Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Seçmen erken seçim yapılmasını istiyor
Yeniçağ:
Bakan Nebati'den ‘enflasyon’ iddiası: Aralık ayından itibaren her ay düşecek
Cumhuriyet:
Enerji nakil hatlarından kaynaklı orman yangınlarının üstü örtüldü
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 9 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "Bir tablo her şeyi anlatır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Acaba, Türkiye’yi idare edenler milleti yanıltarak iş görme alışkanlığında niçin ısrar eder? “Yanıltarak iş görüyorlar” denildiğin de bu tespitten alınan ‘taraftarlar’ oluyor. Peki, gerçekten de millet yanıltılmaya çalışılmıyor mu? Herkesin bildiği üzere Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her ay enflasyon rakamlarını açıklıyor. Nisan başında açıklanan rakamlara göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 61,14’le son 20 yılın en yüksek seviyesine çıkmış."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Tekrar edelim: Bu ay itibarıyla Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 61,14’le son 20 yılın en yüksek seviyesine çıkmış durumda. Peki, bu rakamlar ve ortaya çıkan bu tablo; Türkiye’yi idare edenler bir anlam ifade ediyor mu? Sanki başka ülkenin enflasyonu rekor kırmış ve Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınmış gibi mesajlar verilmiyor mu? Hani neredeyse, “Avrupa yüksek enflasyondan kırılıyor. En azından Avrupa’daki gurbetçilerimize yardım kampanyası açalım” diyecekler? Böyle bir durum olmadığına göre, niçin bu sözler sarf ediliyor?
Elbette Avrupa’da, Asya ve Amerika’da da yüksek enflasyon var. Fakat onların neredeyse yıllık enflasyonu bizde aylık olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda ‘kötü’ durumda olan biz mi oluruz, yoksa ‘yabancı’lar mı?
Aradaki fark şu: ‘Yabancı’ ülkelerdeki idareciler vatandaşına ekseriyetle, en azından bu konularda doğru bilgiler veriyorlar. Hatta, yakınlarda Hollanda Başbakanı Mark Rutte, yükselen enflasyon rakamları sebebiyle ülkede herkesin ilerleyen zamanda biraz daha fakirleşeceğini söylemişti. Yani yükselen enflasyon rakamlarını gizlememiş, aksine halkı belki de daha tedbirli olmaya davet için uyarıp ikaz etmiş. “Bizdeki enflasyon yüksek değil, siz esas yıllık enflasyonu yüzde 100’lere yaklaşan ülkelere bakın” diyebilirdi belki, ama dememiş. Gerçi Avrupa ülkelerinde halkı ‘yanıltan’ siyasetçilerin iktidarda kalma imkânları pek olmaz.
Netice olarak karşı karşıya olduğumuz bu enflasyon tablosu ciddi bir problem değil mi? Bu meseleyi ciddiyetle alıp çareler aramak icap ederken, “Bizde kriz yok. En sağlam ekonomi bizde. Dünya mahvoldu. Avrupa’da marketlerde raflar boş” benzeri sözler Türkiye’yi idare edenlere yakışan sözler midir? Hem ne zamandan beri yüzde 61 nispetindeki bir enflasyon ‘normal’ kabul edilmeye başlandı?
Bütün bunları ifade ederken, gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğu herkesin bildiğinin de farkında olmak lazım. Akaryakıt başta olmak üzere temel mal ve hizmeteler gelen yüksek nispetteki zamların çarşı pazara yansımaması her halde beklenemez. Dolayısı ile bu mesele ciddiye alınmalı ve gerçek çareler bulunmalı.
Her şey bir yana bırakılsa bile, bu ay itibarıyla Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 61,14’le son 20 yılın en yüksek seviyesine çıkmış olması Türkiye’yi idare edenlerin büyük bir yanlış içinde olduğunu göstermez mi?
...***
Remzi Özdemir 9 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Fakirlik kaderimiz mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son dönemde iktidar politikacıların hayat pahalılığından şikâyet edenlere karşı kullandığı bir söz var: Fakirlik bu dünyada imtihandır! Yani diyorlar ki, bu senin imtihanın sakın ola refah bir yaşam isteme. Adam gibi yaşama hep ekmeğe ve sadakaya muhtaç halde yaşa. Tipik bir dinin siyasete alet edilmesi olayı. Türkiye'nin nüfusu 84 milyon ve ülkenin neredeyse 80 milyonu fakirlikle imtihan ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sanki Türkiye büyük bir imtihan hanesi. Geriye kalan 4 milyon kişi ise zengin olduğu için cezalandırılıyor bu dünyada. Mesela Norveç, Almanya, Fransa, Finlandiya gibi ülkelerde refah seviyesi yüksek fakirlik hiç yok.
Allah'tan biz fukarayız da bu imtihana girme şansı elde ettik. Mesela sırtını Alman devletine dayamasına rağmen sürekli Türkiye bedava diye yorum yapan burada pahalılıktan şikâyet edenleri nankör olmakla suçlayan gurbetçiler resmen yandı. Onların acil olarak Türkiye'ye gelip, ahiretlerini kurtarmaları için bu imtihana girmeleri lazım. Emin olun Türkiye'yi bir gün sosyologlar inceleyecek… Bu kadar büyük gelir adaletsizliğinin yaşandığı ve yine fukaralığın zirve yaptığı bir ülkede iktidar partisi nasıl 20 yıl başta kalıyor?
Türkiye'yi bırakın 3'ü, dördüncü dünya ülkesi konumuna sokan bir siyasi iktidar halen nasıl olur da kamuoyu anketlerinde yüzde 30'a yakın oy alır?
Türkiye 2013 yılından bu yana sürekli fakirleşiyor.
Milli gelir düşüyor, ücretler enflasyon altında eziliyor ama halen bu siyasi parti umut olarak görülüyor?
İncelenmesi gereken bir durum. İster bunun imtihan korkusu ile deyin isterse alternatifin olmadığı söylemini… Ne derseniz deyin bu işte bir terslik var.
Son enflasyondan sonra Türkiye biraz daha fukaralık çukuruna doğru düşmeye başladı. Türkiye dibi ne zaman görür diye soruyorlar?
Türkiye hiçbir zaman dibi göremez. Çünkü fakirliğin dibi yok. Fakirlik sonsuzdur. Geçen her yıl her ay daha da fakirleşirsiniz.
3 yıl önceki alım gücünü bırakın bir ay önce aldığınız ürünü bugün aynı fiyata alabiliyor musunuz?
İşte bunun gibi! Fakirliğin dibi olmaz.
Her geçen gün daha da fakirleşirsiniz. Son günlerde bazı kişiler bunu coğrafyaya bağlıyor.
Coğrafya hiçbir zaman kader olamaz! Kader olan bile bile seni fakirleştiren bir siyaset için sandıkta attığın oydur! Bu nedenle fakirlik kaderimiz mi sorusuna gelince; elbette kaderimiz değil! Çünkü fakirliği kendi oylarımızla tercih ediyoruz.
...***
Murat Çabas, 9 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Bütçe yine faiz lobisine çalıştı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyasilerimiz, her fırsatta "faiz lobisi" deyip durdular ama "serbest piyasa" adı altında uyguladıkları borca dayalı kapitalist ekonomi anlayışı, yine faiz lobisine kazandırdı. Hazine'nin her yıl faize ödediği miktar artmaya devam ediyor. Açıklanan verilere göre, Hazine bu yılın ilk üç ayında faize 77.7 milyar TL ödeme yaptı. 2021 yılının ilk üç ayında faize yapılan ödeme 45.2 milyar TL, 2020'nin ilk üç ayında ise 31.5 milyar TL idi. Dikkat ederseniz, sürekli artıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hazine, "sürdürülebilir borçlanma" dayatmasının bir sonucu olarak borcunu borçla ödemeye devam etti. Hazine, ilk üç ayda 211 milyar TL borçlandı ve bunun 149.4 milyar TL'sini borç geri ödemelerine kullandı.
Elbette ki bu, "borcu borçla çevirme" bedava olmuyor; her yıl faiz lobilerine ödenen ödemelerin artmasının nedeni de bu zararlı politika…
Yapılan hesaplamalara göre vatandaşların alım gücünde aralık ayından bugüne bakın nasıl bir erime yaşanmış, asgari ücret-ürün mukayesesi şeklinde aktaralım.
Bildiğiniz gibi 1 Ocak itibarıyla uygulanan asgari ücret 4 bin 253 TL…
Bir asgari ücretle, aralık ayında 468 kilo ekmek alınabiliyordu, mart sonunda bu 333 kiloya düştü. Asgari ücretli, bu 4 aylık zamanda 135 kilo ekmek kaybetti.
Aralıktan mart sonuna otobüs biletleri yüzde 124 zamlandı. Aralık ayında ortalama otobüs bileti 105 TL iken, mart ayı sonunda 253 liraya fırladı. 4 kişilik bir aile bayramda memleketine gidip gelmek için 839 TL ödüyordu, bu meblağ 1880 TL'ye çıktı. Vatandaşlar için bayramda memlekete gitmek artık hayal oldu.
Birçok üründe ithalata bağımlı hale gelirken, uygulanan yanlış tarım politikaları sebebiyle en temel gıda ürünlerinde de ithalata mahkum olduk.
Öyle ki dünyanın en fazla buğday, ayçiçeği ithal eden ülkesi noktasına geldik. Üstelik buğdayın anavatanı olmamıza rağmen.