Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Adım adım buğday krizi
Karar:
Babacan'dan Merkez'in kasasında eksi rezerv uyarısı
Milli gazete:
Kılıçdaroğlu'nun büyük planı: AKP'nin kurucusu Erdoğan'a rakip olacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Battal 26 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasetin nifak odası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasî partilerin çeşitli konularda birbirinden farklı düşünmesi normaldir ve hatta gereklidir. Ana hedef memlekete hizmet olmak kaydıyla hizmetin yolu ve yöntemi konusunda farklı planlara ve programlara sahip olmaları gerekir ve beklenir. Bu farklılıklarla milletin huzuruna çıkmaları ve destek istemeleri demokrasinin gereğidir. Ancak bu farklılaşmanın rahat yürümediği bazı alanlar da vardır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugün bunu tesbit için bir test yapalım.
Her bir önemli konuyu bir “siyaset odası” olarak kabul edelim ve partilerin en yetkin temsilcilerini ya da o konudaki oyun kurucularını o odaya sokup konuşturalım.
Tek şartımız var: Samimiyet.
Hangi odalardaki hangi parti temsilcileri karnından konuşur? Hangi odalardaki hangi parti temsilcileri fikrini net ifade eder?
Tahminimiz:
- Ekonomi odasında herkes fikrini net şekilde söyleyebilir.
- Eğitim odasında da -kısmen- benzer durum geçerlidir.
- Altyapı yatırımları, sağlık … ve benzeri konularda da her parti fikrini ve tercihini net şekilde söyler.
- Hatta resmî ve sivil din hizmetleri odası bile samimî fikirlerin uçuşma alanı olur.
- Anayasa ve ideolojiler konusunda herkes fikrini söyler ve hatta bazı milliyetçi partiler hariç herkes demokrat kesilir.
- Kürt milliyetçiliği odasındaki tartışmada HDP ve benzeri partilerin farklılaşması bir anlam ifade eder.
- Kemalizm odasına girdiğimizde ise burnumuza çok ciddi bir nifak kokusu gelir:
Nifak kokusuyla tütsülenmiş o odada diğer partiler maalesef sınıfta kalır.
Halbuki “demokratım” diyen partilerin o odadaki nifak kokusunu teşhis etmesi ve farklılıkların samimî şekilde dillendirilmesini teşvik etmesi lâzımdır. Hani “vicdan hürriyeti” asrında idik? Demokratlara nasihatimizin ana başlığı bu odayı kapatmak olmalı.
...***
Hakan Topkurulu 26 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, " Dolar sistemi sona eriyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Para; mal ve hizmetlerin değişimi için kullanılan ölçü birimidir. Basit şekilde parayı böyle tanımlayabiliriz. Peki, paraya bu özelliği, ayrıcalığı veren nedir? Paraya, her ülkede ayrı ayrı para birimlerinin oluşması ve her piyasada farklı para birimlerinin kullanılmasının nedeni, o piyasada hâkim olan gücün itibarından gelir. Kısacası bileği güçlü olanın para birimi o piyasalarda hâkimdir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
1. Dünya Savaşı sonrası gerileyen güç Britanya İmparatorluğu’nun yerini 2. Dünya Savaşı galiplerinden Amerika Birleşik Devletleri aldı. 1944 yılında Bretton Woods kasabasında yapılan toplantıda artık dünyada geçerli uluslararası para birimi Amerikan dolarıydı. Büyük Britanya kendi önerisini John Maynard Keynes başkanlığındaki heyet ile kabul ettirememişti. ABD’nin bileği diğer galipleri de kendisine bağlıyordu. Savaşın diğer galip tarafı olan Sovyetler Birliği ise bu hâkimiyetin dışında kalıyor, sosyalist sistem kendi alternatif ekonomik sistemini oluşturuyordu.
ABD ekonomik olarak kontrol etmeye başladığı sözde müttefiklerini, ayrıca silah ile de kontrol altına almalıydı. Bu kontrol mekanizmasının adı NATO idi. 4 Nisan 1949 yılında 12 ülke tarafından kuruldu. Türkiye 1952 yılında pakta katıldı. ABD 2. Dünya Savaşında elde ettiği üstünlüğü, NATO çatısı altında kontrol ettiği ülkeler aracılığıyla sürdürüyordu. 26 Aralık 1991 tarihinde Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte artık dünyanın tek jandarması olmuştu. 2000’li yıllarda Çin üretim gücünü eline geçirinceye kadar askeri ve ekonomik olarak tek güçtü. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti muazzam üretim potansiyelini harekete geçirerek ABD’yi adeta dondurdu, felç etti. Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte Asya ülkeleri de ekonomik olarak ilerleme sağlamaya başlamışlardı. Bu arada Rusya Federasyonu da eski silahlı gücü ile birlikte yavaş yavaş dağılma psikolojisini üzerinden atarak ekonomik olarak da kendine gelmeye başladı.
Dünyanın tek jandarması için artık grafik “eğride plato çizmeye” başlamıştı. Yani yükselen güç artık duralamaya başlamıştı.
Harekete geçirdiği Ukrayna’yı NATO’ya sokma bahanesi ile Rusya’yı tuzağa düşürecekti. Bu arada Belarus ve Kazakistan’da yenilmiş, 2021 yılında ise Afganistan’dan kovulmuştu.
Arada daha unuttuğum nice yenilgiler vardır. Bu yazıyı yazdığım 24 Şubat Perşembe günü akşamı itibariyle Rusya, ABD’nin 2014 ‘teki renkli darbe ile başa getirdiği Zelenski iktidarına karşı kendi ülke bütünlüğünü koruma amaçlı askeri operasyona başlamıştı. Ukrayna’nın sözde müttefikleri ise kendi aralarında Rusya’ya karşı Ukrayna’yı nasıl koruyacaklarına dair düşünüyorlardı. ABD’nin artık hiçbir itibarı kalmamıştı. Kışkırtıp silahlandırdığı Ukrayna’yı yapayalnız bırakmıştı. Bundan sonraki süreçte Rusya’ya karşı etkili bir yaptırım uygulayacağı şüpheliydi.
İşte parayı para yapan en önemli araç “güven” artık ABD doları için kalmıyor. Bunun için önümüzdeki dönemde dolar, rezerv para tahtından iniyor, göreceğiz. Yerine milli paralarla ticaretin yolu açılacak.
...***
Aziz Karaca 26 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Tatlı yalanlar acı gerçekler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tatlı yalanların peşine takılmış nice kitlelerimiz var. Uydurulmuş tatlı yalanları okuyarak, dinleyerek ve etrafına yayarak mutlu olan, gününü gün eden hayli kalabalıklarımız var. Tatlı yalanların sırtından geçinen nice meslek guruplarımız ve meslek erbabımız var. Tatlı yalanların çok mahir pazarlamacıları olmuş ciddi sayıda siyasetçilerimiz var. Tatlı yalan üreten, ürettiği yalanları pazarlayan ve bu yolla sektör haline gelmiş, hatta holdingleşmiş kuruluşlar var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tatlı yalan üreterek, pazarlayarak ve kitlelere yayarak ciddi kazançlar elde eden şirketler ve çok sayıda çalışanları olduğuna göre, demek ki bu toplumda tatlı yalanların alıcısı kitleler oluşmuş durumda.
Vaktiyle, bir siyasi partinin önde gelenlerinden birisi; "Genel başkanımız dünya ile ay arasında dört şeritli yol yaptık dese, buna inanacak seçmen kitlelerimiz var" diyerek bu gerçeğe işaret etmişti. Yirmi yıldan beri ülkeyi tek başına yöneten mevcut iktidar partisinin sözcüleri, hayatı yaşanmaz hale getiren fahiş zamlarla ilgili olarak muhalefet partilerini suçlarken, sosyal medyadaki takipçileri de ısrarla bu gülünç iddiayı savunuyorlar.
Yine iktidar sözcüleri, kilometrelerce uzayan ucuz ekmek kuyruklarını 'kurgu' olarak dillendirirlerken, bir çoğu bu kuyruklar arasında yer aldıkları halde sosyal medya hesaplarından bu komik iddiayı da savunmaya devam ediyorlar.
Tatlı yalanlara sarılmak, onları savunmak demek ki acı gerçeklerle yüzleşmekten daha kolay geliyor bazılarına. Tatlı da olsalar, sonuç itibariyle yalan olduklarına göre, peşlerine takılanları mutlu etme süreleri sınırlı ve boş çıkma, boşa çıkmaları ihtimal değil, mutlak kesinliktir. Hal böyleyken insanlık tarihi şahittir ve ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz 21. yüzyıldaki gelişmeler de şahittir ki, her devirde çoğunluk hep tatlı yalanların peşine takılmakta ve gerçeklerden sürekli kaçmaktadır.
Her çağda ve özellikle bu çağda tatlı yalanların müşterisi çok ve fakat acı gerçeklerin takipçisi daima az olmuştur. Dünya sefalet endeksinde, hak-hukuk ihlallerinde, yolsuzlukta ve haliyle yoksullukta, emeğin ve alın terinin kadru kıymetini bilmemekte, ülkeler arasında hep başı çektiğimiz gibi, korkulur ki, tatlı yalanların peşine takılma ve acı gerçeklerle yüzleşmekten ısrarla kaçınma hususunda da en başlardayız. Tatlı yalanların ömrü gün doğana kadar, yerlerini acı gerçeklere bırakmaktan başka çareleri yoktur.