Şubat 19, 2022 08:34 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: YÖK raporu kaliteyi ortaya koydu, akademisyenler bilim üretemiyor

Yeniasya:

Zamlara tepki çığ gibi

Star:

Emeklilikte Yaşa Takılanlar'da (EYT) önemli gelişme! Tarih belli oldu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Akif Beki 18 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Neyin hatırına Abu Dabi’yle barış?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Muhalefet, Birleşik Arap Emirlikleri’yle yakınlaşmayı sorguluyor. İktidar, Abu Dabi’yi 15 Temmuz darbe girişiminin finansörlüğüyle, Türkiye düşmanlığıyla, Erdoğan’ı devirmeye çalışmakla suçluyordu. Ne değişti de tekrar kardeşimiz oldular? Niye kavga ettiğimiz de, neden barıştığımız da açıklığa kavuşturulmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Doğrusu, baştan gemileri yakmamak, köprüleri atmamaktı.

Devlet ve diplomasi dilinin dışına çıkmak, gelene geçene “diklenmek”, düşman çoğaltmak yanlıştı.

AK Parti, “diklenmeden dik durma” dış politikasını terk ederken eleştiren biri olarak, manevrasını destekliyorum.

Geri dönsün de neye borçluyuz bu dönüşü?

Şimdi iktidar; Mısır’la, Suud’la, Abu Dabi’yle ilişkileri toparlamak, “dış güçler”le yeniden dost ve kardeş olmak istiyor.

Fakat ilişkilerimizdeki gelgit, millete neye mal oldu, bu bir.

Mısır bile ağırdan alıyor, barışmak için talepleri var, ne verip ne alıyoruz, bu da size iki!

Diklenmek de barışmak da bedavaya gelmiyor. Ödediğimiz bedelin ve ne diye ödediğimizin hesabını sormak, normalleşmeye karşı çıkmak değildir.

Muhalefet de haklı olarak o lafları hatırlatıyor; dönüp dolaşıp dediğine gelen iktidarı, kendi argümanlarıyla vuruyor.

“Diz mi çökelim, teslim mi olalım” çıkışlarına ne oldu, soruluyor.

Barışmak şahane de o yenmez yutulmaz suçlamaları nereye koyacaksınız!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Abu Dabi ziyareti başarılı geçti, ne ala!

Ama normalleşmeye sevinmek, sorulması gerekenleri sormaya mani değil.

Deniyor ki; iktidar, Abu Dabi’yi affetmezdi ama milletin yüksek menfaatleri uğruna alttan alıyor, yumuşatıyor, kucak açarak tevazu gösterip alçak gönüllülük ediyor. Şartlar gerektirmese, yüzlerine bakmaya dahi tenezzül etmezdi.

Öyleyse daha fena!

Ya karşı taraf, tevazumuzu yanlış anlar da zayıflık zannedip kötüye kullanmaya kalkarsa!

Ya bizi alicenaplığa zorlayan şartları, köşeye sıkışmışlığa yorar da bundan faydalanmaya yeltenirlerse!

Gerçi Cumhurbaşkanı dün söyledi, “Türkiye, ekonomide tarihinin en güçlü dönemine girmektedir.”Fakat şunu da söyledi:

“Büyük ve güçlü Türkiye’nin yükselişine engel olamayanlar, yarın bu büyüklükten yararlanmak için sıraya gireceklerdir. Bu değişimin yükselen yıldızı Türkiye’dir.”

Amenna! Yalnız, Abu Dabi Kalkınma Holdingi sabırsız, önden sıraya girdi bile, yarını bekleyemiyor.Başkanı Al Suwaidi, Financial Times (FT) gazetesine ocakta, yakınlaşma niyetlerini açıklamıştı.

“TL’deki zayıflığın fırsatlar sunabileceği”nden bahsediyor ve “Türkiye’de varlık satın almak için harika bir zaman” diyordu.

Büyüklük bizde kalsın, eyvallah. Fakat bu iştah ve hazırlık, pek kardeşane gelmedi bana.

Büyüklüğümüzden kelepire çöker gibi yararlanmasınlar!

Biz kardeşçe yanaşırken fırsatçılık yapmayacaklarından emin miyiz?

…***

Ahmet Battal 18 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “dün dündür, bugün yarındır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anayasa Erdoğan’ın yeniden adaylığı için ne diyor ayrı konu. Ama yeni Erdoğan’ın artık aday olamayacağını bizzat eski Erdoğan söylemiş.  Erdoğan 1999’da o zamanki Star’dan Filiz Güler’e “içini dökmüş”. Bunlardan biri özellikle önemli:  “Şu anda bir partim yok. 4 aylık mahkûmiyetin ardından yeniden bir partiye girebilirim. Ancak şartlarım var. Bu partide, 65 yaşın üzerindekiler siyaset yapmayacak... En son 65 yaşında aday olunabilir. 65 yaşında aday olmak demek, 70 yaşında işi bitmiş olmak demektir.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu röportaj, Erdoğan’ın 65 yaşını doldurduğu 2020’de hayli tartışılmıştı. 

Erdoğan’a bunu söyleten elbette lideri Erbakan’ın siyasetten çekilmemesi ve liderlik koltuğunu Erdoğan’a bırakmaması idi.

O sebeple o dönemde “siyaseti dinozorlar şekillendiremez” türünden şeyler de söyleniyordu. 

Bize göre siyasetçiye kanunla yaş sınırı konulamaz. Kişi hissettiği yaştadır. 

Siyasetçi ile bürokrat arasındaki en büyük fark da zaten budur. 

Belli yaşa gelen devlet memuru kendisi istemese de emekli edilir. Siyasetçinin ise emeklisi olmaz. 

Ama kendi kendisine yaş sınırı koyan siyasetçinin de çıkıp durumu izah etmeye çalışması gerekir. 

Erdoğan izah etmeyecektir. Biz onun yerine açıklamaya çalışalım.

Yakın çevresi Erdoğan’a şunları söylüyordur:

- Senden başka bu partiyi toparlayacak ve ayakta tutacak kimse yok. Senin heyecanın kimsede yok.

- Sen kenara çekilirsen partimiz biter ve yıkılır. 

- İktidar elimizden giderse bir daha gelemeyiz.

- Bir daha gelemediğimiz gibi, devr-i iktidarımızda yapıp ettiklerimizden dolayı hesap sormaya kalkan çok olur. 

Bunları çok duyan Erdoğan da kendi kendisine şunları telkin edecektir:

- Yaşlılar siyasetten çekilse iyi olur. Ama ben bu kapsamda “yaşlı” değilim. Aklım ve gücüm yerinde.

- Her kuralın istisnası vardır. 1999’da kuralı söylemiştim. O kural yönünden ben istisnayım. 

- İktidardan inip tekrar çıkmaya çalışmaktansa hiç inmemek daha iyidir. 

- Bu dünyada hesap vermek zorunda kalmadan öte dünyaya gitmek beni ve şöhretimi rahatlatır. 

- Ötedeki hesapta da nasıl olsa Allah Kerimdir ve Rahimdir. 

İkramı ve merhametiyle muamele eder. 

…***

Esfender Korkmaz 18 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dış borçlarda iflas riski arttı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dünya Bankası, Türkiye dahil gelişmekte olan ülkelerde orta ölçekli işletmelerin yüze 46'sının 6 ay içinde borç ödeme sorunu yaşayabileciğini açıkladı. Türkiye için Fitch'in kredi notunu düşürmesinin bu anlamda artı risk olduğunu vurguladı. AKP iktidarı her seçimde KOBİ kredisi dağıtıyor. Şimdi de 60 milyar lira kredi veriyor. Bunların da büyük kısmı KOBİ'lere gidecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

İlgili bakan önce verdikleri KOBİ kredilerinin yatırıma gitmediğini dolaylı yoldan itiraf etti. Bu defa da dağıtılacak 60 milyar lira yatırımlara gitmeyecek. Çünkü yatırımlar için güven ortamı yok.

KOBİ kredilerine Kredi Garanti Fonu kefil yapıyor. Kredi garanti fonunun bir kısmı Türkiye'deki tüm işletmelerin odalara verdiği aidatlar, bir kısmı ise vergi gelirleri ile karşılanıyor. Riskler halka sosyalize ediliyor. Bu şartlarda KOBİ kredilerinde  şimdilik ödeme sorunu olmaz.

Türkiye'nin sorunu dış borçlarda temerrüt riskinin yüksek olmasıdır. Zira Türkiye'nin dış borçlarının GSYH'ya oranı yüksek değil ve falak döviz gelirleri yetersizdir. Bir yandan da, ithal girdi, cari açık ve dış borç ödemeleri nedeni ile döviz ihtiyacı artıyor. Eğer böyle giderse dış borç ödemelerinin bir yerde kilitlenmesi kaçınılmaz görünüyor.

Nedenleri;

1. Döviz  kazanamıyoruz.

Üretimde kullanılan ithal girdi oranı yüksek olduğu için, Turizm gelirimiz olmasına rağmen cari açık devam ediyor. Ayrıca doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmiyor. 2021 yılında Gayrimenkul dışında gelen doğrudan yabancı yatırım sermayesi yalnızca 1,9 milyar dolar olmuş. Bu da Türkiye'deki yabancı yatırımların amortismanı için zorunlu olarak girmiş.

Portföy yatırımı olarak da yalnızca 0,8 milyar girmiş.

Bundan sonra da yabancı yatırım sermayesi gelmez... Hem Hükümete güven yok, hem de kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'ye verdiği not da ''yatırım yapılamaz spekülatif" seviyesindedir.

Sovereing uluslar arası piyasalarda işlem gören tahvillerin her gün CDS oranlarını yayınlıyor. Bu tabloda Türkiye'nin yurt dışı tahvillerinde iflas risk primini gösteren CDS oranı 521,94 baz puandır. Diğer ülkelere göre açık ara yüksektir. Bizden sonra ikinci sırada Brezilya geliyor. Brezilyanın CDS oranı 22,30'dur.

Türkiye faiz artı 5,21 puan sigorta risk pirimi vermek zorundadır. Yani dünyanın en yüksek faizini biz ödüyoruz. Dış borçları çevirmekte zorlanıyoruz.

128 milyar dolar macerasından sonra, MB döviz rezervleri eksiye geçti. Halen eksi 50 milyar dolar kadardır. Eksi rezerv hem güven kaybına neden olur  hem de dış borç riskini artırır.