Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yüksek Seçim Kurulu’ndan art arda üçüncü seçim ihalesi
Milli gazete:
Köy, kasaba veterinerleri akaryakıt zamlarından etkilendi
Karar:
Ukraynalı müzakereci Arakhamia: Zelenskiy ve Putin, İstanbul'da veya Ankara'da görüşebilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu 2 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “Sandığın gecikme maliyeti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomik tablonun giderek tatsız ve umutsuz hale gelmesi sadece bugünün maliyetini; yani hayat pahalılığını ve geçim zorluğunu artırmıyor. Aynı zamanda gelecekten de eksiltiyor ve bir süre sonra geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin bugünlere dair fırsat maliyetinin faturasını göreceğiz. Daha şimdiden kur korumalı mevduatın Hazine’ye yükünü ölçebiliyoruz ama problemimiz keşke bununla sınırlı olsa.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Geçen aralık ortasına kadar Türk Lirası’nın değersizleşmesiyle mutlu olup ihracatla köşeyi döneceğimize inanan bir ülkeydik. Rekabetçi kur diye bir şey vardı ve dünyanın dövizle en pahalı borçlanan ülkelerinden birisi olarak rekabet edebileceğimize inanıyorduk. İhracattan başka rakama bakmıyorduk ama dolar/euro işin tadını kaçırınca ve Türk Lirası pul olmaya başlayınca birden durduk ve kurun tepesine yumruğu indirdik. Neyle indirdik? Yine kurla… Milli para mevduatların bile kura endekslendiği dünyada tek ülke olduk. Dolar çok düşmedi ama 18’den dönüp 15’in altına indi. İhracat artmaya devam etti ama bu sefer ithalat da patladı. Senenin ilk iki ayında 18.15 milyar dolar dış ticaret açığı verdik, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 67’ye karar geriledi.
Genel tablo ise şöyle… Dış borç alırken ödediğimiz sabit maliyet; yani CDS’lerimiz 700’leri gösteriyor. İçeride -gerçek- faiz ise kur korumalı modelden sonra hesaplanamıyor; belki 75, belki 90’larda. Enflasyonu pazartesi göreceğiz, muhtemelen 60 bandında olacak. Merkez Bankası rezervleri eksi 45 milyar dolarda… İşsizlik TÜİK’e göre yüzde 12’lerde, asgari ücretin tesiri de iki ayda buharlaşıp uçtu.
Bu manzara karşısında İbrahim Kahveci geçen gün ölçüp biçti ve “Bu tabloya göre hükümet için en uygun seçim zamanı yaz sonu” dedi. Yani, hükümet işlerin daha iyi olacağı bir zaman bekliyorsa, bunun boşuna olduğunu düşünüyor. Kahveci’ye göre, gelecek yıl bu yıldan daha zor olacak ve tablo da hükümet aleyhine gelişecek. Baştan beri beklentiler 2022 yazında seçim üzerine kurulmuştu ama ekonominin bu kadar kötü olacağını muhalefet bile tahmin edemediği için ve böyle bir ekonomik tabloyla iktidarın seçime gitmesi siyasi intihar anlamına geleceği için tahminler şaştı… Tabloyu hükümet de görüyor ama Kahveci kadar kötümser olmadıkları için, bir yandan seçim kanununu değiştirip öte yandan gelecek sene bu kadarına gerek duyulmayacak kadar zammı 2022’ye sığdırıp umutla beklemeyi tercih ediyorlar. Seçim yılında hayat pahalı olsa da enflasyon düşük olur en azından!
Oysa ister iktidar ister muhalefet kanadından olsun seçmenin ekonomiye dair görüşleri sır değil. En basit anketten en karmaşığına kadar hepsinde parti farkı olmadan seçmenin ekonomiden şikayetçi olduğu ve gelecekten umudu kestiğini okuyabiliyoruz.
…***
Mehmet Faraç 2 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Baltayı ayağına vuran ülke!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Pervasız sözcüğü çok hafif kalıyor artık... İhanet ise çok ağır gelecek ama, yaşananlara bakılırsa o da az geliyor...Ülkeyi teslim alan sosyo-politik sıkıntılar, yolsuzluklar-yağma, torpil- liyakat çıkmazındaki haksızlıklar demokrasiyi, insan haklarını, hak ve hukuku yerle bir ederken, başka vahim olaylar da devleti-milleti sırtından vurmaya devam ediyor!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir de ülkenin kendi ayağına kurşun sıktığını binlerce kez kanıtlayan rezaletler var ki, memleketi her açıdan kemiriyor- tüketiyor, iğneden ipliğe her şeye muhtaç hale getiriyor...
Evet; işsizliği körükleyen ve yandaşı zengin eden özelleştirme talanı, tarımın tüketilmesi ve sosyo ekonomik çarpıklıklar devletin kendi ayağına kurşun sıkmasını çok iyi tarif ediyor...
Peki, devlet kendi ayağına baltayı nasıl vuruyor?..
2 yıl önce de bu köşede dikkat çekmiştik...
2018 yılının 8 Haziranında, "Dünya Okyanus Günü" nedeniyle Boğaziçi Üniversitesi'nde bir uluslararası sempozyum düzenlenmişti...
Bilim adamları burada bildiriler sunmuş, plastik sektöründen temsilciler konuşmuş, çevreciler görüşlerini dile getirip "tehlikeye dikkat" çekmişti...
Sempozyumun özeti şuydu;
Türkiye'de günde 144 ton plastik atık denize karışıyor!..
Aynı sempozyumda uzmanların dikkat çektiği bir konu daha vardı; 2050'de dünya genelinde, denizlerdeki plastik oranı balık oranından daha fazla olacak...
"Paralı poşette hangi pislik saklanıyor" başlığı altında, 27 Nisan 2019'da bu köşede yayımlanan yazının üzerinden 3 yıl geçti...
Neredeyse tüm dünyanın çöpü, pisliği, atığı Türkiye akmaya devam ediyor...
Gazeteler önceki gün dikkat çekmişti;
2014'ten bu yana Avrupa ülkelerinin gönderdiği atık oranı 196 kat artmış... Çünkü 2020'de bile günlük 575 ton atık gönderilmiş Türkiye'ye...
2019 verilerine göre;
AB ülkelerinin atık ihracatı 41,4 milyon ton, atık ithalatı ise 13,1 milyon ton olmuş...
AB ülkelerinden dönüştürülebilir atık ithal eden ülkeler arasında ilk sırayı Türkiye almış...
Bir de Türkiye'de nüfus artışı ve bilinçsiz tüketim nedeniyle ortaya çıkan katı atık miktarının yıllık 32 milyon tona ulaşması meselesi var ki, vah!...
İşte 2018 yılı verilerine göre 166 atık bertaraf ve 2 bin 57 geri kazanım tesisinin faaliyet gösterdiği Türkiye'de, oluşan atıkların ancak yüzde 15-20'si geri dönüştürülebiliyormuş...
Atıkların yüzde 43'ü kağıt, yüzde 27'si plastik, yüzde 12'si cam, yüzde 8'i tekstil ürünleri ve yüzde 4'ü de metalden oluşuyormuş...
Yazının başında, sosyo ekonomik alanda Türkiye'nin tarımı yok ederek, özelleştirme talanı ile yandaşı zenginleştirerek ve yap-işlet-devretle Hazinenin üstüne yük bindirerek kendi ayağına kurşun sıktığına dikkat çekmiştik ama, Avrupa'nın çöp deposuna dönmesi de memleketin kendi ayağına balta vurmasından başka bir anlam ifade etmiyor...
…***
Eyüp Kabil 2 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Rusya’nın ruble hamlesi ayarlarını bozdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin dost olmayan ülkelere doğal gaz satışı ödemelerinde Rus rublesine geçmesine yönelik kararnameyi imzaladı. Putin'in imzaladığı kararnameye göre, Rus gazının dost olmayan ülkelere satışında rubleyle ödeme alınmasına yönelik yeni sistem devreye girdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kararnameye göre, Rus gazı alan ilgili ülkelerin, Gazprombank'tan hesap açmaları gerekirken, ödemeleri bu bankaya yapmalarının ardından, söz konusu fonlar Moskova Borsasında rubleye çevrilecek.
Putin, kararnameyi imzalamasının ardından yaptığı açıklamada, dost olmayan ülkeler yeni sistemi kabul etmezse Rus gazı sözleşmelerinin durdurulacağını söylemişti.
Batılı ülkelerin finansal sistemi bir silah gibi kullandığını belirten Putin, "Avrupalı tüketicilere kaynaklarımızı sağladık ve bize avro olarak ödeme yaptılar, sonra bu kaynaklarımızı dondurdular. Bu bağlamda, Avrupa'ya gazın bir kısmını ücretsiz olarak teslim etmiş olduk. Bu elbette devam edemez" ifadelerini kullanmıştı.
Rus hükümeti, Rusya'ya yönelik "dost olmayan" ülkeler listesini 7 Mart'ta onaylamıştı. Onaylanan listede ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık, Güney Kore, Japonya, Ukrayna, İsviçre ve Singapur gibi ülkelerin yanı sıra Rusya'ya yaptırım uygulayan 15 ülke daha yer alıyor.
Şunun altını kalın bir şekilde çizmekte büyük yarar var; milli paralarla ticaret Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olan Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan bir sistemdir.
Rusya'nın Avrupa'ya sattığı gazda kendi para birimini istemesi kadar doğal ne olabilir ki! Hatta bana sorarsanız geç bile kalmıştır. Gerçi Rusya ilk defa 2008 yılında Çin ile yaptıkları anlaşma gereği karşılıklı ticaretlerinde milli paranın kullanılmasını ta o dönemde devreye sokmuşlardı.
Milli paralarla ticaret bu tarihten itibaren dünya çapında yayılmaya başladı. ABD dolarının kullanım alanı da bu tarihten itibaren kademeli olarak azaldı. ABD dünyayı yıllardır dolarıyla sömürüyor.