Mart 02, 2022 08:34 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Altı muhalefet partisinin sistem çalışmasında eski anayasalara eleştiri

Milli gazete:

Enflasyon rakamları fırlayacak! Almanların dev bankası rakam verdi

Star:

Elektrik faturalarında yeni düzenleme! 84 milyon vatandaş kazançlı çıktı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 1 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yeni bir siyasi iklim, düzen ve ahlaklı politikacı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Evet, ülkenin yönetilmesi planlanan anayasal sistemin ana hatları açıklandı. Arzulanan bir metni açıkladılar. Bu metin, uzun süredir yaşadığımız, kural, hukuk, yasa, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri tanımaz bir dönemden çıkarılan değerli deneyimleri bir araya getiriyor ve bir siyasi-toplumsal demokrasi geleceği vaat ediyor. Milletin geniş bir kesimini temsil eden metin, dahası iktidardan umudunu kesen AKP ve MHP’ye oy verenlerin de desteğini alacaktır. Ayrıca, resmi ittifak dışından da çok geniş bir destek bulacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İttifakı önemsiyorum. Ülkenin ve milletin yeniden bir araya getirilip uygarca tartışabileceği, uzlaşabileceği ve ortak kararlar alabileceği görüldü. 

Çok kötü bir dönemden siyasi olarak ışıltılı ve ahlaklı yeni bir döneme geçmeyi öneriyor metin. 

Bu açıdan, Türkiye uzun süren kötü bir siyasi geçmişe, siyaset yapma biçimine, siyasi yiyiciliğe, ahlaksızlığa son verilebilir bir dönemin de penceresini açıyor.

Salt başkanlık rejimini, Recep Tayyip Erdoğan’da cisimleşen yönetim biçimini tasfiye etmenin çok daha ötesinde bir anlam taşıyor bu metin.  

Böylece sorun RTE olmaktan çıkıyor. “Tek amacınız RTE’yi tasfiye etmek” diyen sözde politik ucuz yorumlara da son veriyor. Hayır, mesele çok daha geniş... Berbat bir sistemi tasfiye etmenin bile ötesinde, yeni bir siyasi iklim, yeni bir siyasi düzen, yeni bir ahlaklı politikacı tipini ve partisini-particiliğini arzulayan bir metin var önümüzde.

Bu açıdan da RTE’den de önce var olan küflü, içinde tüm kötülüklerin de bulunduğu bir dönemin üzerine çizgi çekebilecek bir umut ve beklenti yaratıyor Millet İttifakı.

Cumhuriyetin belki de ilk kez kendisine tasallut olan her türlü antidemokratik yapının, tek adamlık dahil, belki de artık tasfiye edilebileceği ve Cumhuriyetin demokrasi ile birleşebileceği/bütünleşebileceği bir dönemin ışığı görünüyor sanki.

Şüphesiz, mesele uygulamada ve ittifakın tüm bileşenlerinin de “yeni dönem tarzı siyaset” konusunda kafalarının berrak olup olmamasında. 

Çünkü bu yeni tarzı siyaset, yeni bir siyaset adamı profili gerektiriyor. 

Veya yaşadığımız kötü geçmişin, bugünkü Millet İttifakı politikacılarını da yeni politika konusunda ve nelerin yapılmaması, nelerin yapılması konusunda eğitmiş olabileceğini umut etmek istiyoruz.

Millet İttifakı’nın bir araya gelmesi, salt bir parti ve lider çıkarının üzerinde ve ötesinde bir anlam taşımalı.

Şu bir gerçek: İttifak partilerinin çıkarı, iktidara gelebilmek ve var olabilmek için bir araya gelmekte yatıyor. İttifakın en önemli siyasi çıkarı şüphesiz budur.

Fakat salt parti ve lider çıkarı için adım atılmasını düşünmek, geleceğin arzulanan siyasi umudunu ciddi gölgeler veya karartır.

Demokratik, hesap verecek ahlaklı bir siyasetin adımlarının bu ittifaka eşlik etmesi, “yeni dönem açılıyor”, “tarihi bir an” biçimindeki düne yüklenen nitelemeleri hak edebilir.

Yoksa burada bizler mi bu hayali kuruyoruz, henüz bilmiyoruz. Geçmiş deneyimler, bizi temkinli iyimserliğe itiyor. Yaşadığımız geçmiş zaman bir ömrü aşmıştır; demokratik cumhuriyet ve ahlaklı siyaset umudumuzu köreltmiştir.

…***

Kazım Güleçyüz 1 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Çeyrek asır sonra tersine bir 28 Şubat Hayırlı olsun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Çeyrek asır önce bir MGK toplantısıyla başlayan ve merkezinde yer alan askerin diğer kurum ve kesimlerle kamuoyunu yönlendirdiği süreç, demokrasinin ciddî şekilde daraltıldığı, yoğun hak ve hürriyet ihlallerinin yaşandığı, yargının da baskı altında hukuka uymayan kararlar verdiği bir tabloyu ortaya çıkarmıştı. Önceki askerî darbelerden farklı olarak zamana yayılan ve “postmodern darbe” diye anılan bu dönem, 28 Şubat süreci adıyla kayda geçti. Aktörlerinin çoğu artık yok; bir kısmı cezaevinde; ama sonuçları hâlâ devam ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Keyfî ve hukuksuz KHK ihraçları; masumiyet karinesi, suç ve cezanın şahsîliği, âdil yargılanma ve savunma hakları başta olmak üzere en temel hukuk ölçü ve prensipleri çiğnenerek gerçekleştirilen delilsiz gözaltı, tutuklama, yargılama ve mahkûmiyetler bunun sonucu.

Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp Meclisi işlevsizleştiren, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının canına okuyan, medyayı, üniversiteleri ve sivil toplumu tamamen kendisine bağlayıp pasifize eden ve biat ettiremediklerine her türlü baskıyı reva gören tek adam rejimi de.

Böyle bir tabloda, bu rejime itiraz eden ve ülkeyi yeniden “güçlendirilmiş” bir parlamenter sisteme döndürmek için güçbirliği yapan 6 partinin liderler düzeyinde önce 12 Şubat’ta bir araya gelerek, ardından 28 Şubat’ta ikinci büyük adımı atmaları tarihî bir öneme sahip.

Bu seferki 28 Şubat buluşması, çeyrek asır öncesinin MGK eksenli sürecinden çok farklı bir şekilde, sivil görüntülü bir MGK rejimi olarak işlemekte olan tek adamlık vesayetini kaldırıp demokrasinin önünü açacak bir gelişme. 

12 ve 28 Şubat 2022 buluşma ve deklarasyonları, 1950 öncesindeki çok partili sisteme geçiş çabalarının kilometre taşları olarak tarihe geçen Dörtlü Takrir ve Hürriyet Misakı gibi çıkışlara denk ve en az onlar kadar değerli.

O günün şartlarında o çıkışlarla tek parti ve tek adam rejimi bertaraf edilmişti. Şimdi de bu çalışma ve buluşmalarla ortaya konulan demokratik güçbirliği, ülkeyi 15-20 Temmuz sürecinde içine sokulduğu tek adam rejiminden ve ürettiği kronik sorunlardan kurtaracak.

…***

Fatma Çelik 1 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem açıklaması yine umut oldu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Muhalefetteki 6 partinin yaptığı çalışmalar neticesinde hazırladıkları güçlendirilmiş parlamenter sistem önerileri, hukukçu genel başkan yardımcıları tarafından açıklandı. Öncelikle dikkat çeken noktaların başında, özgürlük, çoğulculuk ve düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığına yapılan vurgu vardı.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şeffaflıktan, hesap verilebilirlikten bahsediliyordu.

"Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti, güçlendirilmiş parlamenter sistemin olmazsa olmazı" deniliyordu.

Demokrasinin olmazsa olmaz 4 başlığı üzerinden açıklananlara bir bakalım:

1. Çoğulculuk

Çoğulculuk, yani en basit ifadesiyle, sayısal çoğunluğun değil, azınlıkta kalan fikirlerin de değer gördüğü ve temsil edilebildiği, bu açıdan gerçek manada demokrasiyi tesis etmeyi sağlayan bir unsur olarak iki açıdan ele alınır: İdeolojik çoğulculuk, yani kişilerin ifade ve düşünce özgürlüklerinin, sivil toplum kuruluşlarının önemine dair olan çoğulculuğun sağlanması ve kurumsal çoğulculuk, yani çeşitli kurumların devlet yönetiminde yer alması.

Açıklananlar, her iki açıdan da çoğulculuk ilkesini besler nitelikler içeriyordu.

2. Hukuk Devleti

Hukuk kurallarına bağlı, vatandaşlara hukuk güvenliği sağlayan bir devleti garantileyen hukuk devlet ilkesi açısından özellikle de olmazsa olmaz olan yargı bağımsızlığına yapılan vurgu umut verdi.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun adalet sisteminin tabiatına uygun olarak hâkimler kurulu ve savcılar kurulu olarak ayrılacağı ve Adalet Bakanı ile yardımcısının bu kurullarda yer almayacağı, uzun zamandır beklenen ve arzu edilen bir düzenleme olarak sevindirdi.

3. Siyasal Katılım

Seçme ve seçilme hakkının kullanımı ve kamu hizmetlerine katılım gibi siyasal hakları içeren bu başlık açısından oy hakkının güvence altına alınması için İstanbul seçimlerinin tekrarlanmasında önemini bir kere daha anladığımız Yüksek Seçim Kurulu kararlarının denetlenebilirliğini sağlayacak yenilikler oldukça mühimdi.

4. Temel Hak ve Özgürlükler

Kadın-erkek eşitliği vurgusu, ilkokuldan itibaren bu eşitliğin ve insan haklarının ders olarak konulması salondan en çok alkış alan açıklamaların başında geldi. Gerçekten de küçük yaşta çocuklarda "hak" bilincinin oluşturulması ve haksızlığa karşı durma hassasiyeti yaratılması, geleceğin Türkiye'si için olumlu bir vaatti.