Mart 09, 2022 11:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'de köşe yazarları

Cumhuriyet: Zamlara dur diyelim

Yeniçağ:

Bazı kişi ve kuruluşların mal varlıkları donduruldu

Yeniasya:

Gıdada kritik eşikteyiz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kahveci 8 Mart tarihli Karar gazetesinde, "Bu zamlar neden?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Temmuz 2008’de brent petrol 145$: Benzin litre fiyatı 3,55 lira; mazot litre fiyatı ise 3,38 lira. Nisan 2011 ise petrol 126$ iken, benzin 4,16; mazot ise 3,62 lira Mart 2012’de yine petrol 126$ ve benzin 4,69; mazot 4,0 lira. Bu yılın ocak ayında mazotun ham fiyatı 8,50 lira ederken, vergi (%49) ve toptancı-bayi payları ile 13,75 liradan satılıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Haziran 2014’de ise mazot fiyatı 1,66 lira ederken vergi (%136) ve toptancı-bayi payları ile 4,40 liraya satılıyordu.

Kısacası şu anda vergi oranı çok daha düşük tutuluyor.

İyi ama buna rağmen neden akaryakıt fiyatları can yakıyor?

Ya da sorumuzu şu şekilde soralım: Petrol fiyatları bundan 10 yıl önce de 125 dolar seviyesindeyken ve de mazottan bugün alınan verginin 3 katı vergi alınırken bayi satış fiyatı neden bu derece arttı?

Gece yürürlüğe giren son zamla ve bu gece gelebilecek olan yeni zamla birlikte mazot artık 23,0 liraya yol almış olacak.

Demokrasiden uzaklaşma, ben bildiğimi yaparım anlayışı vs vs ile bugünlere geldik. İktisat bilimini bile terse yatırdığımız için de bugün bu faturayı ödüyoruz.

Eylül’den bu yana kur artışı olmasaydı mazot fiyatı bugün 12,0 lira civarında olacaktı. Eğer mazota 21 lira ödüyorsak anlayın ki bunun yarısı kurdan dolayı. İyi ama kur niye arttı?

Faiz sebep-enflasyon sonuç diyerek bugünlere geldik. 

...***

Faruk Çakır, 8 Mart tarihli Yenisya gazetesinde, " Zeytinden peynire"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yine konuşulmadan, kamuoyu ya da ehil olanlar arasında yeterince ve belki de hiç tartışılmadan bir yönetmelik değişikliği yapılmış ve buna göre zeytin ağaçlarının madenciliğe feda edileceği iddia ediliyor. “İddia ediliyor” dememizin sebebi, iktidar cenahının “Hayır ağaçlar kesilmeyecek, ihtiyaca göre taşınacak” mealine gelecek şekilde beyanlarda bulunması."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Netice olarak 1 Mart’ta Resmî Gazete’de yayımlanan yeni bir yönetmelikle zeytinliklerin maden projelerine açılması mümkün hale gelmiş. İlgili yönetmelik’te, “elektrik ihtiyacını karşılamak üzere yürütülen madencilik faaliyetlerinin” zeytinlik alanlarına denk gelmesi durumunda “zeytin sahasının madencilik faaliyeti yürütülecek kısmının taşınmasına” Bakanlık tarafından izin verilebileceği belirtiliyormuş. 

Tabiî ki ülkemizde işlerin ‘verilen sözler’e göre değil de daha çok ‘duruma’ göre yürütüldüğü herkesçe bilinir. “Ağaçları kesmeyeceğiz, taşıyacağız” diye yönetmelik yazılır ama ekseriyetle fiilî durum farklı olur. Meselâ, Karadeniz Bölgesi’nde yapılan “değirmen tipi küçük HES” inşaatları yapılırken derelere toprak dökülmeyeceği ve yine derelerde yeteri kadar ‘can suyu’ bırakılacağı ilân edilmişti. Sonra bu sözlerin unutulduğu, derelerin topraklarla doldurulduğu ve ‘can suyu’nun da çoğu yerde ihtiyaç nispetinde bırakılmadığı anlaşıldı. Benzer durumun zeytin ağaçlarında yaşanmayacağını kim garanti edebilir?

Türkiye Ormancılar Derneği, yaptığı açıklamada şöyle demiş: “Zeytinlik, olduğu ortamda zeytinliktir. O zeytinliği taşıyacağınız yer yoktur. Varsa zaten orası da zeytinlik yapılmıştır.

Yönetmelik değişikliğinin bir de şartı var! Madencilik faaliyeti yürütecek kişiye, faaliyetlerin bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getirmeyi taahhüt etmesini şart koşuyor. Madencilik faaliyetinin bitiminde, o alanın tekrar zeytinciliğe uygun hale gelemeyeceği çok açıktır. Bu şart, kamuoyunu kandırmak dışında hiçbir işe yaramayacak ve yaptırımı bulunmayan bir şarttır.”

Madencilik faaliyetinin bitiminde sahaların rehabilite edilerek yeniden zeytinlik olması çok zor. Taş ocakları için de rehabilite sözü verilir. Acaba kaç tane taş ocağı rehabilite edildi?

...***

Esfender Korkmaz 8 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonomik bunalımdan nasıl çıkarız?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyoruz. Önceki krizler ekonomik krizlerdi. Ayrıca her seferinde hükümetler tarafından krizden çıkış için istikrar programı yapılmıştı. Bugünkü kriz daha kapsamlıdır. Zira ekonomik kriz yanında aynı zamanda demokrasi, hukuk, devlet, yönetim ve güven krizi de yaşıyoruz. Buna rağmen maalesef hükümet kriz yok diyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

5 Mart 2022'de bu köşede, ''Çıkış yolu demokrasi'den geçer'' başlıklı yazımda demokratik, hukuki ve kurumsal altyapıyı yeniden oluşturmak gereğini yazmıştım. Bu konuda 6 partinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem'de uzlaşması, bu krizlerden çıkış umudumuzu artırmıştır.  

Aslında halk da parlamenter sistem istiyor. Bu konuda yapılmış 15 anket ortalamasına göre 2020 yılında halkın yüzde 41'i başkanlık, yüzde 59'u ise parlamenter sistem istiyordu. 2021 sonunda, halkın yüzde 34'ü başkanlık, yüzde 66'sı ise parlamenter sistem istiyor.

Krizden çıkış için alınması gereken ekonomik önlemler, geçmiş istikrar programları gibi kısa ve orta vadeli programlar şeklinde olmayacaktır. Devlet-piyasa dengesinin yeniden kurulması, yapısal sorunların çözülmesi ''uzun zaman ve Yapısal Dönüşüm Planı'' gerektirir.

Yapısal Dönüşüm Planı ve devletin yeniden yapılandırılması:

 Devleti yeniden yapılandırmak, liyakat esasına göre demokratik devlet hüviyetine dönmesini sağlamak gerekir. Devleti parti devleti olmaktan çıkarmak lazımdır.

Merkezî devlet ve mahalli idarelerin, yetki ve sorumluluğu yeniden tarif edilmeli; merkezî devletin yerel yönetimler üstündeki vesayeti kaldırılmalı, yetki çatışması önlenmelidir.

Her ülkede devlette yolsuzlukları önleme yasaları var; ancak siyasi iktidarların ve hükümetlerin niyeti önemlidir. Türkiye yolsuzluklar açısından da uluslararası kurumlar tarafından sürekli tenkit edilmektedir. Merkezî ve yerel yönetimlerde yolsuzluk ve özellikle kamu hizmetlerinde kalıplaşmış belirli bir komisyon oranı konuşuluyor ise, o ülke ekonomisi dikiş tutmaz. Hiç bir istikrar önlemi fayda vermez. Çünkü böyle ekonomilerde kaynaklar etkinlik kriterlerine göre değil, kişisel veya parti çıkarlarına göre dağıtılacaktır.

Yine geçmiş yolsuzlukların üstüne gitmeyen ülkelerde, yolsuzluk geleneksel hale gelir. Türkiye'de siyasette ''Hırsızsa, bizim hırsızımız '' sözü adeta deyiş haline gelmiştir.

Kamu kaynakları etkin kullanılmalıdır. Bütçeye yeniden Meclis ve Sayıştay denetimi getirilmelidir. Meclis denetimi dışındaki fonlar ve uygulamalar kaldırılmalı; belediyeler dışında tüm kamu  sektörünü kapsayacak, "global bütçe" uygulamasına gidilmelidir.

Kamu-Özel İşbirliği Kanunu tamamıyla kaldırılmalıdır. Bu yolla yapılan yatırımların halka maliyeti hem bugün hem de potansiyel olarak yüksektir. Dolar olarak talep garantisi dünyanın hiçbir ülkesinde ve hiçbir uygulamada yoktur. Bu yolla yapılan, köprü, tünel, yol, hastaneler, cari yatırım değeri ile devletleştirilmelidir. Devletleştirme ödemeleri, bu kapsamda yapılan yatırım gelirleri ile karşılanabilir. Kamu Özel İşbirliği yerine ''Yap-İşlet-Devret'' yasasına dönülmelidir.

2- Yapısal Dönüşüm Planı ve yapısal sorunlar:

Yapısal sorunların başında piyasa yapısı geliyor. Piyasada rekabetin sağlanması, tekel ve oligopol yapıların önlenmesi, spekülasyon ve manipülasyonun engellenmesi ile mümkün olur.

Telekom gibi devlet tekellerinin, elektrik dağıtımı gibi halkın refahında stratejik öneme sahip hizmetlerin, Et-Balık ve SEKA gibi piyasada fiyatları düzenleyen kurumların özelleştirilmesi, tekelci ve oligopol piyasalar yarattı. Bu kurumların yeniden devletleştirilmesi gerekir.

Piyasada rekabeti artırmak için devlet-piyasa optimum dengesini kurmak gerekir. Sosyal faydası yüksek eğitim ve sağlık hizmetlerinde bütçeden daha fazla yatırım yapılmalıdır. Uluslararası standartlara uymayan, özel sağlık kurumları devletleştirilmelidir.

Reel sektör, finans sektörü arasındaki dengeyi yeniden kurmak ve finans sektörünün reel sektörü temsil edebilme si için sermaye piyasasının ve bankacılık sektörünün yeniden yapılanması gerekir. Bu kapsamda 4 kamu bankasının siyasi yemlik olarak kullanılmasını önlemek için özelleştirmek gerekir.

Elbette bu Yapısal Dönüşüm Planı içinde, iktisat ve maliye politikaları, koordineli olarak yer almalıdır.