Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yurttaştan alınan vergiler rekor kırdı, giderler katlanarak arttı
Karar:
İcralar da iflaslar da patladı: Kepenk endeksi
Yeniasya:
Belirsizlik gıda güvenliğini riske atıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır 17 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "İzinsiz oturmak yasaktır!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Giderek artan enflasyon, Türkiye’nin önemli dertleri arasındaki yerini muhafaza ediyor. İdareciler, yüksek enflasyonu tek haneli ramaklara düşürmekle övünüyorlardı. Çoktan rakamlar yeniden çift hane oldu. Bu gidişle üç haneli enflasyon rakamlarından bahsetmek pek de uzak bir ihtimal olarak görülmüyor. Esasında ülkemizde iki farklı enflasyon ramakları var. Biri vatandaşın cebine ve mutfağına yansıyan enflasyon ki bu rakamlar çoktan yüzde 100’ü aşmış durumda."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir de devletin açıkladığı, fakat büyük çoğunluğun itibar edip güvenmediği resmi rakamlar var. Burada da enflasyon nispeti yüzde 60’ı aşmış durumda. Ayrıca, üreticiler yönünden hadiseye bakılınca resmi rakamlar dahi yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşiyor.
Böyle yakıcı bir tabla var olduğu halde, idareciler ‘resmi görevlilerin dışında’ enflasyon rakamlarının açıklanmasına mani olmak istiyorlarmış. İddiaya göre bu hususta kanun hazırlığı varmış ve izin almadan enflasyon rakamları açıklayanlara 3 yıla yakın ceza istenecekmiş.
Böyle bir düzenleme yapılır mı? Yapılmaması icap eder, ama maalesef ülkemizde çoğu ‘olmaz’ denilen işler oluyor ve bu hal git gide normalleşmiş durumda. Düşünün ki Türkiye’yi idare edenler yürürlükteki bazı kanunları ve yönetmelikleri dahi dikkate almıyor. Dolaysı ile akla uzak görünen böyle bir düzenleme yapılması ihtimal dışı değildir. Acaba böyle ‘yanlış’ işleri gündeme taşıyarak milleti oyalamak ve bu arada gündem değiştirilmek mi isteniyor? Elbette bu ihtimal da akla yakın duruyor.
Peki, her hangi bir özel kişi kuruluş kendi yaptığı tespitlere göre bir enflasyon rakamı açıklaması idarecileri niçin rahatsız eder? Ya da milletin ‘resmi açıklama’lara değil de, ‘üç beş uzman’ı dikkate alması nasıl yorumlanabilir? Eğer idarecilerin açıkladığı rakamlar pazara, mutfağa ve cebe uygun olsa, başka açıklama ve rakamlara göz atan olur muydu?
Veyahut tersini düşünelim: Böyle bir düzenleme yapılsa ve izin almadan enflasyon rakamı açıklanması yasaklansa, hatta herkes buna uysa; milleti canından bezdiren yüksek enflasyon ve pahalılık kontrol altına alınmış mı olur?
Acaba Türkiye’yi idare edenler niçin böyle gerçeklerden uzak gündemlerle meşgul olur? Vatandaşın ‘resmi açıklamalar’ yerine özel kuruluşların açıklamasına güvenmesi acaba idarecileri büyük bir mesaj değil mi?
Elbette bu mesele sadece enflasyon rakamlarıyla sınırlı bir durum değil. Şimdiki idarecileri imkân verilse, başka pek çok ‘hak’ı da millete çok göreceklerdir.
Bunun yerine milleti yanıltmayan, Türkiye ve dünya gerçeklerine uygun doğru rakamlar açıklansa çok daha iyi olmaz mı? Güvenin bu kadar zedelendiği pek olmamıştı. Düşünün ki ‘kontrol altındaki medya’ya rağmen millet resmi enflasyon ramaklarına değil, özel kuruluşların rakamlarına itibar ediyor. Anlayan için bunda büyük mesajlar ama acaba anlayan çıkacak mı?
“İzinsiz oturmak yasaktır” devrinden, “İzinsiz rakam açıklamak yasaktır” devrine...
...***
İrfan Hüseyin Yıldız 17 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Ekonomi dengesini kaybediyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2018 yılından başlayarak uluslararası finansal koşullar değişti, borç yükü giderek arttı, borçlanma maliyetleri arttı ve borçlanmak giderek zorlaştı. Türkiye’nin risk primi yükseldi, piyasalarda para bolluğu bitti, olan parayı ise daha çok gelişmiş ekonomiler kullanmaya başladı. Her koşulda büyümeden taviz vermek istemeyen ekonomi yönetimi ise bütçe politikalarını bu amaçla kullanmaya başladı."diyen yazar, yazısının devamında şu işfadelere yer veriyor:
...***
Bütçe dengesi, zaman zaman tek seferlik arızi gelirlerle idare edilebildi. Ancak 2022 yılına gelindiğinde ise bütçe üzerindeki kontrolün giderek kaybedildiğini ve bütçe açıklarının yeniden enflasyonu besler hale geldiğini görüyoruz.
Nisan ayı ortası itibarıyla geldiğimiz noktada şöyle bir veri seti ile karşı karşıya geldik: Ekonomi yönetimi henüz bir revizyon yapmasa da uluslararası ekonomi kuruluşları, Türkiye ekonomisi için büyüme tahminlerini geri çekmeye başladılar. (Orta vadeli planda 2022 büyüme tahmini yüzde 5 olarak öngörülmüştü.) Dünya Bankası, nisan başında açıklanan raporunda Türkiye’nin büyüme tahminini yüzde 2’den yüzde 1.4’e çekti. Yüzde 2 olan tahminini de ocak ayında açıklamıştı. Yani potansiyel seviyesinde bile büyüyemeyecek bir ekonomi tahmini yaptı. Diğer yandan Dünya Bankası Türkiye’nin, iç ve dış dengesi için önemli olan cari açık ve bütçe açığı tahminlerini şöyle açıkladı: Cari açığın milli gelire oranının yüzde 6.4 ve bütçe açığının milli gelire oranının ise yüzde 5.2 olabileceğini öngördü.
Ekonomiler için endişe yaratması gereken durum, ikili açık verilmesi halidir. Cari açığın büyüyor olması, 2021 yılı ekim ayında açıklanmış olan “yeni ekonomi modeli”nin çalışmadığını teyit ediyor. Bu durumun, yine kurlar üzerinde baskı yaratacağı açıktır. Ayrıca enflasyonun kurlar üzerindeki baskısı giderek büyümektedir. Bunu, kur garantili mevduat uygulamalarıyla daha fazla engellemek mümkün görünmüyor. Bütçe açığının büyümesi ise öncelikle kamunun borçlanma ihtiyacını artıracak ve faizler üzerinde baskı yapacaktır. Borçlanma veya para basma gibi parasal genişlemeler de kaçınılmaz olarak enflasyonu yükseltecektir. Buradan bakınca, iktidarın enflasyonla mücadelede temel bir politika setinin olmadığını söyleyebiliriz.
...***
Esfender Korkmaz 17 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İktidar TÜİK'in kurumsal yapısını bozdu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TÜİK'in kuruluşu 131 yıl öncesine gider. 1891'de ''Merkezi İstatistik Encümeni'' kuruldu. Daha sonra; 26 Şubat 1926 tarihinde ''Merkezi İstatistik Dairesi'' kuruldu. Daire, 1930 yılında "İstatistik Umum Müdürlüğü" adını aldı. 1962 yılında da "Devlet İstatistik Enstitüsü'' adını aldı. 18 Kasım 2005 tarihi itibarıyla adı ''Türkiye İstatistik Kurumu'' olarak değiştirildi. AKP iktidarı, Merkez Bankası, BDDK gibi TÜİK'in de tarafsız ve kurumsal yapısını bozdu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2007 yılında TÜİK, GSYH hesabında 10 yıl geriye giderek düzeltme adıyla revizyon yaptı. Bir gecede GSYH yüzde 31 oranında artırıldı. Teknik olarak bu artış kabul edilemez. Zira 10 yıl geriye tahmin yapılması yanlış sonuçlar verir. Kaldı ki GSYH hesabı bir tahmindir. İstatistiklerde yanılma payı limiti yüzde 2,5 olarak kabul edilir. Eğer TÜİK yüzde 31 yanılmışsa, yanlış tahmin yapmış demektir. 10 yıl yanlış tahmin yapan bir kurumun bir günde mi aklı başına geldi? Bu gibi revizyonlar TÜİK'e olan güveni düşürdü ve büyüme hesaplarında zafiyet oluşturdu.
TÜİK; Türkiye tasarruf oranında 2016 yılında güncellemeye gitti. Tasarruf oranlarında revizyon sonucunda 1998 baz yıllı eski seri ile 2009 baz yıllı yeni seri arasında yüksek farklılıklar oluştu. Söz gelimi 2015 yılı için eski seri ortalama tasarruf oranı yüzde 14,4 iken, yeni seriye göre yüzde 24,8 oldu. Arada 10,4 yüzdelik puan farkı var.
Bu durumda 2009 yılına kadar yapılan araştırmalar ve planlama verileri çöpe gitti. Türkiye'de yatırım yapacak olanlar hangi seriye göre fizibilite hazırlayacak? Makro dengeler bir gecede değişmiş mi olacak? Bu şartlarda açıklanan makro verilere güven kalır mı?
Kaldı ki yeni seride tasarruf oranlarının eskisine göre çok yüksek olması bu alandaki yapısal reform ihtiyacının azaldığı anlamına mı geliyor?
Gerçekten de halkın tasarruf eğilimi geriye dönük olarak bir gecede değişti mi? Dahası demek ki TÜİK revizyon yapıncaya kadar tasarruf oranını yanlış hesaplıyormuş. Bu şartlarda TÜİK verilerine kim inanır?