Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Yeni bir siyaset için yeni politik merkez arayışı
Yeniasya:
Mutfaklarda yangın var
Cumhuriyet:
Zorlanan iktidar tuzak kuruyor: Senaryolar masada
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Sertaç Eş, 15 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Borç ‘köleliğin’ kamçısı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası’nın internet sitesine bakıyorsunuz, hemen karşınıza çıkıyor. Dış borç toplamı 450 milyar doların üzerinde. Bunun 173 milyar doları ise 2022’de ödenecek borç. İnsanımız bu borcu hiç ama hiç üzerine alınmıyor. Oysa yaşadığımız sorunların en büyüğü bu. Önümüzdeki seçimlerde kim iktidar olursa olsun, yapacağı ilk iş, borç stokunu yönetebilmek için ucuza yeniden borçlanmayı sağlamak olacak. Bu kaostan çıkmanın yolu var mı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonomistlere göre var. Ancak kimsenin işine gelmiyor; çünkü siyaset avanta demek. Toplumumuz da ne yazık ki belli ölçüde bunu kabullenmiş durumda. Enflasyon, yoksulluk, hatta açlık sorununun altında yatan nedenlerden biri borçluluk.
Şimdi biraz farklı bir konuya, önümüzdeki dönem sıkça duyacağımız “karbon ayak izi olmayan üretim”e bakalım. Çünkü gelecek on yıllarımızı da borcu yüksek bir ülke olarak geçirecek gibiyiz. Dışarıda çok ciddi tartışmalar var bu konuda. Örneğin “Ekolojik ayak izi”, “biyolojik kapasite” gibi kavramlar tartışılıyor. Bunlar doğrudan gelecekteki gıda sorununu da çok yakıcı bir şekilde ilgilendiriyor.
Uzmanlar, gezegenimizin artık yaşayan insanlara yetmediğini, mevcut nüfus için gezegenimizin yarısından fazla bir gezegene daha gereksinim olduğunu tespit ediyor. Küresel nüfus artışı başlı başına bir sorun. Ancak mevcut nüfusun bugünkü ölçütlerle yaşaması durumunda toprağa, suya, denizlere, atmosfere verdiği zarar giderek artıyor. Kısa yoldan bu ekolojik ayak izi olarak anlatılıyor. Bu sürekli olumsuz etki başta insanların beslenmesini, genelde yaşayabilmesini sağlayan biyolojik kapasitenin azalmasına yol açıyor.
Türkiye’nin de ekolojik ayak izi ve biyolojik kapasite düzeyi iç açıcı değil. Doğaya verdiğimiz zararı hızla azaltmamız; tüketilebilir su kaynakları, sağlıklı atmosfer, deniz ve orman alanları, yeterli besin boyutlarıyla biyolojik kapasitemizi yükseltmemiz gerekiyor. Şu anda ülkemizin kalkınma gerekçesiyle yaptığı hatayı çok önceden birçok ülke yapmış. Uzmanlar, kalkınma anlayışının, sürdürülebilir bir yaşam koşulunu da gözetmesi gerektiğini savunuyor. İşte Marmara Denizi ölümün eşiğinde. Kıpırdayan yok. Bu konulara ve ekonomiye etkilerine kafa yoran çok az insan var. Onları da kimse dikkate almıyor.
Bir diğer vahim konuyu ise CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut gündeme getirdi. “Türkiye çöp sömürgesi haline getirildi” diyor. Adana’ya Avrupa’dan gelen çöpleri, bu çöplerin Adana’yı, o verimli tarım topraklarını nasıl kullanılamaz hale getirdiğini, yani biyolojik kapasitemizi nasıl yok ettiğini vurguladı. Yeni Tarım Bakanı’ndan “tık” yok. Baskın söylemin tersine “Türkiye, artık başka Türkiye” değil. Çin’in dahi reddettiği Avrupa’nın “Ekolojik günahlarının” bu toplumun sırtına yüklendiğini görmüyor, umursamıyoruz.
Şimdi başa dönebiliriz. Bütün bu gerçekleri, gelişmeleri farkeden ülkeler var. Kendilerini ellerindeki araçları da planlayarak yeniden konumlandırdılar: Para satacaklar. Karbon ayak izi düşük/olmayan ürünler için üretim altyapısının yenilenmesi gerekiyor. Çünkü yakında karbon ayak izi olan ürünleri kimse almayacak. Karnımızı doyurma derdindeyiz. Türkiye’de bu yenilemeyi yapacak para yok. O zaman borca devam...
…***
Cevher İlhan 15 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Muallel yasa” demokrasi ve hukuka aykırı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kamuoyundan iletilen bütün itirazlara rağmen “iktidar cephesi”nin inadına geçirdiği, milyonlarca vatandaşın irâdesine bariyerler koyarak “temsilde adâleti” yok eden yeni “seçim yasası” tartışmaları sürüyor. Öncelikle il ve ilçe seçim kurullarında görev alacak hâkimlerin kıdem esası yerine ad çekme usulüyle yenilenip üç ay içinde yürürlüğe sokulması ve yürütmenin başındaki “partili Cumhurbaşkanı”nın “seçim yasakları”ndan muaf tutulmasıyla devlet imkân ve araçlarını kullanmasının “yasallaştırılması”, AKP-MHP’nin oldubittiye getirdiği “yasa”yı muallel hale getiriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu açıdan ana muhalefetin, (AYM’den yürürlüğünü durdurup iptalini talep ettiği “yasa”nın Anayasanın on iki maddesine aykırılığını tek tek tesbiti büyük önem taşıyor.
Zira söz konusu “değişiklikler”, evvela Anayasanın 2. ve 5. maddelerindeki “insan haklarına saygıyı” esas alan “demokratik ilkeler”e uyma ve 5. maddesindeki “devletin temel amaç ve görevleri”nin başında gelen “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırma” yükümlülüğü ihlal ediliyor.
11. maddedeki kanunların,“yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare ile kişileri bağlayan temel hukuk kuralları”nı esas alan “Anayasa hükümleri”ne aykırı olamayacağı” hükmü çiğneniyor.
13. ve 14. maddelerdeki “temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın kanunla yapılacak sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine, ölçülük ilkelerine aykırı olamayacağı” kriteri hiçe sayılıyor.
17. maddedeki “kişinin hak ve ödevlerinin dokunulmazlığı” ile 36. ve 37. maddelerindeki “âdil yargılanma hakkı” ile “doğrudan yargı yetkisine sahip olağanüstü mercilerin kurulamayacağı” kuralları by pass ediliyor.
“Vatandaşların seçme, seçilme ve oy haklarını kullanmaları”nı şart kılan 67. ile 68. maddelerdeki “siyasi partilere ilişkin kanun, tüzük ve programların insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olamayacağı”, “sınıf ve zümre veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamayacağı” kaydı yok sayılıyor.
Ve bunlara ek olarak, 79. maddedeki “seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır” hükmüyle “seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama görevi”nin verildiği bir yüksek yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu tamamıyla siyasi iktidarın güdümüne sokuluyor.
…***
Esfender Korkmaz 15 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dış borçlarda iflas riski”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bugünkü koşullarda Türkiye'nin dış borçlarında temerrüt riski yüksektir. Bugünkü siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar devam ederse, temerrüde düşmesi seçim sonuna ertelenebilir. Seçim sonrası gelecek iktidar hiçbir şey yapmasa dahi, Türkiye için dünyada güven tazelemesi oluşacak, yabancı yatırım sermayesi gelecek ve daha uygun şartlarda dış borç bulabileceğiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ama siyasi iktidarın ne yapacağı belli olmaz. Çünkü bugüne kadar yaşadıklarımızdan çıkan tek sonuç var: Türkiye'de iktisat politikaları, rasyonel ve etkin bir politikalar olarak değil, belli kişi ve kişilere ve belli gruplara gelir sağlamak ve kaynak aktarmak üstüne kuruludur.
Söz gelimi, kamu-özel işbirliği sözleşmeleri açık olarak, oligark yaratma üstüne planlıdır. Çin'e karşı 2021 yılında 28 milyar dolar dış açık Türkiye için risktir ve fakat siyasi iktidar için bu önemli değildir; zira görünen odur ki önemli olan Türkiye'nin açık vermiş olması değil, bir ithalatçı grubunun spekülatif kazanç sağlamasıdır. Aksi halde yatırım malı ve teknoloji ithal ettiğimiz Çin'e neden yılda 28 milyar dolar açık verelim?
Yine faiz bahanesi ile doların 18 liraya çıkmasından bir grup spekülatif, büyük kârlar sağlamıştır.
Türkiye'de dış borçlarda temerrüt riskini artıran sorunlar vardır.
Üretimde kullanılan ithal girdi oranı yüksektir. Girdi ithal edemezsek üretim düşer. İthalat için önce finansman gerekiyor. Yani dövize ihtiyaç var.
2022 yılında, cari açık 48-50 milyar dolar, dış ticaret açığı 55-60 milyar dolar olacak. Cari açığın bir kısmını dış borç faizi için veriyoruz. Türkiye dünyada dış borçlanmada en yüksek faizi ödüyor. Söz gelimi Hazine ve Maliye Bakanlığı 5 yıl vadeli ve 2 milyar dolarlık tahvili yüzde 8,625 faizle ihraç etti.
128 milyar dolar macerasından sonra, MB döviz rezervleri eksiye geçti. Halen eksi 45- 50 milyar dolar kadardır. Eksi rezerv hem güven kaybına neden olur hem de dış borç riskini artırır.