Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP’nin 'Kur Korumalı Mevduat' projesinin yükü Hazine’ye bindi
Yeniasya:
Türkiye, yeni ilaçları alamıyor
Milli gazete:
Anayasa mahkemesi yeniden yapılandırılsın
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Taha Akyol 12 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " İktidarın öngörü zaafı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İktidarın temel problemlerinden biri ekonomideki öngörü zayıflığıdır. Bu bir zihniyet meselesi olduğu için ciddiyetle üzerinde durulmalı, tahlil edilmelidir. Evvela “2023 Hedefleri”ne bakalım... 2011 Seçim Bildirisi’nde yer alan bu hedeflere göre mesela kişi başı gelirimiz 25 bin dolara çıkacaktı. Aksine, 8 bir dolara düştü! Çünkü iktidar 2011 yılında “2023 Hedefleri”ni açıklamış fakat bu hedeflere götürecek sanayi, tarım, eğitim, dış politika gibi alanlarda izlenecek politikalara dair teknik programlar ortaya koymamıştı. Yol haritası yoktu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İddialı hedefler hatta siyasette hamasi ufuklar ortaya koyan ama “metot” içermeyen, “rasyonel” planlama yapmayan bir düşünce biçimi. Zihniyet dediğim, bu.
2003 Hedeflerine göre 500 milyar dolar ihracat yapacaktık! Bu hedefe ulaşmak için dış politika planlaması yapılsaydı, mesela Mısır’la yedi yıl süreyle kavga ederek doğu Akdeniz’de yalnızlığa sürüklenir miydik? Mallarımıza boykotlar yapılır mıydı?
“Faiz sebeptir” gibi dünyada hiçbir ekonominin kabul etmediği politikaları uygulamaya kalkar mıydık?
Bu kadar ihracat yapmak için tarım ve sanayide sektörel bazda verimlilik, teknoloji ve üretim programları yapmak gerekmez miydi? Halbuki İktidarın kendisinin hazırlandığı 2019 tarihli 11. Kalkınma Planı’nda, 2014-2018 döneminde “yüzde 4.9 olan ortalama büyümenin 3 puanının tüketimden, 1 puanının ihracattan, 1.3 puanının sabit sermaye yatırımlarından geldiği” belirtilmektedir.
2023 hedefleri için programlanmış bir ekonomi politikasında, bunun tersine, en büyük payın sabit sermaye yatırımları olması gerekmez miydi? Gerekirdi ama daha fazla borçlanarak tüketimi artırmak daha fazla oy getiriyordu.
Yine aynı düşünme tarzı: İnsanlarda umut yaratan, hatta “yeniden büyük devlet oluyoruz” şeklinde milli duygularımızı okşayan hedefler… “Eyy” hitaplarının bu duyguyu beslemesi…
Ama o hedeflere götürecek “rasyonel” programların yokluğu… Sonuç, kriz…
İhracatı şahlandıracak olan asıl faktörün TL’yi ucuzlatmak değil, teknoloji, verimlilik, yüksek katma değer gibi politikalar olduğunu daha başta “öngörmek” gerekmez miydi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faizde düşüşe geçiyoruz, enflasyonda düşüşü de göreceğiz” sözünü hatırlıyorsunuzdur.
Sayın Erdoğan bu konuşmayı yaparken, 12 aylık enflasyon oranı resmen yüzde 19.25’ti… Bugün 12 aylık enflasyon oranı resmen yüzde 61.14 ve geçen 20 yılın rekoru!
Bütün iktisatçılar, emirle faiz indirtme yüzünden enflasyonun tırmanacağını söylerken, Erdoğan “enflasyonda düşüş” başladığını söylüyordu çünkü “faiz sebeptir” diye düşünüyordu. Faizi indirttik öyleyse “enflasyonda düşüşü de göreceğiz” idi… Aksi oldu, enflasyon şahlandı.
‘Faiz sebeptir’ şablonu, öngörüyü ve dolayısıyla doğru politikaları engelliyor, görüyorsunuz. Hem de 2011’den itibaren adım adım…
...***
Cevher İlhan 12 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasî saptırmalar kurtar(a)mıyor…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Siyaset tam bir kargaşa var. Her türlü siyasi çarpıtmanın fiyaskoyla sonuçlanması karşısında “iktidar cephesi” tam bir dağınıklıkta. Vaziyet ortada. Enflasyon sepetiyle onca oynamaya ve dalaverelere rağmen TÜİK’in verileriyle tüketicide yüzde 61’i aşan, üreticide yüzde 115’e varan enflasyona hiçbir ciddi tedbir alınmış değil. Büyük iddialarla başlayan son Maliye Bakanı’nın bütün “ışıltılı demeçleri”ne mukabil yüzde 20’lerdeki enflasyon üç katına çıkmış."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
TÜİK’in “tâlimatlı duyurusu”yla işsizliği düşük göstermek için işsizlik rakamlarında “yüzde 0.5 azalış” gösterilirken, muhalefet sözcülerinin tesbitiyle, “her defasında kırk takla attırılması da bir işe yaramıyor.” Zira yıllardır iş bulamayıp iş bulma ve arama ümidini kaybedenlerden sarfınazar edildiği, milyonlara milyonların eklendiği herkesçe biliniyor.
Keza genç işsizlik oranının resmi rakamlarla 21.8 olarak açıklanmasıyla hâlâ her dört gençten birinin işsiz olması bu gerçeğin kabulü. Birkaç kişilik işe alıma yüzlerce, binlerce kişinin, 319 kişilik işe alım için 126 bin vatandaşın müracaatıyla meydana gelen “iş başvurusu kuyrukları” işsizliğin de açıklanan oranların çokça üstünde olduğunu ortaya koyuyor.
Yine TÜİK’in tesbitleriyle hanelerde elektriğin birim fiyatı 8 yılda yüzde 440 zamlanırken, muhalefet milletvekillerinin sorularına Enerji Bakanlığı’nın verdiği cevaba göre, geçen yıl 3,5 milyon elektrik ve 1 milyon doğalgaz abonesi faturasını ödeyememiş. 1 milyon 93 bin 581 mesken, sanayi, ticarethane ve tarım sulama abonesinin doğalgazı kesilmiş.
Bu arada enflasyonun yüzde 150’leri, gıda enflasyonunun yüzde 200’leri bulduğu, 12.5 milyon emeklinin bankalara borçlu, asgari ücretin açlık sınırı altında olduğu ağır krizde 30 milyon icra dosyasının 115 milyon tarafı oluşmuş. “Yeni ekonomik model” diye ortaya atılan ve Hazine’ye yüzlerce milyar ödetilen “döviz kuru korumalı mevduat”ın da bir “çâre” olmadığı peşinen görülüyor.
Özetle, âlây-ı vâlâ ile açılıp “yandaş müteahhitler”e verilen “dolar garantili ihaleler”den biri olan Çanakkale Köprüsü’nde “günde 45 bin aracın geçiş garantisi”ne karşılık geçişlerin 6 binde kalması; 1 milyon 317 bin yolcu geçişi garantisi verilen Zafer Havaalanında bir yılda ancak 11 bin 131 yolcu geçmesiyle yüzde 99 sapılması benzeri ortaya çıkan vahim hesap hatalarıyla iktidardakiler tam bir şaşkınlıkta.
Büyümeden enflasyona hiçbir hedefi ve vaadi tutturamaması, “2023 hedefleri”nin hepsinin daha şimdiden suya düşmesi karşısında siyasi iktidar hata üstüne hata yapıyor.
Ve bütün manipülasyonlara rağmen “tek kişilik ucûbe sistem”i isteyenler yüzde 30’lara düşerken, muhalefetin “demokratik parlamenter sistem işbirliği”ne desteğin yüzde 70’leri aşması üzerine “iktidar cephesi”nde tam bir panik baş göstermiş.
Dağınıklık, öngörüsüzlük ve karmaşa o denli ki, tek imza ile yayınlanan gece yarısı apar topar 60 adet “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”nin 35’i “bir önceki kararnamenin düzeltilmesi”ne dair çıkarılmış.
...***
Esfender Korkmaz 12 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Altın sevindirdi mevduat üzdü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Mart ayı itibariyle son bir yılda Finansal yatırım araçları içinde, enflasyonun etkisi giderildikten sonra , yani reel olarak en yüksek getiriyi yüzde 33,98 reel getiri oranı ile altın, en büyük kaybı ise yüzde eksi 35,98 oranında reel kayıp ile devlet iç borçlanma senetleri ve yüzde eksi 27,73 oranında reel kayıp oranı ile de mevduat faizi getirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Altının reel getirisi ile mevduat faizinin reel getirisi arasında 61,71 puan fark var. Dünyada finansal yatırım araçları arasında bu kadar yüksek fark olan bir başka ekonomi yoktur. Bunun içindir ki, uluslar arası kuruluşlar, bizim ekonomiyi Dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak tarif ediyor.
Ekonomik istikrar sorununun temelinde de bu kırılganlık yatıyor.
Mevduat faizi geçen sene Mart ayında da eksi yüzde 5,09 oranında reel kayıp getirmişti. Ama bu sene enflasyon yüzde 61,1 olunca ve Merkez bankası da gösterge faizini yüzde 14 düzeyinde tutunca mevduatta bu kadar yüksek reel kayıplar ortaya çıktı.
Artık TL fazla cep yakıyor. Bunun içindir, birçok sektörde siparişler artık tamamıyla dolar veya Euro olarak veriliyor. Pazarlıklar da aynı şekilde döviz üstünden yapılıyor. Zaten Hükümetin kur korumalı mevduat uygulaması da TL'yi doların himayesine sokmak demektir.
Bu tablo sürdürülemez... Her gün geçtikçe toplum olarak kan kaybediyoruz. Ne yazık ki hükümet içinde ve ekonomi yönetimi içinde bu tabloyu okuyacak kimse yoktur. Cumhurbaşkanlığı kurullarında ve ekonomi yönetiminde yer alan akademisyenler varsa istifa etmeleri gerekir. Aksi halde tarih ekonomiyi çıkmaza sokan bu tablodan en fazla onları sorumlu tutacaktır.
Özetle, yüksek kırılganlığın ekonomik ve maliyeti her sene artarak büyüyor. Ciddi yönetim ve acil olarak istikrar önlemlerine ihtiyacımız var.