Nisan 19, 2022 08:26 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Meral Akşener 'başkanlık sistemi'ni eleştirdi: Her alanı itibarsızlaştıran bir sistem

Cumhuriyet:

Bülent Arınç’ın ekonomi ve sandık mesajına AKP'lilerden destek

Yeniasya:

Sessiz kalındıkça İsrail zulmü bitmez

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Karaalioğlu 18 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Türkiye’ye neden sadece bu rekorlar kaldı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomi krizde, yargı, eğitim, kentleşme ya da sanayi teknoloji gibi sektörler dünyayla yarışamıyor ve birçoğu ekonomiden daha kötü bir seviyede. Dış politikada, Türkiye’nin coğrafi kapasitesi üzerine bir değer koyamıyoruz. Barış zamanı arayan soranı olmayan, sadece savaşta geleni gideni çok bir ülke olmakla yetiniyoruz. Hatta bununla övünüyoruz!.. Bütün bu problemlerin kaynağında liyakatsiz, ehliyetsiz, kuralsız ve hukuk duygusunu yitirmiş bir zeminde yozlaşma halinde yaşıyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu kadar problemi olan bir ülke olmak iyi görünmüyor, nasıl olup da bu kadar probleme duçar olabildiğimiz ise izah kabul etmiyor. Her şey kötü değil elbette ama zaten dünyada her şeyi kötü yapan ülke kalmadı artık. İnsanlığın belirli standartta yönetim tecrübesi, planlama zekası var ve en tecrübesiz yönetimler bile bu sayede ülkelerini büyütebiliyor. Adı sanı bilinen ülkeler içinde sadece Türkiye baş aşağı gidiyor. Milli geliri azalıyor, kişi başı geliri düşüyor, eğitimde, bilimde, hukukta listelerin dibini boyluyor; en yüksek faizi ödüyor, en yüksek enflasyona mahkum oluyor, vesaire. İddiasız ülkelerin bile az ya da çok gelişip büyüdüğü dünyada böylesine negatif nasıl ayrışmak bir yenilgidir. Düne kadar, istisnasız herkesle kavga edip, bugün aradaki problemlere bakmadan, sözleri, iddiaları unutarak yine istisnasız hepsiyle el sıkışmak için kapı çalmak da bu yenilginin dünya galasıdır.

Niye geriye doğru gittiğimizi aslında biliyoruz. Kötü bir sistemimiz var ve güçlü, kudretli, iddialı iktidar sloganlarının aksine işler de sahipsizdir. Bir iki malum alan hariç hiçbir konuda planlama ve koordinasyon bulunmamakta ve bilhassa ülkenin temel meselelerinin kapağı dahi açılmamaktadır. Türkiye bu zeminde; giderek yaşlanan, gençlerini eğitemeyen, yaratıcı beyinlerini kullanamadan yoksul bir ülke haline geliyor. Esasen geldi çünkü, asgari ücretin ortalama ücret olduğu ve onun dahi yoksulluk sınırının altında kaldığı, 11 milyon küsur insanın devletten gelecek aylık 550 lira yardıma muhtaç olduğu bir ülkeye, “büyük” yahut güçlü” diyemeyiz. Hele o ülkeyi yönetenlerin, pasta küçüldükçe “Yiyecek her zaman buluruz. Önemli olan beka…” laflarına sığınıyorsa. Türkiye, olmayan beka sorununu ortaya çıkaranların, üstüne bir de “ya ekmek ya beka” gibi, bir halka en son hangi yüzyılda söylendiği hatırlanmayan seçeneğin dayatıldığı ülkedir. Şartlar ve standartlar böyle olunca, dünyada yüksek enflasyon ve yüksek faizden başka branşta liderliğe oynamak söz konusu dahi olamıyor.

İşlerin yolunda gitmemesinden daha endişe verici olan ise böyle olduğunu inkar etmektir. Mesela, bütün dünyada fahiş fiyat artışı olduğunu ve Türkiye’nin Avrupa'ya Amerika’ya göre iyi olduğunu söylemek gibi. Bütün dünyada salgın sonrası bir ölçüde enflasyon oluşmuştur ama Türkiye’nin enflasyonu salgından çok önce başlamıştır.

...***

Mehmet Kara 18 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Kimi ‘yaşlı’, kimi ‘genç’ diyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Emeklilerin büyük bölümü asgari ücretin altında maaş alıp tabiri caizse sürünürken, emekli olamayan 7 milyonluk bir kesim var. 4-5 sene önce söz verildiği halde bir türlü sorunları halledilmiş değil. Bunlara EYT’liler deniliyor. Yani “emeklilikte yaşa takılanlar.” İşe girdiklerinde ne zaman emekli olacakları belli iken çıkan bir kanunla prim gün sayısı ve hizmet süresi dolmasına rağmen yaş sınırına takılıp emekli olamayan 7 milyon insandan bahsediyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Hükümet yıllardır bu konuda “çalışma” yaptığını söylese de bir türlü sonuç çıkmış değil. Emeklilikte aylık bağlama oranları yüzde 75’ten yüzde 48’lere indirildiği için de çalıştıkları sürede bağlanacak emekli aylığı da düştüğü için zaten mağduriyet yaşayan bu 7 milyonluk kesim, emekli olduğunda da başka bir mağduriyet yaşayacak. 

EYT’liler şu anda iş bulamıyor. İşveren “yaşlısın” diye iş vermiyor. Hükümet “gençsin” diye emekli etmiyor. Eee bir karar verin artık EYT’liler genç mi, yaşlı mı? 7 milyon insan artık bu işe bir çözüm bekliyor.  

Meclis’te iki Kahramanmaraş milletvekili arasında yaşanan otobüs boyama atışması ülkenin yaşadığı ağır gündemde biraz olsun farklı şeyler düşündürdü. 

Bu vekillerden birisi CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, diğeri ise AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal… Öztünç Kahramanmaraş belediyesinin 10 otobüsün hizmete verilme törenini eleştirirken, 5 otobüsün 6 ay önce alındığını, yeni 5 otobüsle birlikte yeniymiş gibi boyanarak törenle hizmete açıldığını, hatta bu otobüslerden birinin de boyasının bitmediğini söyleyince Mahir Ünal, duruma açıklık getirirken aslında aynı şeyi söyledi. 

...***

Remzi Özdemir 18 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Türkiye'de sigorta ahlakı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye'de en çok tepki gören sektör hangisi diye sorsanız emin olun ki karşınıza sigortacılık çıkacaktır. Aslında sigortacılık demek biraz haksızlık olur. Onu bankaların yaptığı sigortalar diye değiştirebiliriz. Sigorta dünyanın vazgeçemediği bir sistem. Hayatın olmazsa olmazı. Bu sektör 2 binli yıllara kadar Türkiye'de çok itibarlıydı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ne zamana kadar? Bankaların, sigorta şirketleri ile yaptıkları ortaklıkla. Özellikle 2010 yılından itibaren bankacılık sektörü sigortacılığı keşfetti. Hiçbir zaman riske dönüşmeyecek saçma sapan poliçeleri personellerine hedef olarak dayattılar. Çünkü bu poliçelerde kâr marjı yüzde 45'leri buluyordu ve ciddi kâr yazıyordu.

Öyle ki, son yıllarda bankaya girdiğiniz anda size akıl almaz poliçeler kesmek istiyorlar. Normal bir kredi alırken bile en az 3 poliçeyi neredeyse zorunlu olarak satmaya çalışıyorlar.

Bu öyle bir hâl aldı ki, artık vatandaş isyan etmeye başladı. İki hafta önce çıkan yasal düzenleme ile bu soruna kısmen çözüm bulundu ama bankalar bildiğini okumaya devam ediyor.

Bu konuda yazı yazmayı düşünürken Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı'nın bir basın açıklaması geldi.

Sayın Obalı, kredi bağlantılı hayat sigortasının ne kadar önemli olduğunu anlatıyor.

Kesinlikle haklı! Kredi bağlantılı hayat sigortası çok önemli. Kredi kullanan kişinin vefatından sonra yakınlarına büyük kolaylık sağlıyor.

Ancak ben, Özgür Obalı'ya buradan birkaç soru sormak istiyorum:

Bu açıklamanızı doğru zamanda yaptınız. Yani Meclis'ten çıkan yasadan hemen sonra.

Peki bugüne kadar Türkiye'yi saçma sapan poliçelerle sigorta çöplüğüne çeviren bankalara ve onlarla iş birliği yapan üyelerinize karşı nasıl bir uyarıda bulundunuz? Bu vatandaş sigorta poliçeleri yüzünden banka şubelerine girmeye korkar hale geldi.

Yani sigorta sektörü ciddi anlamda itibar kaybetti. Sektörün gerçek emekçileri olan acentelerin, bankalar karşısında rekabet edemez hale geldiğinde neden tepki göstermediniz?

Meclis neden böyle bir yasa çıkartmak zorunda kaldı, bunun öz eleştirisini yaptınız mı? Ben şahsen tüm sigortalarımı yapılması gereken yerden yapıyorum. Yani acenteden. Çünkü biliyorum ki sigortacım gece dahi telefonun öbür ucunda ve bana yardımcı olacak. Sigorta şirketleri daha fazla kâr ve az risk hırsıyla sektörüne zarar vermiştir. Bankalarla yaptıkları akıllara ziyan ortaklık sektörün itibarını zedelemiştir. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) öncelikle halka sigortacılığı yeniden anlatmalı ve sektörü tıpkı 2 binli yıllardaki fabrika ayarlarına döndürmeli. Yoksa bankacıya hedef baskısı ile verilen poliçeler ne size ne de vatandaşa hayır sağlayacaktır!