü olan bir hesaptır.

Merkez Bankası; reel efektif döviz kuru endekslerini, TL enflasyonunu dış ticaret yaptığımız 19 ülke enflasyonuna oranının ağırlıklı geometrik ortalamasını alarak hesaplamaktadır.

Merkez Bankası Reel Kur Endeksi'ni hesaplarken, TÜİK enflasyon verilerini kullanıyor. Ama genel olarak herkes TÜİK'te bir şeyler olduğunun farkındadır. O zaman eğer TÜİK enflasyonu düşük gösteriyor ise, MB Reel Kur Endeksi de gerçeği tam yansıtmayacaktır.

Bu gerçeği arkadaşımız Meriç Köyatası hatırlattı.

Merkez Bankası'nın enflasyonu ne kadar düşük gösterdiğini bilmiyoruz. Ama bu durumda kaba bir tahmin yaparak ve 2003 yılına göre artan ülke riskini de katarsak, Ocak ayında Reel dolar kurunun 8 lira dolayında olması gerektiği sonucunu çıkarabiliriz.

Bu şartlarda Doları 18 liradan 13,5 liraya indirmekle kuru çözdük diyemeyiz. Eğer bir dolar kuru 8 liraya inerse ancak o zaman hükümetin kur sorununu çözdük deme hakkı doğar.

Öte yandan Endeks değerinin 100 olması, yerel para ile dış ticaret yapılan ülkelerin döviz cinsleri arasında bir eşitlik bulunduğunu gösterir. Reel efektif döviz kurunun 100 üstünde olması; TL'de reel değer kazanmış olduğu anlamına gelir.