Mart 17, 2022 10:43 Europe/Istanbul

Bu programımızın ilk bölümünde Trump'ın 2017 yılındaki ulusal güvenlik stratejisini ele alacağız.

Donald Trump, Hillary Clinton'a karşı 2016 seçim kampanyasını "Önce Amerika" ve "Amerika'ya Büyüklüğü Geri Getir" sloganıyla başlattı. Tabii ki 2016 başkanlık seçimi öncesinde her iki aday da kendi partilerinin başkanlık seçimi için nihai adayı olarak seçilmek üzere partileri içinde nefes kesici bir süreçten geçtiler. Aynı zamanda, bazı analistler bunu siyasi arenayı daha çalkantılı hale getirecek yeni bir siyasi normun ortaya çıkışının bir işareti olarak gördüler.

Aylık Atlantic dergisinde siyasi analist olan Ron Brownstein, 2016'da şunları yazdı: "Her iki önde gelen adayın (Demokrat ve Cumhuriyetçi adayların) üstünlüğüne rağmen, Clinton ve Trump muhtemelen eleme turunun son gününde rakipleriyle rekabet etmek zorunda kalacaklar. Böyle fırtınalı bir yarış yeni (siyasi) bir normun sinyalini verebilir: 1980'lerden bu yana, başkanlık seçimi için her iki partiden aday seçme süreci her zaman basit bir şekilde halledildi, ancak bu yılki yarış yapısal değişiklikleri yansıtıyor ve bu da daha uzun ve daha çalkantılı sonuçlara yol açabilir. Adayların parti içi rekabeti hiç bu kadar yoğun olmamıştı. Günümüz parti içi rekabetin maraton koşudan triatlon'a dönüştüğü söylenebilir. "

Başkanlık seçimleri kampanya sırasında Trump, ihmal edilen kesimler ve beyaz işçi sınıfını harekete geçirmede çok başarılı oldu. Bu sınıf, Trump'ın konuşmalarında, özellikle zenginlerin vergilendirilmesi ve sosyal hizmetlerin azaltılması gibi geleneksel Amerikan düşüncesinin bir parçasına bağlı görünürken Trump'a yöneldi.  Beyaz işçiler, Bill Clinton Başkan seçilene kadar geleneksel olarak Demokrat Partiyi desteklediler ve geleneksel olarak Demokrat parti adayına oy verdiler. Trump, esas olarak beyaz işçi sınıfını etkileyen eşitsizliğin artması ve Amerikan siyasi sisteminin çıkar gruplarının egemenliğini altında olması gibi iki ana soruna değindi. Bu sloganlar beyaz işçi sınıfının oylarını toplamada etkili oldu. Ancak Trump'ın başkanlığının sonunda bu sınıf 2016'ya göre pek avantajlı bir konumda değildi.

Trump, "artan eşitsizlik" ve "çıkar sahibi grupları ve gölge hükümetinin siyasi sistemi etkileme" konularını ele almak için herhangi bir plan sunmasa da, Amerikan seçmenleri Trump'ın popülist söylemi etkisi altında bu önemli konuya dikkat etmedi. Seçmenler medya tartışmalarına dikkat bile etmediler ve Trump'ın medyada öne sürülen zaaflarını ortaya çıkarmak çabalarına aldırış etmediler. Görünüşe göre bu ifşaatlar onların oylarını etkilemedi. Donald Trump, Amerikan siyasetine ve medya sistemine olan güvensizliğin doruğa çıktığı bir dönemde aday oldu. Trump, bu durumu kullanarak, görünüşte parti desteğine ihtiyacı olmadığını göstermiş ve ne zaman bir Cumhuriyetçi isim aleyhinde konuşsa, siyasi sisteme karşı olduğunu ve doğru yolda olduğu için gurur duyduğunu belirtmişti. Bu nedenle, Trump'ın kampanyası Amerikan siyasi geleneğine aykırıydı. 2016 seçimlerini Rus müdahalesi iddialarına rağmen popülist bir yaklaşımla kazandı. Sonuçta Trump'ın 2017'de başkanlığına başlaması ABD'nin iç ve dış politikasını sarstı.

Aralık 2017 başkanlık seçimlerinin ardından Donald Trump, yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesini yayınladı. Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD hükümetinin yıllık olarak yayınlaması gereken bir belgedir. Bu belge, Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası düzeydeki çıkarlarını ve hedeflerini ve Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal güvenliği için önemli olan konuları özetlemektedir. Bu belge, diğer belgeler gibi, o zamanki hükümetin stratejik hedeflerini yansıtmaktadır. Bu belgede Trump, önemli iç ve dış konulardaki stratejik görüşlerini sundu. Bu nispeten uzun belgenin ana hatları, kilit noktaları ve stratejik hedeflerine sohbetimizin devamında değineceğiz. 

Bu belgenin giriş kısmında şu ifadelere yer verilmiştir: " Amerikan halkı, Amerikan büyüklüğünü geri kazandırmam için beni seçti. Yönetimimin Amerikan vatandaşlarının güvenliğini, çıkarlarını ve refahını ön planda tutacağına söz verdim. "Önce Amerika" sloganıyla, vatandaşlarımızın dış politika çıkarlarını ön planda tutacak ve ülke olarak bağımsız haklarımızı koruyacağız. ABD bir kez daha dünyaya liderlik edecek."

Trump, yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde şu itirafta da bulundu: "ABD, son yıllarda yoğunlaşan çok çeşitli tehditlerle dolu tehlikeli bir dünyayla karşı karşıya. Ülke sınırları içinde, katı göçmenlik yasalarının uygulanmaması ülkeyi savunmasız hale getirdi. Suç kartelleri de  toplumu uyuşturucu ve ölümcül tehlikelere maruz bırakıyor. Adil olmayan uluslararası ticaret uygulamaları ABD ekonomisini zayıflatmış ve iş ve istihdam fırsatlarını yurt dışına kaydırmış. "

Trump'a göre, harcamaların uluslararası örgütler ve koalisyonlardaki ABD müttefikleriyle dengesiz paylaşımı, ABD vatandaşlarına vergi yükü getirdiği gibi, kötü niyetli kişileri de güçlendirmiş ve birçok Amerikalıyı hükümete, geleceğe dair umutlarına ve inançlarına olumsuz etki yaratmış ve Amerikan değerlerinin kaybolmasına yol açmıştır. "

Trump, ABD müttefiklerinin ortak savunmada daha büyük bir rol oynaması gerektiğine inanıyordu. Trump Amerika'nın artık ekonomik saldırganlığa veya haksız ticaret uygulamalarına müsamaha göstermeyeceğini  ve askeri ve güvenlik sektörlerine benzeri görülmemiş yatırımlar yaparak sınırlarını kontrol edeceğini belirtti. Trump, ABD ile adil ve karşılıklı yarara ve çıkara dayalı ticari ilişkiler kurulacağını ve ülke çıkarlarını savunmak için hiçbir mazereti kabul etmeyeceğini vurguladı.

Görevdeki ilk yılında Donald Trump, yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde hedeflerini dört sütunda özetledi. Birinci sütun, Amerikan halkının, Amerikan anavatanının ve Amerikan yaşam tarzının korunmasıydı. İkinci sütunda, Amerikan refahının arttırılması vurgulandı; Ekonomik güvenlik, ulusal güvenlik meselesi ele alındı. Trump, üçüncü sütunu kaba kuvvet yoluyla barışı korumaya adadı.  Donald Trump, yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinin dördüncü sütununda açıkça  Amerika'nın dünyadaki etkisini dış politikada "Önce Amerika" sloganıyla  koruyacağını ve toplumların barış, refah ve kalkınma koşullarını belirlemeye yardımcı olabilecek olumlu bir güç olarak ele alacağını belirtiyor.  

Trump doktrinine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin nihai hedefi, ABD'nin ekonomik, kültürel, politik, sosyal ve dış politikasının tüm alanlarında kendisine üstünlük sağlamaktır. Sonuçta Trump'ın başkanlığının sona ermesiyle bu ülkenin gerilemesi birçok alanda yoğunlaştı, toplumsal faylar da büyümeye başladı.    Gerçek şu ki, Trump yönetiminin ilk hedefi olarak belirlenen"Önce Amerika" sloganı, pratikte diğer tüm ülkelerin Amerika'nın ilk hedefine hizmet etmesi gerektiği anlamına geliyordu. Bu modelin küresel ekonomide, dış politikada ve göç gibi diğer alanlarda uygulanması “ben”i ve “öteki” kavramlarını yaratmıştır. Yani temelde diğerlerinin, araç olarak kullandıkları durumu hariç  Trump'ın yaklaşımında yeri yoktu. Muhafazakar milliyetçilik teorisine dayanan böyle bir görüş, Amerika Birleşik Devletleri'ni uluslararası düzeyde izole etti, bir yandan da önemli bir iç başarı elde etmemesine yol açtı.