Mart 16, 2022 10:55 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Erbaş'ın VİP araçları

Yeniasya:

Cumhurbaşkanı seçim propagandası yapamamalı

Karar:

Rusya: Çavuşoğlu-Lavrov görüşmesi uluslararası sorunlarda stratejik vizyonu güçlendirecek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 15 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Baraj yüzde 7’ye çıkıyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Erdoğan’la Bahçeli arasındaki her görüşmenin ana konularından biri olan seçim yasasındaki değişiklikte ortak bir noktaya gelindi. AKP’nin hukukla oynama işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Hayati Yazıcı, taslağı Meclis Başkanlığı’na sundu. Yazıcı ile MHP’deki mevkidaşı Feti Yıldız, genel başkanlarından aldıkları talimatı gayet başarılı bir şekilde yerine getirmişler, seçim yasasının altını üstüne getirmişler!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Özeti şu:

Millet İttifakı’nın anlamsız hale getirilmesi, çıkaracağı milletvekili sayısının en aza indirilmesi için tüm engelleri özenle yerleştirmişler!

İktidar, seçim yasasına kafa yorduğu kadar ülke sorunlarının çözümüne kafa yorsa, daha iyi yönetilirdik.

Seçim barajı yüzde 7’ye yükseltiliyor! 

Yanlış okumadınız, yüzde 7’ye indiriyoruz diyorlar, aslında yükseltiyorlar. 

Halen yüzde 10 olan ülke barajı yüzde 7’ye iniyor ama fiilen bölge barajı gelmiş oluyor. Zira bir seçim bölgesinden milletvekili çıkarmak için o bölgedeki oyun yüzde 7 olması gerekiyor. Siyaset dilinde artık oy diye adlandırılan oylar da en çok oy alan ittifak ortağına yazılmıyor. Özellikle 3-4 milletvekili çıkaran orta büyüklükteki illerde CHP ile İYİ Parti birbirini tamamlamış ve milletvekili çıkarmıştı. Örneğin Kütahya, Isparta, Niğde, Karaman, Kastamonu, Kahramanmaraş gibi illerde Millet İttifakı milletvekili çıkarmıştı. 

Yeni düzenleme Meclis’ten geçerse bunların çoğunun Cumhur İttifakı’na geçme olasılığı var.

Seçime katılmak için Meclis’te grup kurmuş olmak yeterli idi. Bunun yerine en az 41 ilde bütün kongreleri yapmak ve iki defa ertelememiş olmak gerekiyor. DEVA ve Gelecek Partisi başta olmak üzere pek çok partinin seçime girmesini güçleştirecek bir durum. 

HDP’ye yönelik kapatma davası devam ediyor. Yapılacak düzenlemelerden nasıl etkileneceği Yüksek Seçim Kurulu’na verilecek talimata bağlı görünüyor!

Seçmen kütüklerinin yazımı ve seçim kurullarının oluşması ile ilgili düzenlemenin hayata nasıl geçeceği net değil. İnsan ister istemez şöyle düşünüyor:

Milletvekili sayılarıyla oynamak için her şeyi yapan, seçmen kütükleri ve seçim kurulları için neler yapmaz!

10 sayfalık, 15 maddeden oluşan değişiklikte ilk aşamada dikkatimizi çekenler bunlar.

Seçim yasasındaki değişiklikler, seçime bir yıldan az kala yapılmışsa kullanılamadığı için erken seçim tartışmasının da bittiği iddia ediliyor. Ancak bu, baskın seçim olasılığının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bizde seçim tarihi “ürkeklik-erkeklik” üzerinden tartışılır. Kimse “seçimden kaçan taraf” olmak istemeyeceği için bunun da bir yasası bulunur.

Türkiye, ittifaklarla 2018 genel seçimleri öncesinde tanıştı. Erdoğan ve Bahçeli, CHP ile İYİ Parti’yi etkisizleştirmek için ittifak yasasını çıkarmış, Kılıçdaroğlu ile Akşener’in aynı kıvraklıkta hareket edemeyeceğini düşünmüştü.

Öyle olmadı. Cumhur İttifakı kadar Millet İttifakı da yeni duruma ayak uydurdu.

2019’daki yerel seçimlerde de Millet İttifakı kazançlı çıktı. Mevcut sistem üzerinden genişleme hesapları yapan Millet İttifakı’nın planlarını bozmak üzere özenli bir çalışma yapılmış. Bu durum şunu gösteriyor: Demek ki Cumhur İttifakı yenilgiyi gördü, yasa oyunlarına sarılıyor. Bu tür oyunlarla alabileceği yol çok sınırlı. Bu plan da geri teper. Seçmen AKP-MHP’yi göndermeye kararlı... Yerine ne koyacağını düşünüyor.

...***

Akif Beki 15 Mart tarihli Karar gazetesinde, " Seçim barajı milli irade gaspıdır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Enflasyonu düşürmeyi başardıkları yıllarda AK Partili bakanlar, hep şunu söylerdi: “Enflasyon, halkın cebinden çalınan paradır.” Enflasyon, halkın parası için neyse seçim barajı da halkın oyu için işte odur. Biri milli paradan, diğeri milli iradeden götürür. Sandıklara sahip çıkmanın önemi malum. Amaç, oy hırsızlığını önlemek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hiçbir parti, kendisine atılan oyların başka partiye yazılmasını istemez. Sahte oylarla seçimi kaybetmeyi de.

Hiçbir seçmen de verdiği oyun başka partiye kaydırılmasına rıza göstermez.

Ama bu illa sandıkta yapılmıyor ki, başında durup sahip çıkarak önlensin.

Seçim sistemiyle oynayarak yapıldığında, sandık görevlileri neye yarar?

Enflasyon benzetmesiyle söylersek; “seçim barajı, halkın sandıktan çalınan oyudur.”

Baraja takılan oylar, başka bir partiye sandalye kazandırıyor. Milli iradenin, yasal düzenlemeyle gaspından başka nedir?

Fakat meşru bir gerekçeye dayanıyordu: Yönetimde istikrarı sağlamak!

Yani sandıktan tek parti iktidarları çıksın, koalisyonlar çıkmasın, ülke yönetiminde istikrarsızlığa yol açılmasın diye baraja katlanılıyordu.

Temsilde adaletten fedakarlık edilmesinin amacı, istikrarı korumaktı.

Baraja takılan en yüksek oy oranı, 2002 seçimlerinde görüldü. Yalnızca iki partinin barajı aşması, Meclis’te temsil edilmeyen oy oranını da rekora taşıdı. İlk kez geçerli oyların yüzde 46’sı, meclis dışında kaldı. Ve 550 sandalye, AK Parti’yle CHP arasında taksim edildi.

Halbuki artık Cumhurbaşkanlığı sistemindeyiz, sandıkta kişi hükümeti seçiliyor.

Tek parti bile değil, tek kişi iktidarını garanti etmek için getirilen bir sistemde, seçim barajı hala ne arıyor, nasıl savunulabiliyor?

Hani siyasi istikrarın seçimde bozulma ihtimali de koalisyonlar da bu sistemle artık imkansızlaşmıştı!

Yeni hükümet modelinin bir numaralı vaadi, yönetimde istikrarı güvenceye alması değil miydi! İktidar sözcüleri, her fırsatta bunu hatırlatıp durmuyor mu!

Yönetimde istikrara etkisi sıfır. Yine de seçim barajını sıfırlamıyorlar. Onun yerine, yüzde 10’dan yüzde 7’e düşürecekler.

Seçim barajı, hangi gerekçeyle hala meşrulaştırılacak! Siyaset mühendisliğinden başka ne dayanağı var!

...***

Cevher İlhan 15 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasetin demokratikleşmesi için…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“Cumhur ittifakı” ortaklarının AKP ve MHP’nin Meclis’e sunduğu on beş maddelik “Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu” teklifinin siyasetin demokratikleşmesinde yetersiz olduğu ortada. Siyasi partiler ve seçim sisteminin “tek kişilik ucûbe sistem”e uyarlamayı amaçlayan “teklif”te AKP’nin 19 yıldır savsakladığı “seçim barajı”nın yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşürülmesi, partilerin seçime girmeleri için Meclis’te grup kurmaları şartının kaldırılması dışında ciddi bir düzenleme yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aksine, seçimlerde en kıdemli hâkimin il seçim kurulu başkanlığı görevinin yürütmesi hükmü değiştirilerek en kıdemli üç hâkim arasında kura ile belirlenmesi belirlenmesiyle “iktidara yakın isimler”den oluşması hedefleniyor.

Keza ittifaka giren partilerin kendi bölgelerinde yeterli oya ulaşmamaları durumunda Meclis’e milletvekili gönderemeyeceği” kaydının getirilmesi, “ittifakın aldığı oy toplamı seçim barajını geçmesi halinde ittifakta alan partilerin o seçim bölgesinde yer alan oyları sayılır” ifadesindeki kasdın çokça tartışılacağı teklifte “başbakan” kelimesinin yasa metninden çıkarılması benzeri “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”ne uyum maddeleri benzeri şekli değişikliklerle kalınıyor.

Görünen o ki “iktidar bloku”nun teklifi bu yasayı da bir tek politik rantı hesâbına gözbayoma değişikliklerin ötesine geçmiyor. Oysa siyasi partiler ve seçim sisteminin demokratikleşmesi için daha esaslı ve kapsamlı demokratik düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Bu bakımdan, altı partinin imzaladığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem”in kalbi hükmünde olan millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in temsil gücünün arttırılmasının yanında “TBMM’ye giden yolların demokratikleşmesi” çağrısı bu hususta büyük önem taşıyor.

Siyasi partiler arasında âdil rekabet imkânlarının temini amacıyla son milletvekili genel seçimlerinde en az yüzde bir oy alan siyasi partilerin Hazine yardımından yararlanması, siyasetin finansmanının denetimi ve AKP iktidarında hoyratça suiistimal edilen devlet imkânlarının kullanılmasının önlenmesinin siyasetin demokratikleşme ıslâhında ehemmiyetli bir işlev göreceği belirtiliyor.