Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: İşsizlik TÜİK’e göre azaldı, İŞKUR’a göre arttı
Yeniçağ:
AKP Gençlik Kolları Başkanı şatafatlı sahuru savundu
Karar:
Bekir Bozdağ'dan Kaşıkçı davası açıklaması: Suudi Arabistan'a nakli tamamen hukuka uygundur
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 11 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bu kadar yüksek pahalılık ve enflasyon, başka niyet mi var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bay Nebati her zamanki gibi iyi niyet saçıyor... Ona verilen görev bu. Bazen raydan çıkan üfürük konuşmaları karşısında kendisine “sus işaretleri” verildiği de kulis haberlerinde yer alıyor. Bay Nebati değil sorun. Herkes onu biliyor. Koltuğun esas sahibi Cumhurbaşkanı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkenin bu yılı ağır kayıplarla sonlandıracağı ve milletin geçimine yapılan ve büyük tahribat yaratan büyük saldırıların telafisinin zaten mümkün olmadığı, iktidar dümeninde olmayan tüm ekonomistlerce vurgulanıyor.
Asgari ücretin yeniden artırılması gereğine bile Cumhurbaşkanı temmuz ayı için “Şüphesiz ki artıracağız” yanıtını vermiyor ve yıl sonunu anımsatıyor.
Anlaşılan, Saray, bu yıl sonuna kadar “mühimmat” yığacak, seçimlere kadar kalan beş ay içinde de para yağdıracak- yüzlerde gülücükler açtıracak ve oyları devşirecek.
İyimser bakışla sanki plan bu.
Gülüyor musunuz? Kısa dönem içinde banknot matbaasını iki katı çalıştırarak sanki bolluk var hissini yaratabileceği konusunda “fikirler” var! İktidar içindekilerin bile umutsuzluğu belli, hepsi Saray’ın şapkadan tavşan çıkarıp seçimleri kazanmasını bekliyor..
Anketler bu tavşanı görmüyor olsalar bile..
“Tavşan” ne ola sorusundan önce, kalemlerine veya ağızlarına Saray giydirilmiş bazıları, “dünyanın güçlü lideri”, “Nobel” masallarıyla bir “profil yükseltme” denemesindeler..
İlki 2023 ilk ayında TOGG arabasının piyasa sürülmesi, “yerli ve milli heyecan” hikâyesi.
İkincisi ise Karadeniz’deki “Sakarya” adı verilen bölgede keşfedilen doğalgazın yine seçimden önce karaya pompalanmaya başlanması... yine “yerli ve milli” hikâye!
İlkinin, en az 500 bin TL’lik bedelinin hangi kitleleri heyecanlandıracağı açık. Yine “sadıklar” kitlesi veya çok az “yerli heyecana” katılacaklar..
İkincisinin, yani doğalgaz; ne yerli ne milli, tamamı yabancıların kontrolünde, rezervleri de hem kesin değil hem de epey saklanıyor. Bunu ayrı yazacağım.
Ama pompayı mutlaka çalıştıracaklar.
Bu ikisinin de ülkeyi kasıp kavuran ekonomi kasırgalarına bir çare olmayacağı, sadece bir parça uzak duran “sadıklar”dan belki yüzde bir-ikisini geriye devşirebileceğini ancak tahmin edebilirim.
Tüm bu hikâyelerin toplamda esas olarak sadık yüzde 25’lik kesimde imanları tazelemekten öteye, iktidarı kazanabilecek bir çoğunluğu harekete geçirmeyeceği açık.
AKP’nin en büyük kozu RTE, geride bir şey kalmadı. Fakat RTE’nin de kitleleri inandırıcılığı o kadar çok yıprandı ki, 20 yıllık iktidar yorgunluğunun altında kalacaktır.
...***
Mustafa Karaalioğlu 11 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Baz etkisiyle seçim de kazanılır mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Baz etkisi tabiri ekonomide sık kullanılıyor. Şu sıralar biraz daha sık çünkü, bu yıl çok yüksek olan enflasyonun gelecek yıl düşmüş gibi gösteren şey baz etkisi olacak. Bu yıl baz alınırsa, gelecek yıl da fiyatların artacak mecali kalmazsa durumu kurtarmış görünebilirsin. Malum şimdi hayat o kadar pahalı ki 2023’ün enflasyon bu yılla kıyaslanacağı için fiyatlar -inşallah- daha az yükselecek ve bu da işlerin yolunda gittiğini gösterecek. Tablo bir önceki seneden iyi olacak! Sonra gelsin sandık, gelsin oylar…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hesap bu. Nitekim Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de her zamanki açık sözlülüğüyle ifade ediyor. “Aralık ayından itibaren her ay enflasyonun nasıl düştüğünü hep beraber göreceğiz ve yürüyeceğiz. İşler daha iyi olacak” diyor. Selefinin selefi yüzünden, “bir sonraki ay, bir öncekinden iyi olacak” gibi temennilerin hiç iyi bir itibarı olmasa da Bakan’ın hala kredisi var. Dilediğince kullanabilir. Ancak, resmi hesaba göre yüzde 60’ı, gayrı resmi olana göre 142’yi devirmiş olan enflasyona karşı tek mücadele yöntemi baz etkisine sığınmaksa ahalinin de feverana hakkı var.
Zira enflasyonla mücadele edilmiyor; kah salgın, kah savaş bahanesiyle vakit öldürülüyor. Türkiye ekonomisinin salgından önce krize girdiğini, 128 milyar Dolar rezervin büyük kısmının henüz kimse maske takmazken yakıldığını ıskalayan anlayış enflasyonla mücadele edemez. Dünyada üç-beş puan artan enflasyonu bizim yüzde bilmem kaçla aynı zanneden anlayış da… Elde makbuz makbuz market market zabıta dolaştırarak etiketleri korkutacağını zannedenin ise hiç şansı yok. Hayat pahalılığı komplo teorisi veya propaganda kaldıramayacak kadar gerçektir.
Gelin görün ki kötü gidişi örtbas etmek meselesi ekonomiden ibaret değil. Dış politikada da baz etkisi arayışı var… Aklı başında herkesin “etmeyin, yapmayın” diye yol göstermesine rağmen kavga yapılmadık memleket bırakmayan iktidar, şimdi aradaki meselenin ne olduğuna bakmadan birer birer el sıkıyor.
Enflasyonun çok düşük olduğu eski yıllar görmezden gelinip - bir mucize olur fiyatlar düşerse- 2023, 2022’yle kıyaslanacak… Zaten hepsiyle aramızın iyi olduğu ülkelerle iç politikada rüzgar estirmek için düşman olup şimdi barışmak da 2023 senesinin dünya vizyonu olarak manşetlere taşınacak… İşe yarar mı? Ötesini berisin kurcalayan olmazsa, seçmen hafızası da nisyan ile malul olursa gayet tabii yarar.
Çok yakın geçmişte kişi başı gelir 12 bin 500 Dolar’dı şimdi 9 binin altında… Türkiye’nin dünya ticaretindeki payı yüzde 1,2 civarındaydı şimdi binde 8… En büyük 16, ekonomiydik şimdi ilk 20’den düşmek üzereyiz… Faiz yüzde 4’ü görmüştü, dolar 2 liraydı, şimdi kat kat arttı… Yahut çok yakın geçmişte Birleşmiş Milletler’de bütün ülkelerin oyuyla istediğimiz yere seçiliyorduk, şimdi bizim için parmak kaldıran kalmadı. Ya da yakın vakte kadar herkesin ilk uğradığı yer Ankara’ydı, şimdi ise savaş olmasa kapımızı çalan yok…
...***
Mehmet Kara 11 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Para ediyor” da para nerede?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Başta sebze ve meyve olmak üzere her gün gelen zamlar artık milleti canından bezdirdi. Millet, bir adet marulun 20 lira, bir kilo domates ve patlıcanın 25, bir kilo biberin 35-40 lira olduğu market ve pazardan elleri boş çıkıyor. 1 yılda ortalama yüzde 190-200 artan sebze ve meyve fiyatları insanları iyice bunalttı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
TÜİK, hafta başında yıllık enflasyonu yüzde 61 olarak açıkladı. Çarşı pazarı görenler bu rakamlara inanmadı. TÜİK’in açıkladığı gıdadaki artış rakamı yüzde 69.26. Ancak çarşı pazarda görülen bunun neredeyse 3 katı…
Tarım ülkesi olan Türkiye’de milletin tarım ürünlerine ulaşamamasının birçok nedeni var. İthalata dayalı yanlış tarım politikaları, mazot, gübre, zirai ilaç ve tohumda yüksek oranda gelen zamlar başlıca nedenler.
Yağ, akaryakıt, ekmek kuyrukları yaşanırken şimdi insanlar ucuz tüketim maddesi bulabilmek için market market dolaşmak zorunda kalıyor. Çalışanların maaşları sabit kalırken her gün gelen zamlar insanları çaresiz bırakıyor. Hükümet ise çareyi KDV indirmekte bulurken bunun bir “çare” olmadığını aslında kendileri de biliyor.
Muhalefet partileri son yıllarda il il çarşı pazar gezip milletin derdini dinliyor bunu kamuoyu ile de paylaşıyorlar. İktidar milletvekillerinden halkın arasına girmesi ve dertlerini dinlemesi istense de bunu yapmadıkları, belki de yapamadıkları ortaya çıkıyor.
Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun başına böyle bir şey gelmişti. Mazot fiyatlarından şikâyet eden bir pazarcı sorunlarını anlatmaya başlayınca Bakan arkasını dönerek oradan uzaklaşmıştı. Bakanın yaşadığı bu manzarayı görünce milletvekillerinin illerinde yaşadıklarını tahmin etmek hiç de zor değil.