Nisan 04, 2022 08:33 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Davutoğlu'ndan iktidara lüks ve şatafat eleştirisi: Halk iftar sofrası kuramıyor

Yeniasya:

YSK’dan 3. seçim ihalesi

Star:

Avrupa güvenliğinde yeni haritalar çiziliyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 3 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Gıda bulamayacak mıyız?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her ne kadar ihtimal vermesek de, önümüzdeki aylar ya da yıllarda daha ciddi gıda sıkıntısı çekileceğini söyleyen uzmanlar da var. Bugün için zamları savunanların öne sürdükleri bahanelerden biri, “Zam var ama ürün de var. Hiç değilse istediğimizi alabiliyoruz. Eskiden para varken de gaz, tuz, şeker, benzin bulunmuyordu” diyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İlk bakışta doğru gibi görünen bu savunmanın esastan ve kökten yanlış olduğu acaba ne zaman anlaşılacak? Bir defa, ‘kötü’ hiç bir zaman emsal olmaz. Velev ki geçen yıllarda bazı mal ve hizmetlere ulaşılamamış olsun. Bugün de aynı şeylerin olması nasıl ve niçin ‘normal’ görülsün? Dünya ve Türkiye eskide yaşamıyor ki? Hem niçin dünya herkes için ‘daha iyiye doğru gidiş’ olsun da, ülkemiz için ‘daha kötü günler’i sineye çekmemiz istensin?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mart ayında (2022) üretici ve market fiyatları arasındaki farkın 5,5 katı aştığını hatırlatıp şöyle demiş: “(Elmadaki fark yüzde 456,81’le lider) Elmadaki fiyat farkını limon yüzde 365,82, marul yüzde 321,26, maydanoz 303,13, yeşil mercimek yüzde 251,62, salatalık yüzde 248,89, kuru fasulye yüzde 230,35, kırmızı mercimek yüzde 223,57, kuru incir yüzde 223,01, karnabahar yüzde 212,22, ve kuru üzüm yüzde 207,64 oranında takip etti.” 

Türkiye’yi idare edenler, üretici ve market arasındaki farkın kabahatini ya marketlere ya da hallerde çalışanlara yüklemeye çalışıyorlar. Hatta bunun için yıllardan beri “Yeni hal kanunu çıkaracağız ve aradaki bu fark bitecek” diyorlar. Keşke bu mümkün olsa ama bir türlü bu vaadin yerine getirildiğine şahit olunmadı. Acaba kabahat gerçekten marketlerde mi? 

Elbette piyasada fiyat belirleyici olan büyük marketler vardır, fakat tek kabahat onların değildir. Eğer fiyat farkını ortadan kaldırmak için kanuni düzenleme yetecekse, böyle bir kanunun şimdiye kadar neden çıkarılmadı?

Üretici ile market raflarındaki fiyat farkının yüksek olması akaryakıta yapılan zamlarla bir ilgisi yok mu? Aynı zamanda fahiş zamlarla hizmete açılan otoyollar ve ‘Deli Dumrul Köprüsü’ olarak isimlendirmeyi hak eden köprülerin bundan bir tesiri yok mu?

“Zam var ama istediğimiz gıdayı bulabiliyoruz” diyenleri düşündürecek bir değerlendirme daha var. 

...***

Esfender Korkmaz 3 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Her şeye zam var asgari ücrete yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi iktidar, şekere, doğalgaza ve elektriğe istediği zaman zam yapabiliyor. Cumhurbaşkanı istediği gün istediği kararnameyi çıkarabiliyor. Ama asgari ücrete gelince, 'Aralık ayı' tabu oluyor. NATO Zirvesi sonrası 25 Mart 2022'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücret ile ilgili, "Yapılacak görüşmeler neticesinde de yıl ortasında böyle bir değerlendirme gerektiğinde biz kesinlikle vatandaşımızdan, hele hele işçimizden böyle bir şeyi esirgemeyiz. Veren el alan elden hayırlıdır." şeklinde açıklama yapmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşçi umutlandı. Ama kursağında kaldı. Çünkü altı gün sonra 31 Mart 2022 Özbekistan dönüşü; ''Vatandaşıma onu aldatacak, yani yapmayacağımız veya yapamayacağımız bir şeyi söylemeyi doğru bulmam. Asgari ücreti tespit için bir komisyon var. Her sene toplanıyor. Dolayısıyla da bunun vakti Aralık'tır." dedi.

Gerçekte ise Anayasa 55 maddesi, devleti işçiye adaletli ücreti düzenlemekle sorumlu tutuyor. Cumhurbaşkanı bir kararname ile asgari ücretin her ay toplanmasını sağlayabilir.

Hükümet anayasanın açık hükmüne rağmen, işçiyi yüksek enflasyondan korumak istemiyorsa, bunun temel nedeni AKP'nin sendikasızlaşma politikasıdır.

2002 yılında sendikalaşma oranı yüzde 58,6 iken, AKP'nin sendikasızlaştırma politikası ile 2022'de bu oran yüzde 14,32'ye indi.

Türkiye'de AKP iktidarı, otokrasinin yolunu açmak için demokratik kurumları, sivil toplum örgütlerini ve bu çerçevede sendikaları tek tek ve zamana yayarak etkisizleştirdi.

Siyasi iktidar beka meselesi diyerek, OHAL ilan ederek, genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu diyerek, 194 bin işçinin grev hakkını erteledi. (DİSK raporu 2020)

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'na göre ertelenen grevler 60 günlük erteleme süresi sonunda yeniden başlatılamıyor. Taraflar erteleme süresi içinde anlaşamazlarsa uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu (YHK) tarafından çözülüyor. Bu nedenle grev ertelemesi fiilen grev yasağı anlamına geliyor.

Fredoom House (Dünya Özgürlükler Evi) 2021 Türkiye raporunda, özgürlük anketi içinde yer alan "Sendikalar ve benzeri meslek örgütleri veya işçi örgütleri için özgürlük var mı?" sorusuna dört üstünden 1 puan verilmiş. Yapılan yorum hiç de iç açıcı değil.

Türkiye'de 7 konfederasyon var. Bunlardan; TÜRK-İŞ ,HAK-İŞ ve DİSK, dışındakilere kayıtlı işçi sayısı önemsiz sayıdadır.

TÜRK-İŞ Hükümetin ortağı gibi hareket ediyor. Asgari ücret masasına tek başına oturan Türk-İŞ' in,  bu güne kadar yaptıkları demokratik teamüllere ve sendikal haklara açıkça aykırıdır.

...***

Orhan Bursalı 3 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Son kazıklarla millete mesaj: Alışırsınız alışırsınız..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sıradan değil, başka ülkelerde öyle kolay görülemeyecek dozda/şiddette, aralıklarla değil peş peşe.. Yüzde 3-5-10 değil, yüzde 20 ve üstü, yüzde 50, yüzde 100.. Yine elektrik ve daha büyüğü doğalgaz... Hele sanayi kuruluşlarına yüzde 50! Türkiye, tarihinin en korkunç zamlarını, pahalılığını ve enflasyonunu yaşıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İktidar borazanları ekranlarda köşelerde “gördünüz mü, zam yapılacaksa yapılır, yok seçimmiş zam yapmayalımmış, AKP iktidarı eğer gerekiyorsa zam yapabilir cesarette olduğunu gösterdi” diye reklam yapıyor ve iktidarına övgüler düzüyor.

Birincisi: Zamları yapmazlarsa iktidar ve şirketleri neredeyse iflas edecek durumda.

İkincisi: “Henüz seçime bir yıl varken tüm büyük zamları yapalım, artık bu kadar yüksek zam yapamayacağımız döneme giriyoruz”, düşüncesindeler. Şimdi yapalım, millet de alışır... 

Bu yıl enflasyon yüzde 70’i aşar, resmi olarak da... Gayri resmiden, gerçek enflasyondan bahsetmiyorum bile.

Tabii TÜİK’e genel müdür, genel müdür yardımcıları dayanmadığı için, yeni atanacaklar öncekilerin başlarına gelenlerden ders alıp, Saray’ın kulaklarına fısıldadığı enflasyon oranını açıklayabilirler... Yıl sonunda- yılbaşında yapacakları zamlar, kuşkunuz olmasın, 2022’de yediğimiz enflasyon-pahalılık kazıklarının açtığı kuyuların dibini bile örtemez. İnsanlar tam bir borç batağının sarmalında, adeta girdaba kapılmış dibe doğru sürükleniyorlar.

Biz elektrikten doğalgazdan falan bahsediyoruz, bunlar kullanımı zorunlu şeyler. En çok sıka sıka tüketimi azaltabiliriz...

Sanayi ise azaltamaz. Gelen zamları ürünlerine yansıtacak. Her alanda üretici, eğer sürdürmek istiyorsa üretimi, zam yapacak.

Bu da bize pahalılık olarak dönecek, enflasyon azacak.

Dün ortalama bir markete girdim, domates 40 TL ve üzerinde, biber öyle, dereotu 13 TL, maydanoz 9, neyse ki tere ve kuzu kulağını 6’şar liradan aldım.. Marketçi, abi kahvaltılık ürünlerde çok indirim var diye çağırdı. Eee, fiyat indirerek satmak zorunda elindeki malı. Çöpe atamaz. Baktım “tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerden” ayrı paket yapıp satışa sunmuşlar.

Bu kısır döngüyü sona erdirecek bir “ekonomi politikası” gören var mı?

Merkez Bankası’nın kasasında tek “yerli ve milli” cent yok. Yani hepsi yabancılara ait.

Seçim ekonomisini, bugüne kadar görülmemiş bir şekilde ve tüm kaynakları harekete geçirerek, Hazine’nin dibine darı ekercesine... Dahası ülkenin üzerindeki borç yükünü katlayarak uygulayacaklar.