Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Selçuk Geçer kesin tarih açıkladı: Dolar kuru 46 lira olacak
Cumhuriyet:
Orman talanına AKP’den yasal kılıf: Filmlere konu olacak orman yolsuzluğu
Yenimesaj:
Her 5 kişiden 1'i faturalarını ödeyemiyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır 23 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Sağlık sektöründeki sıkıntı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin içine düştüğü olumsuz ekonomik tablonun yanında, sağlık sektöründe yaşanan sıkıntılar da çare bulması gereken meseleler olarak karşımızda duruyor. Ekonomide yaşanan kriz dolaylı olarak sağlık sektörünü de etkilemiş durumda. Türkiye şartlarında maddi anlamda en rahat bilinenler, sağlık sektöründe çalışanlardı. Bilhassa doktorların maddi sıkıntı çektiği pek gündeme gelmezdi.”diyen yazar, yazsının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son zamanlarda ise hekimler, başka sıkıntıların yanında maddi sıkıntı çektiklerini de ilan etmeye başladılar. Nitekim sanal medya da paylaşılan bazı bilgilere göre ‘yoksulluk sınırında’ maaş alan hekimlerin olduğu anlaşılıyor. Hatta, geçenlerde Türkiye’yi idare edenlerin açıkladığı ‘doktor maaşları’ 10 ile 25 bin lira arasında değişiyordu. Bu durum uzun dönem için Türkiye bakımında sevinilecek bir tablo değil. Eskiye nispetle hekimlerin daha fazla ‘iş bırakma’ protestosu yaptıkları da görülüyor.
Bunun yanında, her geçen gün hastanelerden randevu almanın biraz daha zorlaştığını herkes görüyor. Muayene için istenen günde randevu alınamayınca bu defa ‘acil servis’lere aşırı bir talep oluyor ve ‘acil servis’ler ‘acil’ olmaktan çıkıyor. Bu hususta hekimlerin sosyal medyada paylaştıkları mesajları dikkate alıp incelemek, çözüm için bir yol olabilir.
Bu sıkıntılar gündeme getirildiğinde idarecilerin söyledikleri tek bir şey var: “Eskiden daha kötüydü. Millet geceden sıraya giriyordu. İlaç kuyruklarında hastalananlar vardı. Hastalar rehin kalıyordu.”
Elbette ‘eski’den de sıkıntılar vardı, fakat bugünkü sıkıntılara çare bulmak yerine ‘eski’nin yanlışlarını hatırlatmanın bir faydası var mı? Onlar yanlıştı, düzemeliydi ve düzeldi. Sonra yeniden işler bozuldu. O halde yapılması gereken bellidir: Sıkıntıları tespit ve gecikmekten çare.
‘Özel’ hastanelerde çalışan hekimlere muayene olmak ise epeydir ‘lüks’ olmuş durumda. Bir hekimin sosyal medyada paylaştığı ‘bilgi’ her halde böyle yorumlanabilir. Mesaj şöyle:
“İki ay önce ciddi nefes darlığı şikâyetleri başlayan hastaya sordum: Niye iki ay önce gelmediniz? Cevap çok üzücüydü: Size muayene olmak için iki ay boyunca para biriktirdik. Halbuki biz problemli hastalara 15 sene önce Üniversite Hastanesinde hiç ücret almadan bakıyorduk. Part time çalışma varken devletten ayda 1000 TL kadar maaş alıyor, saat 14’den sonra da özel çalışma şansımız olabiliyordu. Güya halk lehine bir karar alınıp bütün tanınmış öğretim üyeleri özel sektörün kucağına atıldı. Konularında sivrilmiş öğretim üyeleri sadece problemli hastaların sorunlarını çözme, ameliyatlarını yapma konusunda değil, asistanların ve öğrencilerin eğitimi yönünden de son derece önemli katkılar sağlıyordu. Son yıllarda birçok alanda tahribat yaşadığımız gibi maalesef tıp fakültelerinin hastalara vermiş olduğu sağlık hizmeti, tıp eğitimi, yetenekli uzmanların yetiştirilmesi konusunda da çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Neyse daha fazla karamsarlık yapmayıp halay çekmeye devam edelim.”
…***
Remzi Özdemir 23 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçimden sonra ne olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile Ankara'da iftar yaptık. İftarda sadece Yeniçağ yazarları vardı. Yaklaşık 3 saat boyunca İYİ Parti lideri ile samimi bir atmosferde sohbet ettik. Bazen yazılmamak kaydı ile bazen haber amaçlı sorularımıza açık açık yanıt verdi. Akşener'e ilk sorum şu oldu: Sokaktaki vatandaş sürekli olarak AKP kötü, ama bunlar gelince ne yapacaklar? Diyor. Yok mu bir ekonomi programınız?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Akşener, ekonomi programlarını anlattı. Çok güçlü bir kadroyu tek tek saydı. Gerçekten hepsi işinin en iyileri diyebiliriz. İYİ Parti'nin ne yapacağını buradan anlatmaktan çok Akşener'in dikkatimi çeken bir sözünü öne çıkartmak istiyorum;
'Programımızı anlatmakta yetersiz kaldık.'
İYİ Parti iyi bir kadro ile hazırladıkları ekonomi programını maalesef halka yeterince duyuramadı. Zaten bu bilinen bir gerçek.
Akşener bunu medyanın neredeyse yüzde 90'nın "havuzdan oluşması"na bağlıyor.
Akşener, medyadan duyuramadığımız programımızı bire bir görüşmelerle, ev-iş ziyareti ile yapıyoruz diyor.
Zaten sürekli olarak ziyaretlerdeyiz diye de ekliyor.
Akşener'e krizi sordum. Bir siyasi parti lideri olarak değil, bir anne, bir babaanne, dahası bir kadın olarak nasıl hissediyor.
Akşener, "Ben böyle bir krizi ilk kez görüyorum. Çok derin ve fakirlik boyutu her geçen gün artıyor" dedi.
Gerçekten de şu an yaşanan kriz, kesinlikle geçmiş yıllarda yaşanan krizden çok farklı. Hem uzun hem de fakirleşme boyutu her geçen gün daha da artıyor. Adeta dip noktası yok!
Akşener iktidara gelinceye kadar mümkün olduğunca sosyal belediyecilikle yardımları daha da artıracaklarını söyledi.
Gelelim ertesi güne.
Bu sadece benim değil neredeyse tüm ülkenin merak ettiği bir soru.
Seçimler yapıldı ve AKP kaybetti. Ertesi gün ne olacak?
Meral Akşener'in bu konuda gerçekten iyi hazırlandığını gördüm. Ertesi güne yönelik ciddi çalışmalar var.
Hangi kararnamenin yayınlanacağı ve neyin değiştirileceğine yönelik tek tek hazırlık yapılmış.
Devlet Planlama Teşkilatı'nın yeniden kurulmasından tutun da acil yargı reformu ve ekonomik birçok tedbir için kararnamelere kadar planlananmış ve hazırlığı yapılmış.
Akşener, Türkiye'nin seçimlerden sonra 1 gün bile kaybedecek vaktinin olmadığını söylüyor.
Gerçekten de öyle. Türkiye boğuluyor ve suni teneffüs için dakikaların bile önemi var.
…***
Murat Çabas, 23 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Hedeflerin hepsi şaştı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP hükümeti, "çevir kazı yanmasın" misali aynı neo-liberal kapitalist sistemi renkten renge boyayarak farklı isimlerle servis etmeye çalışsa da bu hiçbir işe yaramıyor. Her yeni ekonomi programında ve kabine revizyonunda iç politikaya yönelik yeni hedefler açıklanıyor ama aynı yanlış yöntemlerde ısrar ve inat edildiği için sonuçta bu hedeflerin hiçbiri tutturulamıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son olarak açıklanan Yeni Ekonomik Model ya da Türkiye Ekonomi Modeli adıyla ilan ettikleri ekonomi programının hedefleri şunlardı:
* İhracatı artırarak cari açığı düşürmek.
* Üretimi ve yatırımı artırmak.
* Faizi düşürmek.
* Mevduatlardaki dolar rezervlerinin TL'ye çevrilmesini sağlamak vs.
Hükümetin ihracatı artırmadaki amacı dış ticaret fazlası ve cari fazla vermek idi.
Merkez Bankası'nın (MB) Şubat ayı verileri, dış ticaret açığının geçen yılın aynı ayına göre 3 milyar 902 milyon dolar artarak 6 milyar 3 milyon dolara yükseldiğini gösterdi. Dikkat ederseniz dış açıkta yüzde 100'den fazla bir artış var.
Doğru, hükümet ihracatı artırmış ama ithalat daha fazla artmış. Dolayısıyla böyle bir ihracat modelinin Türkiye'ye faydası değil, zararı oluyor.
Dış ticaret açığının katlanarak artmasının sonucu olarak cari açık da arttı. Yine MB'nin verilerine göre, cari açık 2 milyar 707 milyon dolar artarak 5 milyar 154 milyon dolara yükseldi. Yine yüzde 100'den fazla bir artış söz konusu…
Demek ki, hükümetin "ihracatı artırarak cari açığı düşürme" planı fos çıktı.
Dolar kurunun yüksek olduğu, hammadde, enerji ve nakliye giderlerinin sürekli arttığı bir ekonomik ortamda elbette ki üretimin ve yeni yatırımların cazip olabilmesi de mümkün değildir. Bugün sanayicilerimiz kendi ifadeleriyle mevcudu korumanın mücadelesini veriyorlar, yeni yatırımlardan da kaçınıyorlar.
Yerliye cazip olmayan ekonomik ortamın üretim amaçlı yabancı yatırımcı çekebilmesi de asla mümkün değildir.
Siyasilerimiz yeri geldiğinde "Faiz sebep enflasyon sonuç" diyerek, "faizi indireceğiz" söylemleriyle, görünüşte faiz lobilerine savaş açıyormuş gibi yaparak bir duruş ortaya koyuyorlar ama çıkan sonuç tam tersine…
Görüyor musunuz, faiz yükü sadece 7 ayda 1 trilyon TL artmış. MB'nin politika faizi birkaç puan indirilerek yüzde 14'e düşürülmüş ama faiz yükü arttıkça artmış.