Nisan 09, 2022 09:43 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Veriler, ‘Avrupa ülkeleri bizden kötü’ diyen Erdoğan’ı yalanladı

Milli gazete:

Fuat Oktay’dan skandal ve hadsiz sözler: 6’lı masada PKK var

Star:

Karadeniz gazı için tarihi gün! Bakan Dönmez: Önümüzdeki günlerde önemli gelişmeler olacak

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Selim Somçağ, 8 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Dış borçların yapılandırılması”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen hafta daralan küresel likidite ortamında Türkiye’nin geçen 20 yılda izlediği yüksek cari açıkla büyüme rotasını sürdürmesinin, hatta dış borçlarını ödemesinin mümkün görünmediğini yazmıştım. Bu durumda Türkiye dünya ekonomisindeki dalgalanmalara bağlı olarak bir anda moratoryuma gitmek zorunda kalabilir, 2020’de Arjantin’in başına geldiği gibi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dış borç moratoryumuna giden bir Türkiye’nin IMF’ye teslim olmaktan başka çaresi kalmaz. Bunun ne anlama geleceğini anlamak için Türkiye’ye IMF’nin giydirdiği son deli gömleği olan 2001 İstikrar Programı’ndan bugüne kalanları hatırlamak yeterlidir: Döviz kurunun aşırı düşük tutularak yerli sanayi ve tarımın tasfiyesi, bunun sonucunda Türkiye’nin ithalat cenneti olması ve gıda güvenliğinin ortadan kalkması, buna bağlı olarak dış borcun rekor kırması, istihdam ve katma değer yaratan çok sayıda kamu işletmesinin tasfiyesi ve özelleştirme adı altında mallarının yağmalanması, telefon, elektrik, karayolları gibi kâr amacı gütmeden kamu yararına çalışması gereken doğal tekellerin özelleştirilerek bir yandan topluma nesiller boyu sürecek ağır maliyetler yüklenmesi, bir yandan da ekonominin rekabet gücünün çökertilmesi. 

Bunlar 20 yıllık AKP iktidarının icraatı olarak görülebilir ama A’dan Z’ye hepsi 2001 IMF İstikrar Programı’nın ve daha genel olarak IMF ve Dünya Bankası’nca savunulan neoliberal zihniyetin ürünüdür. Nitekim Türk ekonomisi bu reçete doğrultusunda adım adım tasfiye edilirken IMF bu kararların hiçbirine itiraz etmemiş, ancak 2015’te hükümet TL faizini Batılı sıcak paranın talep ettiği düzeyin altına çekince Batı’dan protestolar yükselmiş ve Batı medyası “AKP’nin heterodoks ekonomi politikasını” yermeye başlamıştır. Dolayısıyla yeniden IMF’ye teslim olmak Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmüş, istikrarlı büyüme rotasına girmiş bir bölgesel güç olma iddiasına kesin olarak son verir ve Türkiye’yi Mısır veya Pakistan gibi başlıca meşgalesi büyük nüfusunu beslemek olan iri ama kof bir ülkeye dönüştürür.

Peki, borç bini aşmışken ve ekonomi cari açık vermeden büyüyemezken Türkiye küresel likidite kıtlığında IMF’nin eline düşmekten nasıl kurtulabilir? Bunun için yapılabilecek tek şey Türkiye’nin kendisinin dış borçlarını yeniden yapılandırmak için harekete geçmesidir. Normal şartlar altında bunu yapmak mümkün olmayabilirdi ama dünya ekonomisi şu anda hızla olağanüstü şartlara doğru ilerliyor ve bu olağanüstü şartlar Türkiye’ye dış borçlarını IMF denetimine girmeden yapılandırması için fırsat sunabilir. Fed’in ve Avrupa Merkez Bankası’nın 2008’den bu yana sürekli para basmaları ve faizleri çok düşük düzeyde tutmaları sonucunda bir yandan ABD ve Avrupa’da borsalarda ve tahvil piyasalarında spekülatif balonlar oluşurken, bir yandan da Batı ülkelerinde faaliyet kârı kredi faizini karşılamaya bile yetmeyen yüzlerce zombi şirket ortaya çıktı. Ayrıca büyük şirketlerin hisselerini teminat göstererek bankalardan kredi kullanmaları da borsalardaki balonları banka kredileri için doğrudan risk unsuru haline getirdi. Öte yandan 2010-2011 Avro Bölgesi krizinde Avrupa Merkez Bankası üye ülkelerin devlet tahvillerini satın almaya başladığı için bugün Avro Bölgesi ülkelerinin kamu borç stokunun yüzde 30’undan fazlası Avrupa Merkez Bankası’nın bilançosunda bulunuyor. 

…***

Ahmet Taşgetiren 8 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “Ekonomistler kapışması”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Herkes ekonomi konuşuyor. Enflasyona tavan dayanmıyor; her ay yeni bir rekor tazeleniyor. Her gün bir çeşidin eksildiği sofralarda hüzün var. Dar gelirliler çoktan yandı, orta gelirliler dar gelirli oldu. Devletin üç kuruşluk yardımı ile geçinen insan sayısı milyon milyon sayılıyor. Pazar alışverişine çıkan insanlar, öfke ile çaresizlik arasında kıvranıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidar çaresizliğini “döviz – faiz sarmalını bitirdik, sıra enflasyonda” sözleriyle ilan ediyor. Enflasyonu bitirememişseniz, başka hangi sarmalı bitirmiş olabilirsiniz ki? TÜİK rakamları bile, ekonomi yönetiminin dibe vurmuşluğunun ilanından başka bir şey değil. Yüzde 61.14 TÜFE, yüzde 114.97 ÜFE… Zimbabve’den sonra dünyada en yüksek enflasyon oranı.

Televizyonlardaki tartışma programlarının hiçbir cazibesi olmasa da, bir yönüyle faydası olduğunu söylemek mümkün. Farklı düşünceler karşı karşıya geliyor ve program kaçınılmaz olarak her düşüncenin – iddianın sağlamasının yapıldığı bir zemine dönüşüyor.

Mesela belli ki orada, iktidar yanlısı bir tartışmacının “Enflasyon rakamları çok düşük, hiç de ürkütücü değil” demesi mümkün değil. Öyle bir şey o kişiyi sadece gülünç hale getirir. Hemen diğer katılımcılardan tepki görür. Kaldı ki, seyirciler de söz konusu kişiyi sosyal medya üzerinden bombardımana tabi tutar.

Birçok kanalda birçok tartışma programı var. Bunlara farklı siyasi tandansta gazeteciler, bilim adamları, kimi zaman parti temsilcileri vs. katılıyor. İktidar adına şu ana kadar bakanlar, Ak Parti milletvekilleri tartışmalara katılmadı. Bilindiği kadarıyla partinin böyle bir ilke kararı da var. TV kanalları, bu açığı kapatmak için ya eski Ak Parti milletvekillerini ya da medyada Ak Parti yanlısı yazarları davet ediyorlar.

Bu kişilerin sözlerinin Ak Parti’yi bağlamadığı, bir zaaf sergilerlerse -ki perişanlıkları oynuyorlar- onun da Ak Parti’ye olumsuz etkisinin sınırlı olacağı belli. Kaldı ki onlar diyelim ekonomi yönetiminde zaaf olduğunu söyleseler bile bunun siyasi karşılığı sınırlı.

…***

Cevher İlhan 8 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Algı operasyonları artık kâr etmiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomideki çöküşte sürekli şoklarla devam eden fahiş zam ve kat kat artan enflasyon furyasında hâlâ medyatik manipülasyonlarla ülkenin gerçek gündeminin saptırılmasına canhıraş çalışılıyor. Siyasi iktidar “seçim kanunları”yla oynayarak apar topar bir dizi komplo ve kumpası dayatırken TÜİK’in açıkladığı resmi verilere göre tüketici enflasyonunun yüzde 61.14, üretici enflasyonunun 114.97; akademisyenlerin ve ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre yüzde 142.63 olarak gerçekleştiği vartada hâlâ herşey tozpembe gösterilmeye yelteniliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

O denli ki “iktidara iliştirilmiş medya”da hâlâ her defasında bir liradan fazla zamlanan akaryakıt için satış pompaları önünde oluşan kuyrukların “ucuzluk kuyruğu” olarak propaganda edilmesi çarpıklığına tevessül ediliyor.

En son elektrikten akaryakıta, internetten doğalgaza, etten şekere, tarım girdilerinden gıdaya yüzde 150’leri aşan zamları “spekülatif” ve “muhalefetin  yaygarası” olarak eleştiren Cumhurbaşkanı, partili milletvekilleriyle buluşmasında “milletimiz markette, pazarda, mağazada alışık olmadığımız derecede yüksek fiyatlarla karşılaşmaktadır” çıkışıyla “yüksek enflasyon ve fahiş fiyat artışları”nı kabul etmiş. Ancak soğan-patates üreticileriyle zincir marketleri ve esnafı “günah keçisi” ilân etmesine benzer yine “dolayısıyla küresel düzeyde gelişmeler”e ve “gözünü para hırsı bürümüş fırsatçılar”a ihale ediyor. Ve “yandaş medya yorumcuları” da yüksünmeden bu minvalde ahkâm kesiyorlar.

Ancak en çarpıcısı, “elbette yüksek enflasyon ve fahiş fiyat artışları sadece bizim sorunumuz değildir” diye tamamen yanlış, tutarsız ve ufuksuz “ekonomi politikaları”nın sonucu olan pahalılığı başkalarına havale etmesi. Daha evvel “Amerika’da enflasyon felâket, Avrupa’da da aynı, gıda maddeleri yok!” derken, bir defa daha “elbette Avrupa ülkelerinin çoğu bizden daha vahim tablolarla karşı karşıyadır” cümlesiyle vahim çarpıtmalarda bulunması.

Oysa gerçek enflasyonun özellikle gıda ürünlerinde yüzde 200’lere vardığı Türkiye’de resmi rakamlarla yüzde 61’i bulan enflasyon Avrupa ülkelerinde yüzde 5’i geçmiyor. 

TÜİK’in “tâlimatlı” verileriyle gıda enflasyonu yüzde 70’lere ulaşırken Amerika’da yüzde 7, Almanya’da yüzde 5.3; Avrupa ortalamasında yüzde 4.7’de kalıyor.