Nisan 06, 2022 08:32 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Son üç yılda 210 bin hektar orman alanı kül oldu

Karar:

Nebati: Enflasyonu er ya da geç alaşağı edeceğiz

Milli gazete:

İktidara yakın yazar: "Zamlarda adalet yok"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 5 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "Medyanın “meddahçılığı”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomideki çöküşte sürekli şoklarla devam eden fahiş zam ve kat kat artan enflasyon furyasında hâlâ medyatik manipülasyonlarla ülkenin gerçek gündemi saptırılıyor. AKP iktidarında, özellikle “tek kişilik otokratik yönetim”in, yürütmenin yanısıra yasama ve yargıyı güdümüne almasıyla “hibrit-melez demokrasiler kategorisi”ne gerileyen, ifade ve basın özgürlüğü endeksinde 194 ülke arasında 157. sıraya düşen Türkiye, dünyada hâlen en fazla gazetecinin tutuklu olduğu diktayla yönetilen ülkeler ile aynı grupta."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

RTÜK Başkanı’nın “Cumhurbaşkanı’nın tâlimat ve telkinlerini emir telakki ederiz” dediği süreçte medyaya baskılar bütün ağırlığıyla dayatılıyor. Medyanın ancak yüzde beşini bulan televizyonlara bir yılda toplam 70 defadan fazla para ve program durdurma cezası verilirken, iktidara yakın kanalların kadın-eğlence programlarına vatandaşlardan gelen binlerce şikâyete rağmen tek bir cezanın verilmemesi medyanın hâl-i pürmelâlini ifşa ediyor. 

Bir medya grubunun “yandaş medya” haline getirilmesi için ziraata/çiftçilere destek için kurulan bir kamu bankasından “kredi” adı altında peşkeş çekilen 750 milyon doların on yıldır tahsil edilmemesinde açığa çıktığı gibi, siyasi iktidara sürekli övgüler dizen, fahiş zamları görmezden gelip haber yapmayan “yandaş medya”ya müthiş bir kayırmacılıkla her türlü kıyak çekiliyor. 

Canlı yayında karşısında dizilmiş “seçilmiş gazeteciler”in sorduğu sorulara Cumhurbaşkanı’nın prompterden cevap vermesi, soruların cevaplarıyla önceden hazırlandığı  skandalını sözkonusu ederken, özellikle yurtdışı gezilerde çoğu havada “akredite gazeteciler” acayip övgüler diziyor.

Gıda ürünlerinde yüzde 150’lere varan gerçek enflasyonla vahim pahalılığı “teğet” geçerek, “Gıda güvenliği konusunda Türkiye’nin ileriye dönük geliştirdiği projelerle iş birlikleri var mı?” sorusuyla, “Pandemi vardı ve şimdi de savaş var. Bu, dünyada bir ekonomik daralmaya da sebep oldu. Türkiye’de bunun yansımalarını yaşıyoruz” girişinden sonra “Devlet ve hükümet olarak siz sürekli feragat ediyorsunuz. Yani KDV indirimi, teşvikler, vergi muafiyetleri yapıyorsunuz dezavantajlı grupları korumak için. Devlet kendi üzerine düşüyor, feragat yapıyor. Feragat etmesi gereken sadece devlet mi?” çanak sorusundan önce bile. 

Özetle, AKP iktidarında, özellikle “tek kişilik ucûbe yönetim”de tam bir “meddah medya” türemiş; “soru” paravanında sergilenen “meddahlık” gırla gidiyor.  Yazık, çok yazık…

...***

Esfender Korkmaz 5 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Enflasyonda dünyadan koptuk"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mart ayında ;Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık yüzde 5,46 ve yıllık yüzde  61,14 oranında arttı. Yurt İçi Üretici Fiyatları (Yİ-ÜFE) ise aylık 9,19 ve yıllık yüzde 114,97 oranında arttı. Dünyada, emtia fiyatları ve enerji fiyatları nedeni ile enflasyonda artış var. Ama bu artış birkaç puan seviyesindedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bizdeki enflasyonun dünyadan kaynaklandığını söyleyip halka yanlış bilgi verenler, yalancı değil aynı zamanda milleti aptal yerine koymak isteyen ve fakat aslında kendileri aptal insanlardır. Zira dünya enflasyon oranları her gün yayınlanıyor. İnsanlar bakmasa da Medya bu verileri topluma yansıtıyor.

Türkiye'de yüksek enflasyonun bir nedeni de bu şekilde  sürekli siyaha beyaz diyerek algı yaratmak ve toplumu sürekli aldatmak isteyenlerdir. Zira algı yaratmak gerçeklere aleni aykırı ise, güven bunalımı ve panik sorunu ortaya çıkıyor.

Yüksek enflasyonu Dünyada enerji fiyatlarına bağlayanlar da aynı paralelde yanlıştır.

Elbette enerji fiyatlarındaki artış fiyatlar genel düzeyini etkiler. Ama; Enerji fiyatları;  maliyetleri ve fiyatları girdi olduğu oranlarda  ve arttığı dönemlerde etkiler. Oysa ki; Bir; Enflasyon fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen sürekli artıştır.

İki; Çin ve Almanya da petrol ithal eden ülkelerdir. Ama bu ülkelerde enflasyon oranı düşüktür.

Türkiye'de, yapısal sorunlardan , faktör verimliliğinin düşük olmasından, piyasanın oligopol yapıda olmasından ve siyasi iktidarın popülist politikalarından kaynaklanan  yüzde 10 dolayında bir yapısal enflasyon vardı.  Ama bugünkü yüksek enflasyonun tek müsebbibi, faizleri bahane olarak kullanıp kurları artırmak isteyen ve kur artışlarından milyarlar kazanan bir misyondur.

Türkiye'de son bir yılda, Mayıs 2021'de kur artışı yaşandı. Aralık 2021 de de yüksek kur şoku yaşandı. Kur şokları Yi-ÜFE'yi artırdı. Yİ-ÜFE de aynı ay ve sonraki aylarda TÜFE'ye yansıdı.

Bundan sonra hem kur artışı ve hem de önceki ve yeni kur artışları maliyetleri artıracak ve bu artışlar TÜFE'ye yansıyacaktır. Dahası zaten hükümet de bir önlem almıyor. Seçimler yakın olduğu için hem kemer sıkma gibi önemler  alamaz ; hem de popülizmden vaz geçemez.

Öte yandan son bir yılda, dolar kurundaki artış yüzde 90,4 olmasına rağmen üretim maliyetlerini gösteren Yİ-ÜFE yüzde 114,97 arttı.

Nerden bakarsak bakalım, enflasyon önümüzde saatli bomba gibi duruyor. Siyasi iktidarı götüreceği kesindir  ve fakat aynı zamanda eğer siyasi iktidar kısa sürede değişmezse, sosyal maliyeti de yüksek olacaktır. 

...***

Murat Çabas, 5 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Enflasyon uçar gider"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hükümet yetkilileri, enflasyonun aydan aya önlenemez bir şekilde arttığını gördükçe, eminim ki "Evdeki hesap çarşıya uymaz" atasözünü önemseyerek hatırlıyordur. Masa başında enflasyonu yüzde 5'lere düşüreceklerini zannediyorlardı ama bunun mümkün olmayacağını şimdi kendileri de görüyorlar. Onların hesabı bugünlerde enflasyon yükselebildiği kadar yükselsin ki seçim dönemine yakın daha fazla yükselmesin, düşük çıksın. Sonra da "Bakın enflasyonla mücadelede başarılı olduk" diyeceklerdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama bir şeyi hesaba katmadılar; enflasyon sadece nihai ürünlerde artıyorsa, bir sonraki sene düşük çıkabilir; eğer enflasyon ülkemizde olduğu gibi üretim maliyetlerinde artıyorsa, enflasyon asla aşağı düşmez.

 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mart ayına ilişkin enflasyon verilerini paylaştı. Buna göre, enflasyon (TÜFE) aylık yüzde 5.46, yıllık bazda ise yüzde 61.14 oldu. Yıllık artışın en yüksek olduğu ana gruplar yüzde 99.12 ile ulaştırma, yüzde 70.33 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 69.26 ile ev eşyası oldu. 

TÜİK'in verilerinde en çok dikkat çeken husus, üretici enflasyonunun, tüketici enflasyonundan 2 kat fazla olması. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), yani üretici enflasyonu mart ayında aylık yüzde 9.19, yıllık yüzde 114.97 olarak gerçekleşti.

Üretici enflasyonu ile tüketici enflasyonu arasında 53.83'lük bir fark olması ekonomistlerin enflasyon rakamlarına şüphe ile yaklaşmasına neden oluyor; çünkü ekonomi bilimi, matematik ve mantık, "Böyle bir şey olması imkansız" diyor. 

Bir sanayicinin, üretim maliyetleri yüzde 115 artarken, ürününe yüzde 61.14 zam yapması sizce mantıklı mıdır? Hiçbir sanayicinin bu kadar kârı yok ki, bu oranda bir fedakarlık yapabilsin. Üreticiler, para kazanmak için üretim yapıyor; zararına neden üretim yapsınlar? TÜİK'in bu izahı mümkün olmayan enflasyon rakamı, doğal olarak bizleri diğer araştırma şirketlerinin çalışmalarına yönlendiriyor.

Bu konuda da en bilimsel çalışmayı, akademisyenlerin kurduğu ENAG yapıyor. ENAG, mart ayına ilişkin aylık enflasyonu yüzde 11.93, yıllık enflasyonu ise yüzde 142.63 olarak açıkladı. TÜİK'in yüzde 115'lik üretici enflasyonu rakamını dikkate aldığımızda, ENAG'ın açıkladığı yüzde 142.63'lük enflasyon makul geliyor. Üretici yüzde 115'lik bir maliyete maruz kalırsa, ürününe yüzde 143'lük bir zam yapması mümkün, ama yüzde 61 zam yapması asla mümkün değil.

Üretim maliyetleri incelendiğinde, sanayinin dört sektöründen olan elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 228.94'lük artış oldukça dikkat çekiyor.