Şubat 13, 2022 08:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Sebze ve meyve tane ile satılıyor

Yeniçağ:

Benzin ve motorinde büyük zam yola çıktı! Bu zam araç sattırır

Karar:

Eğitime son darbe: Üniversiteye girişte baraj puanı kalktı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Şükran Soner 12 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Başkanlık rejimine ‘Alışamadık’a alışmamak.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seçim süreci, seçimlerin yapılmasına ilişkin yargı kararları, yargının tarafsızlığı, seçim sonuçları.. Çok ama çok tartışmalı, dünyada bir benzeri, örneği olmayan partili başkanlık modeline geçişimizin ardından etkin bir protesto kampanyasını anımsıyor musunuz? “Alışamadık” afişli, sloganlı eylemler uzun soluklu olmuştu. Ancak toplumsal karşı duruşa, eleştiriye tıkalı kulaklar aldırmayıp, dişe dokunur bir sonuç da alınamayınca zamanın törpüsü işlemiş, bal gibi de alışılmış bir tablo ortaya çıkmıştı.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

O günlerden bugünlere köprülerin altından çok sular aktı.. Dünyada bir örneği, benzeri söz konusu olmayan, partili başkanlık rejiminin icraatları ile Saray’dan, tek adam rejimi olarak yaratılan yürütmenin içinden, ülkenin kanun yerine, kanun gücündeymiş gibi kararnameler ile yönetildiği bir düzen üretildi. 15 Temmuz’un dramatik, halktan insanların sokaklarda ölümü göze almaları, ölmeleri karşılığı amacına ulaşamayan bir FETÖ darbesinin sonrası, Meclis’in başkanlık rejimlerindeki güçlü, işlevsel yürütme gücüne egemen olması beklenmese bile, gücünün sıfırlara indirgenebileceği hiç ama hiç beklenmemişken.. bugünlere gelindi.

“Alışamadık” diye diye alışmış olmanın bedellerini ödüyor olmalıyız. “Bu kadar pahalı ödeyeceğimizi öngörebilmiş olsaydık da alışır mıydık” sorusunu sormak için çok geç kaldığımız ortada. Gelin görün ki artık yandaşlık duyguları, görevleri, çıkarları gereği bile olsa üzerlerine düşenleri, elbette kendilerine dönük haksız, hukuksuz kayırmalar, kazançlar karşılığı yapanların bile, bu yollarla yaşam standartlarını çok ama çok yükseltmiş olanların bile.. Yeni yaşam bedellerinin ağırlığında eziliyor olmanın ağırlığı ile seslerini yükselttikleri günlere gelmiş bulunuyoruz..

Yine ne yapıp edip, bir yol bulup, özetle “Muhalefet yaparken, siyasi stratejileri yanlış” gerekçelerini üretmedeki ustalıkları kıvamında olsa bile, güncelde öne çıkmış elektrik faturalarından başlayarak, benzin, doğalgaz fiyatlarına hepsinin birden dudak uçuklatan kendi ceplerine de dönük maliyetlerine isyan etmek noktasındalar. Sadık desteklerinden vazgeçmemiş olarak tek adam rejimine, halkı avutacak kimi önlemler alması yolunda uyarı üzerine uyarı yapıyorlar..

Kılıçdaroğlu’nun, elbette tek tek çaresiz fatura sahiplerinin “ödememe” bireysel kararlarının suç olmadığını söyleye söyleye, elektriği kesileceklerin başına gelecekleri anımsatma adına, Kılıçdaroğlu’na protesto için mum gönderme eylemi düzenlemeyi seçiyorlar..

Sayıları bir avuç kalmış yandaş baroları çıkarın 76 baro başkanının ortak açıklamasında, “Ucuz enerji herkesin hakkıdır” tezinin, hukuksal gerekçelerine ayrıntıları ile yer veriliyor. Sürüp gitmekte olan hukuksuzluklar zicirinin halkaları sıralanıyor.

Bu arada DİSK’in sadece son bir ay içinde halkın, yurttaşların bütünü için geçerli olan, yaşayabilmenin tüm alanlarına dönük zamlar, ödetilen bedellerin sonucunda, üretimin geriye püskürtülmesi ile ortaya çıkan işsiz sayıları veriliyor. Bir ayda toplam 314 bin yeni işsiz yaratmışız. Genç işsiz artış oranı yüzde 18’lik artış oranı ile 8 milyon 365 bine yükselmiş.

...***

Faruk Çakır 12 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Tarımda gidiş nereye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Devlet çarkının iyi işlemesi sadece bir çarkın değil, bütün çarkların iyi olmasına ve vazifesini yapmasına bağlıdır. Bir çarktaki arıza diğer bütün çarkların vazife yapmasına mani olabilir. Türkiye uzun yıllar gıda bakımından kendi ihtiyacını karşılayan ve hatta fazlasını ihraç eden bir ülkeydi. Son yıllarda ise gıda ürünleri ithal eden bir ülke haline geldik. Elbette ithalat da, ihracat da yapılır. Bunda bir beis yok. Fakat imkân varken üretim yapmayarak en temel ürünleri dahi başka ülkelerden satın alma mecburiyetinde kalmak doğru değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu hal, başka ülkelere bağımlı olmayı netice verir ki bunun da değişik mahzurları vardır. Yakın zaman önce komşu bir ülkeden yeterli miktarda gaz gelmediği için sanayi sitelerine elektrik verilemedi ve ortaya ağır bir fatura çıktı. Benzer şekilde başka ürünleri temin edememiş olsak sıkıntı büyümez mi?

Bazıları da bakkal, manav ya da, pazarda gördükleri sebze ve meyve fiyatlarının yüksek olmasına anlam veremeyip, “Salata üretiminin benzin ya da doların fiyatıyla ne ilgisi var?” diyorlar. Oysa her şeyin dolarla da, akaryakıtla da, enerji fiyatlarıyla da velhasıl her şeyle ilgisi vardır. 

Meselâ, elektrik, su, gübre ve mazot zammı sebebiyle çiftçilerin ekim yapamadığı ve bu sebeple tarım ürünlerinin fiyatlarının daha da artacağı söyleniyor. 

Çiftçinin en önemli giderlerinden biri olan motorine gelen zam yıllık yüzde 134’ü bulmuş. Yine haberlere göre sulamada kullanılan elektriğe gelen yüzde 92’lik zam ve 13 bin TL’yi bulan gübre fiyatları sebebiyle üretici bu yıl üretimden kaçıyormuş. 

Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı Hüseyin Demirtaş, “Mazot ve elektrik bizim en temel giderlerimizdir. Temel girdiler bu kadar artmışken bu artışlar sokaktaki vatandaşın cebine yansıyacak elbette. Bu girdi maliyetleriyle gıda enflasyonunun düşmesi hayal bile edilemez. 

Tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım da, “Yaşanan ekonomik krizden çıkışın tek yolu tarımdır” tesbitinde bulunmuş.

Tarım sektörünün geldiği nokta görmezden gelinemez bir haldir. Eskiden Avrupa’ya gidip gelenler “Millet tane ile meyve alıyor” der ve Türkiye’deki bolluk ve berekete işaret ederdi. Şimdi ülkemizde de meyveler tane ile alınır hale geliyor. Sebzeler de ateş parası..

Çiftçinin sesine kulak vermek ve sıkıntılarına adaletle çözüm bulmak Türkiye’nin ve milletin menfaatinedir. Ekim yapmayarak çiftçiler de zarar eder, ama asıl zarar ülkeye ve millete olur.

Bu gidişle ‘ot’ dahi üretemez hale düşebiliriz, Allah muhafaza etsin. 

...***

Mustafa Karaalioğlu 12 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Muhalefet silüeti ortaya çıkarken"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Genel olarak siyasal tabloda güçlü ve önemli belirsizlik noktaları vardır, gri alanların hakimiyeti bir hayli geniştir. İlk turda seçilmiş cumhurbaşkanıyla, sınırsız yetkili hükümet modelinde bu kadar belirsizliğin olması bizim demokrasi tecrübemiz açısından bile şaşırtıcıdır. AK Parti’nin tek başına iktidar olduğu 15 yılı aşkın dönemde böyle bir muğlaklık yaşanmamıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ahmet Davutoğlu’nun girdiği ilk seçimde (7 Haziran 2015) Meclis çoğunluğunun kaybolduğu ve sonra yeniden kazanıldığı (1 Kasım 2015) aralığında bile tablo belirsiz değildi. İyi kötü kurumlar işliyor ve yapılan/yapılmayan her şey siyasi sınırlar içinde cereyan ediyordu.

Eksik kalan kısmı da millet sandıkta tamamlamıştı. AK Parti öncesi koalisyonların başarısız çalıştığı oldu ama belirsizlik bu ölçüde değildi. Artış eğilimi görüldüğünde de zaten kaçınılmaz olarak seçime gidiliyordu.

Şimdi yaşadığımız ise, güçlü bir iktidar nezaretinde, özellikle ekonomi, sosyal gerilim, dış politika gibi alanlarda kriz halidir. Buna rağmen erken seçimden kaçınılması; seçimi uzak tutmak için art arda denenen maliyet artırıcı ekonomi politika girişimleri güvensizliği ve belirsizliği artırıyor. Başkanlık sisteminin neredeyse bütün makro rakamlarda ürettiği gerileme tablosuna ilaveten, aritmetik istikrar içinde siyasal istikrarsızlık halini böyle yaşıyoruz.

Buna karşı, bir ölçüde iktidara bağlı ama daha çok muhalefetin ağırkanlı iş tutma tarzından kaynaklanan belirsizliğin bir yüzü daha var. Muhalefet de bir belirsizlik kaynağıdır.

Kaba özetle, şöyle:

1- Millet ittifakının yapısı tamamlanmamıştır.

2- Cumhurbaşkanı adayı belirlenmemiştir.

3- Vaat ve vizyonu şekillenmemiştir.

Bu soruların cevabının verildiği Türkiye ile soruların cevapsız kaldığı Türkiye arasında ciddi bir fark olacağı aşikardır.