Türkiye'den köşe yazarları
Star: Cumhurbaşkanı Erdoğan: Muhalefet fatura spekülasyonu yapıyor
Yeniasya:
"Basın ağır yaptırımlarla susturulmaya çalışılıyor"
Cumhuriyet:
Enerji Bakanı Fatih Dönmez, 21 elektrik dağıtım şirketiyle görüştü, somut adım çıkmadı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 11 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Emeklinin adı yok”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’deki milyonlarca emekli ve hak sahibi 4 bin 250 lira olan açlık sınırının altında maaş alıyor. En düşük maaş olan 2 bin 500 lira ile kira, elektrik, ısınma giderlerini ödemek imkânsız! Emeklilerin durumunu sorduğum Türkiye Emekliler Derneği Başkanı Kazım Ergün, emeklilerin büyük bölümünün pandemiyle yeterli beslenme ve ısınma imkânlarının kalmadığını söylüyor. Elektrik, su, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarla, gıda fiyatlarındaki fahiş yükselişlerin ise mağduriyeti çok artırdığını anlatıyor. Sorunların sistemsel olarak çözülmesini ve sosyal devletin kalıcı çözümler getirmesini isteyen Ergün, emekli aylığı hesaplama sisteminin değiştirilmesini talep ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İstanbul Dişhekimleri Odası (İDO) emeklilerin sorunlarını dillendiren meslek örgütlerinden biri. İDO Başkanı Ali Gürlek de “Üyelerinin çoğunluğu serbest çalışan hekimlerden oluşan bir meslek örgütünün başkanıyım. 30-40 yıl bir muayenehane, bir klinik işletip, devlete vergi verdikten, yanınızda çalışanların sigortasını ödeyip, katma değer yaratıp, emekli olduktan sonra aldığımız emekli maaşı 2 bin 500 ila 3 bin lira. Geçinmek için emeklilikten sonra da çalışmak zorunda kalıyoruz. Biz bunu kabul etmiyor, emeklilikte geçinecek bir ücret talep ediyoruz” diyor.
“Açlık sınırının altında kalan emekli aylığı emeklileri ‘aşırı kıtlığa’ mahkûm ediyor” diyen Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Dr İsmail Tufan ise emeklilerin durumuna ilişkin detaylı bir araştırma yapmış. Tufan, “Kısıtlılıklar daima vardır yani kimse tüm isteklerine hemen sahip olamaz ama kısıtlılıkların da bir ‘sınırı’ olmalıdır. Emeklilerin durumu, sınırın aşıldığına işaret etmektedir. Bu yüzden önümüzdeki dönemlerde ‘emekliliğin sefaletini’ daha çok konuşuruz” diyor.
Geçen yıl başlayan “nas, faiz, kur ve enflasyon depreminin” yarattığı tsunaminin etkisiyle “geçinemeyen” ve hakkını isteyen binlerce işçi bugünlerde sokakta sesini duyurmak için üretimden gelen gücünü kullanmaya çalışıyor. İşten atılmalara ve tehditlere rağmen.
Çalışanlar, emekliler, işsizler, yoksullar ve yoksunlar, Türkiye’de sosyal devlet kavramının hakkının yeniden verileceği günleri özlüyor. O zamana kadar durmak yok, direnişe devam!
AKP’nin kuruluş yıllarında ekonominin kaptanlığını üstlenen Ali Babacan, bir muhalefet partisi başkanı olarak seçime hızlı hazırlanıyor. Parti programını oluşturacak 5 eylem planından biri olan ve eski Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı’nın koordinasyonunda hazırlanan program dün açıklandı. Lansmandan önce Babacan ve Çanakçı ile biraraya geldik.
Babacan, AKP’nin “maceracı ekonomi politikaları” ile hayatı felç ettiğini söylüyor. 5 yıl içinde gerçekleştirecekleri hedefleri şöyle sıralıyor:
- Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtarmak. Türkiye bugün fakir ülkeler düzeyine geriledi.
- Aşırı yoksulluğu yeniden sıfırlamak, gelir dağılımında OECD içinde en kötü sıradan kurtulmak.
- Dünya pazarlarında sürdürülebilir bir dış denge yapısına kavuşmak.
- Enflasyonu bir kez daha tek haneli ve düşük rakamlara indirmek, işsizlik oranını da tek haneli seviyeye yeniden çekmek.
…***
Kazım Güleçyüz 11 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “KHK’lılar ve sosyal hukuk devleti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son günlerde aldığımız çok düşündürücü, üzücü ve acı mesajlardan biri şöyle: “Ben bildiğiniz iddialardan dolayı 8 yıl 1 ay 15 gün ceza aldım. Cezaevine girdiğimde 23 yaşındaydım. Cezamı bitirdim, yeni çıktım, ama çıktığımdan beri adeta toplumdan tecrit edilmiş durumdayım. Hakkâriliyim. İş için nereye gitsem kapılar yüzüme kapanıyor. Ben ne yapabilirim? Allah aşkına söyleyin.” Mesajın sahibine şu cevabı verdik: “Sizin ve benzer durumdakilerin sıkıntılarını duyurup gündemde tutma gayretimizi sürdürmekten başka birşey elimizden gelmiyor ne yazık ki. Allah yardımcınız olsun.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gerçekten, yaşadığımız süreçte yapılmaya devam edilen hukuksuz uygulamaların yol açtığı çok yönlü ve çok boyutlu mağduriyetler saymakla bitmiyor. Çoğu delilsiz suçlamalara muhatap kılınarak senelerce cezaevi çilesi çektirilen insanlar, dışarı çıktıkları zaman da çaresiz bir şekilde ortada bırakılıyor.
Geçen Ağustos’ta güncellenip Saraya sunulduğu belirtilen raporda, “örgütten ayrılan”lara münhasır olarak dile getirilen “Çocuklarının nafakalarının temini, ev kirası gibi rutin ödemelerinde örgüte muhtaç bırakılmamalılar. Devlet bu kişilerden askerlik yapmayanı askere aldığına, gelir elde edenden vergi almaya devam ettiğine göre, kamudan ihraç edilen örgüt üyelerinin özel sektörde çalışabilmesi için hukukî bir engelden ziyade psikolojik engel bulunmamalı” tavsiyeleri, eksik de olsa bu durumdaki insanları ilgilendiriyor.
KHK mağduriyetlerinin giderilmesi için bir kanun tasarısı hazırlayıp ilgili adreslere ulaştırdığını belirten Prof. Dr. İzzet Özgenç’in “Hangi suçu işlerse işlesin, mahkûm olduğu cezayı çektikten belli bir süre sonra kişi yoksun olduğu hakları geri alabiliyorken, somut bir suç işlemedikleri halde kamudan ihraç edilen kişilerden bu imkânın ilânihaye esirgenmesinin hukukî bir izahı yok” sözleri de yine aynı insanî soruna dikkatleri çeviriyor.
KHK’lılar için kullanılan “Sivil ölüme terk edildiler” tabirinin ifade ettiği mana işte bu. Ve sosyal hukuk devletiyiz, öyle mi?!!
…***
Evren Devrim Zelyut 11 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP'nin yanlışlarının cezasını çekmek zorunda mıyız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor. “Soruyorum: Biz bu dünyaya AKP'nin yanlışlarının cezasını çekmek için mi geldik? Ya da 3- 4 maaş veya ballı ihaleler alan yandaşların mutlu düzenlerini devam ettirmek için mi? Yoksa bizim işimiz kamu kurumlarına doldurulmuş dolgun maaşlar alan partililerin güzel hayat sürmelerini mi sağlamaktır?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İnsaf be kardeşim! Benzine bir yılda gelen zam %111 oldu. Motorine ise %133 zam geldi. Neden? Saraylar yaparsanız, makam araçları, uçaklar alırsanız, yandaşlarınıza belediyeden para saçarsanız, 3-5 maaş dağıtırsanız, halka algı yapmak için faiz indirip sonra kuru patlatıp tekrar örtülü faiz artırırsanız ne olur? Bütün bu paralar nereden çıkıyor, Hazine'den. Hazine ise açık verdiği zaman ne yapacak? Zam, vergi ve borçlanma…
Zamlar bizi yaşama küstürdü ama en önemlisi vatandaşta bu zamları ödeyecek gelir kaldı mı? Türkiye dünyada en yüksek enflasyona sahip bir ülke olduğu gibi, bir de gelir dağılımı en bozuk ekonomilerden birisi.
Ekonomide bir ülkenin gelir dağılımının adil olup olmadığını GİNİ Katsayısı ile ölçüyoruz. Sayının sıfır değeri aldığı ülkelerde milli gelir bireyler arasında eşit paylaşılıyor demektir. Katsayı bire yaklaştıkça gelir dağılımı bozuluyor anlamı çıkar. Bu konuda Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerini yayınlayan TÜİK'e göre gelir eşitsizliği 11 yılın en kötü seviyesindedir.
GİNİ katsayısının ortalaması dünyada 38,45 olup Türkiye 41,9 ile ortalamadan daha kötü ülkeler arasındadır ve bu rakam 2021/2022'de daha da bozulacaktır.
İşin kötüsü şu, bu adaletsiz gelir bile elimizden alınıyor. İşsizlik Türkiye'de artarak geniş halk kitlelerini sefalete sokuyor. AKP ise işsizliği değil doları düşürmek için harıl harıl çalışmakta, bunu da Hazine üzerinden tefecilere verdiği paralarla yani faizle yaparak bu işin maliyetini de bize ödetmektedir.
Geniş tanımlı işsizlik %22,6 ile halkın ne kadar zorda olduğunu göstermiştir. Aslında rakamın TUİK'in açıkladığından daha büyük olduğunu da söylememize gerek var mı?
DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Aralık 2021'de 8 milyon 365 bin kişi olarak gerçekleşti. Dile kolay 8,3 milyon kişi…
Kasım 2021'de 8 milyon 51 olan geniş tanımlı işsiz sayısı bir ayda 314 bin kişi artıyorsa Türkiye'de işlerin iyiye gittiğine kim inanır?
Şimdi soruyu tekrar soralım: Biz işsizken, gelirimiz enflasyonla kuşa dönmüşken yandaşları zengin etmek zorunda mıyız?