Şubat 09, 2022 08:15 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Elektrik dağıtımından kamunun tamamen çekilmesi krize neden oldu

Yeniasya:

Dar gelirli, fatura ve vergiye çalışıyor

Karar:

Merkez Bankası döviz kredisinde TL'ye dönme zorunluluğu getirdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 8 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "“Tek kişilik yönetim” eğitimde de başarısız"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Öncelikle yüz yüze eğitimin olmadığı, bir buçuk yıldan fazla süren salgında “aç-kapa” zikzakları arasında süren “garip kapanmalar”ın olduğu online eğitim sürecinde hanelerin yüzde 52’sinde internetin olmadığı, 2.5 milyon öğrencinin TRT-EBA’ya giremediği, öğrencilerin yüzde 32’sinin –milyonlarca öğrencinin-  uzaktan eğitime ulaşamadığı fırsat eşitsizliğiyle eğitimde de yaygın bir adaletsizliğin sürdüğü bizzat Bakan’ın ifadesiyle ve Bakanlığın 2020 Küresel Salgın Döneminde Uzaktan Eğitim İzleme ve Değerlendirme Raporuyla resmen tescillendi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

 “EBA Tv lise kanalı” takibinde devlet okullarında okuyan öğrencilerin yüzde 50’sinin sisteme giremediği, en az üç milyondan fazla öğrencinin bilgisayarı, tableti, telefonu ve televizyonu olmadığından “uzaktan eğitim” imkânlarından faydalanamadığı, öğrencilerin yüzde 58’inin yeni konuları ders anlatım videolarından öğrenemediği karmaşada “uzaktan eğitim” de fiyaskoya dönüştü. 

Zira AKP iktidarının “gözde projeleri”nden olan ve her fırsatta propaganda edilen “her sınıfa akıllı tahta” ve “her öğrenciye bir tablet” vaadli “Fatih projesi” “yandaş müteaihhitler”e peşkeş çekilen rantlarla boş çıkarken, uzaktan eğitimin alt yapısı hazırlan(a)madı. Bütün bunlara rağmen bütün öğrencileri müfredatın bütününden sorumlu tutma çarpıklığı dayatıldı. 

Esasen son yıllarda sürekli “senaryolar”dan söz edildi; ancak Bakan’ın “duruma bakılacak, muhtemel senaryolar değerlendirilip kararı verilecek” cümlesiyle ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Başkanı’nın “Milli Eğitim’de başarıyı göremiyoruz. Çünkü politika üretilemedi. Bakan bir tarz, bir çizgi tutturamadı, çok zikzak yaptı” eleştirisi başarısızlığın itirafıydı.

Gerçek şu ki başta Milli Eğitim Şûrası olmak üzere eğitimcilere danışılmadan, eğitim câmiasında, üniversitelerde tartışılmadan, milletvekillerinin haberi olmadan Saray’dan yapılan dayatmalarla eğitimin devasa problemleri daha da arttı.

“Yaz boz tahtası”na dönüştürülen “eğitim sistemi”nde öğretmen yetiştirmedeki plânsızlık ve özel meslek kanununun çıkarılmamasıyla yıllardır atama bekleyen yüz binlerce öğretmen yığıldı.

Hizmet içi eğitimle öğretmenlerin yetiştirilmesi için gerekli önlemler alınmazken, mali hakları düzenlenemeyen “kadrolu öğretmen” - “sözleşmeli öğretmen” çarpıklığı karmaşayı daha da arttırdı. 

Keza 12 Eylül darbesinden kalma YÖK cenderesi ile yüksek öğretimde üniversitelerin kurumsal ve mali özerkliği sağlanamayıp, yapısal düzenlemelerle Ar-Ge faaliyetlerinin güçlenmesi ve ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda projeler hayata geçirilmedi. 

...***

Evren Devrim Zelyut 8 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP ekonomi modeli parçalarına ayrılıyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP'nin iki binli yılların başında yıldızını parlatan verdiği demokrasi ve adalet sözlerine istinaden gelen yabancı yatırımcı idi. 2008 sonrası ABD'nin bastığı paralar o zamanlar popülist ekonomi politikalarına, yandaşlığa, hukuksuzluğa, kamu kaynaklarını hovardaca kullanmaya, lükse karşı gibi duran AKP yönetimine güvenerek Türkiye'ye girmiş, dolar/TL'yi bire kadar indirmişti. Ancak AKP, güç ve para karşısında verdiği sözleri unutup ülkeyi parti devleti haline getirerek özellikle 2018 yılından sonra ekonomiyi tahrip etmeye başladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP ekonomi modeli nedir dediğimizde karşımıza 2008 sonrası ABD kaynaklı bol dövize sırtını dayadığı için teknoloji ve yarı mamul üretmeyi gereksiz gören sanayi sistemi ve kısa vadede tatlı rant bıraktığı için konut üretimin öne çıktığını görürüz.

Ancak Türkiye'nin iç ve dış politikasında sertleşmesi, parti devleti haline gelerek hukuk normları ile ters düşmesi yabancı girişlerini tersine çevirerek kurları yukarı çektikçe ülkede enflasyon ve durgunluk başlamıştır.

An itibari ile AKP'nin ana modelinin çöktüğü yani bağımlı sanayi ve ithalatçı tarım politikalarının iflas ettiğini üretici fiyatlarının resmi rakamlarda bile %93 olmasından anlıyoruz.

AKP modeli yukarıda da belirttiğimiz üzere tarımı ihmal ederek, Türkiye'yi enerjiden sonra buğday gibi en önemli üründe bile Rusya'ya bağlı kılmıştır. Üreticilerin durumu o kadar zora girmiştir ki, "Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 2022 Ocak verilerine göre, Türkiye'de 2 milyon 113 bin 81 tarım arazisi sahibi yaklaşık 4 milyon hektarlık verimli tarım arazisini bankalara ipotek ettirmiştir. İpotek bedelinin 3 trilyon lira olduğu ortaya çıkmıştır."

AKP'nin modelindeki parçalanma onu geçici taktik çözümlere itmiştir. Bu taktik çözümlerin ilki Merkez Bankası'nın politika faizinin belirlenmesinde TÜFE yerine çekirdek enflasyonun baz alınmasıdır. Ancak MB Başkanı Kavcıoğlu'nun 8 Eylül'de yaptığı bu değişikliğin arkasından artan enflasyon çekirdekte de yukarı hareketi beraberinde getirerek başkanı boşa düşürmüştür.

...***

Akif Beki 8 Şubat tarihli Karar gazetesinde " Erdoğan’ın adaylığına itiraz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Anayasa 101’e göre, bir kimse en fazla iki kere Cumhurbaşkanı seçilebiliyor. 116’ya göre de ikinci dönem bitmeden Meclis seçimi yenilerse, üçüncü kez aday olabiliyor. Erdoğan’ın, erken seçim dışında Cumhurbaşkanlığına tekrar aday olup olamayacağı tartışması buradan çıkıyor.“Yeni sistemde ilk dönemi, Erdoğan’ın ikinci kez adaylığına mani yok” diyenler bir tarafta..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Anayasa açık, bundan sonrası için geçerlidir diye bir milat belirtilmiyor, eski dönem de sayılır” diyenler diğer tarafta...

Kılıçdaroğlu, tartışmayı anlamlı bulmadı. Çözüm için sandığı işaret etti.

“İsteyen tartışsın, biz tartışmayacağız” dediği için eleştiriliyor.

CHP olarak Erdoğan’ın adaylığına itiraz edip etmeyecekleri sorulunca şöyle dedi:

“Yok hayır. Net; aday olmak istiyorsa buyursun gelsin, millet herkesin boyunun ölçüsünü verecektir. Özel bir tartışma yapmayacağız. Bu tartışmalar artık geride kalmalı.”

Aynı görüşte olmayan ateşli muhalifleri kızdırdı bu sözler.

Ne demekmiş, Anayasa’ya aykırı bile olsa itiraz etmeyeceğini nasıl söylermiş ana muhalefet lideri!

Kılıçdaroğlu, Anayasa’yı bir kenara bırakmakla, hukuku hiçe saymakla suçlanıyor.

Kurallara uymayan, hukuku üstün tutmayan kanun uygulayıcı, ana muhalefet sanki.

Beğenmediği mahkeme kararlarını fiilen tanımama hakkını kendinde gören Kılıçdaroğlu olsa...

Anayasa’nın ‘bağlar’ dediği AYM, AİHM kararlarının bizi bağlamadığını söyleyen Kılıçdaroğlu olsa...

Hadi neyse, tepkilere hak verirsiniz de...

Fiili durum oluşturma, gerekirse yasaların, Anayasa’nın üstünde davranma gücünü kimin kullandığı ortada.

İddia makamı olan savcılıkla hakimlik yetkisi fiilen aynı elde toplandıysa mahkeme kurup kimi, kime şikayet edeceksiniz?

Ayrıca bugüne dek CHP’nin çıkardığı bütün sistem krizleri, AK Parti ve Erdoğan’a yaradı.

Şimdi ise CHP, Erdoğan’ın önüne hukuki engel çıkarmamaktan yana. O alışkanlığı, refleksi ya da ne derseniz, bırakıyor.

Siyaseti hukuk çıkmazına sürükleyen taraf, hep CHP olurdu. AK Parti de yargının karşısına millet iradesini çıkarırdı.

İlk kez tersi oluyor. Çözümü sandığa, milletin hakemliğine havale eden CHP.

Sonuç doğurmayacak bir çabayla CHP, yine yargıya başvursa daha mı iyi ederdi yani?

Erdoğan, sandıkta yenilemediği için yine yargıda engellenmek isteniyor mu görünseydi?

‘Güçleri yetse hakkını elinden alacaklar, bir defa daha mağdur edecekler’ propagandasıyla mı seçime girseydi?

Belli ki CHP, “biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim, velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim” dizeleriyle yarışmaya doydu.

Ne yani, doymasa mıydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Emine Hanım’ın, Covid-19’u hafif geçiriyor olmaları sevindirici.

Sevindirici bir şey daha var. O da muhalefet liderlerinin geçmiş olsun dileklerine Erdoğan’ın, aynı nezaketle karşılık vermesi.

“Hain, terörist, düşman, Bay Kemal, Beyan Meral” dili, bir an için devre dışı kaldı. Siyaset güzelleşti, insanlığını hatırladı.

Liderlerin; can düşmanı hasım gibi değil, gayet medeni siyasi rakip ağzıyla konuşmaları toplumu da rahatlattı, nefes aldırdı.

Fakat bu rahatlama havası sürer mi, sürmez mi?

Yani ayrıştırıcı, kanlı bıçaklı nefret diline geri dönülecek mi, dönülmeyecek mi?

Umut ve beklentinin pek yüksek olduğu söylenemez, ki çok acı.