Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Genel başkanlar, meclis çoğunluğu için her türlü seçeneği konuşuyor
Yeniasya:
En faizci iktidar
Karar:
Erdoğan Suudi Arabistan'a gidiyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 26 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "İşte tablo, işte gerçek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hak, hukuk ve adaletin sağlanması ile ilgili meseleler mutlaka Türkiye’nin birinci gündem maddesi olması icap eder, ancak ekonomideki gelişmeleri de görmezden gelemeyiz.
İdareciler, “Dünya bizi kıskanıyor” demeye devam ederken, üzücü bir haber duyuldu: Türkiye, dünyanın en büyük 20 ekonomisi sıralamasında yerini kaybetmiş. Hemen hatırlamak gerekir ki, ülkemiz ekonomi sıralamasındaki yerini kaybettiği gibi ‘hak, hukuk ve adalet sıralaması’ndaki yerini de büyük ölçüde kaybetmiştir. Zaten hak, hukuk ve adaletin tecelli etmediği bir ülkenin başka sıralamalarda da önde olması kolay değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İlgili haberde şu bilgiler yer alıyor: “IMF ve Dünya Bankası’nın verilerine göre 2021’de, Türkiye en büyük ilk 20 ekonomi içerisinden çıkarak 21. sıraya geriledi. İlk 20’nin yeni üyesi ise İran oldu. Ülkelerin ekonomik güçleri Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüklüğü ve kişi başına düşen GSYH ile ölçülüyor. Belirli bir dönem içinde üretilen bütün malların o yıla ilişkin ortalama piyasa fiyatları üzerinden toplanmasıyla GSYH, o miktarın nüfusa bölünmesi ile de kişi başına GSYH hesaplanıyor.” (tr.euronews.com, 23 Nisan 2022)
Daha alt sıralarda yer alan ülkeler örnek gösterilerek “21. sırada olmak”la da övünenler olabilir. Fakat burada önemli olan Türkiye’yi idare edenlerin “daha iyiye doğru gidiyoruz” derken; gerçekten tersinin olmasıdır. Yirminci sıradan yirmi birinci sıraya düşmek iyi değilse, ülke ekonomisi de iyiye gitmiyor demektir.
Bazı idareciler, “Virüs salgını vardı, şöyle oldu, böyle oldu” diyebilir. Dünyanın umumi anlamda bir ekonomik kriz yaşadığı elbette inkâr edilemez. Ancak bu sıkıntılar sadece Türkiye’yi etkilemiyor ki. Bütün dünya ülkeleri aynı nispette mevcut krizden etkileniyor. O halde sıralamada daha alt seviyelere düşmeyi, ‘dünyadaki kriz’ ile açıklamak inandırıcı olabilir mi?
Türkiye’yi idare edenler ne derse desin, ortada bir gerçek var: Vatandaş her geçen gün daha fazla geçim sıkıntısı çekiyor. Zamların ardı arkası kesilmiyor ve fakir daha fakir olurken belli sayıda kişiler zenginliklerine zenginlik katıyor.
Peki, gelir dağılımının bu kadar bozulduğu bir yerde ‘hak’tan bahsetmek mümkün mü? Uygulanan ekonomik politikalarla fakirden alıp zengine veren bir sistem kurulmuş olmadı mı? Artan kiralar sebebiyle insanlar tahminlerden daha zor bir durumda. Üstelik bu durum daha da kötüye gitme ihtimali de taşıyor. Önümüzdeki aylarda kira kontralarının süresi dolanlar acaba hangi şartlarda yeni kira kontratı imzalayabilecek?
Herkesin gördüğü tablo bu. Mesele, bu tabloyu inkâr etmek değil; kabul edip çare ve çözüm bulmaktadır. Ne hikmetse idareciler önümüzde duran bu tabloyu inkâr etmeyi tercih ediyor.
...***
Taha Akyol 26 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Erdoğan faize ‘getiri’ dedi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen grup konuşmasında “yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza ve dostlarımıza” yeni bir uygulamanın haberini verdi…İktidar medyasında “Başkan Erdoğan’ın bugünkü müjdesi” diyerek takdim edilen yeni uygulama, yurt dışından Türk bankalarına döviz mevduatı yatıranlara “yüzde 4 getiri” verilmesidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Buna kısaca “YUVAM hesabı” deniliyor:
“Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, mavi kart sahiplerinin, bankalarımızda hesap açtırma şartlarına sahip yabancı ülke vatandaşlarının yararlanabileceği YUVAM hesabı döviz cinsinden yüzde 4 getiri garantisi veriyor.”
Bu “getiri” faiz değil mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Nass var” sözünü hatırlarsınız. “Getiri” deyince mesele kalmıyorsa, baştan “getiri” denilseydi de bir “faiz sebeptir” sözü uğruna ekonomi on yıldır adım adım krize sürüklenmeseydi, değil mi?
En önemlisi, faizleri aşağı çekmenin yolu, Merkez Bankası’na emir vermek midir?
Bütün tarihimizde “faiz”le en çok sözel mücadele veren bu iktidardır, rasyonel ekonomi yolu izlenmediği içindir ki, bütün tarihimizdeki en ‘faizci’ iktidar da bu iktidardır! 2022 bütçesine “244 milyar lira” faiz ödeneği koydu! 270 milyara çıkacağını söyleyenler var.
Yeni “YUVAM hesabı” da faize dayanıyor: Yurt dışından döviz getirip Türk bankalarına yatıranlara yüzde 4 faiz verilecek! Dolar veya Avro ya da Pound üzerinden yüzde 4 gibi akıl almaz bir faiz!
Prof. Yalçın Aktepe Medyascope’ta anlattı. Almanya’da mevduat faiz oranları yüzde 1 bile değil, binde küsur… Orada bankaya 100.000 Avro yatırırsan alacağın faiz 50 Avro, bize getirip YUVAM’a yatırırsan alacağın faiz 4.000 Avro! “Seksen kat fazla!”
Sayın Aktepe ve bütün iktisatçılar YUVAM’ı 1970’lerdeki DÇM’lere (Dövize Çevrilebilir Mevduat) hesabına benzetiyorlar.
Benim yeni çıkan “Laf Dinlemedi, Merkez Bankası Nereden Nereye?” adlı kitabımda DÇM’ler hakkında geniş bilgi vardır. Kitap için yaptığım araştırmalarda gördüm ki, kurumların zayıf, siyasetin de oy öncelikli ekonomi politikaları izlemesi daima krizle sonuçlanıyor.
DÇM’lerin de sebebi, Almanya’daki Türk işçilerinin Mark hesaplarını Türk bankalarına çekmek ve döviz sağlamaktı; tıpkı YUVAM gibi.
Fakat DÇM’ler hazineye öyle ağır bir yük getirdi ki, Turgut Özal ancak 1989 yılında kapatabildi. Merhum Özal, DÇM’lerin yuttuğu kaynağı şöyle açıklıyordu:
“Aile başına 1 milyon TL para ödeyebilirdik. 9 bin ilave okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane ve 4 bin kilometre otoyol daha yapardık. 100 bin insan iş sahibi olabilirdi… İnşallah gençlerimiz bundan ders alır.” (17 Eylül 1989)
Ders alınmadı, tekerrür ediyor…
...***
Esfender Korkmaz 26 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Tüketici; kriz derinleşecek diyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) birlikte hazırladıkları ''Nisan 2022 ayı Tüketici Güven Endeksi'' açıklandı. Bu anket tüketicilerin harcama davranışlarının ve beklentilerinin değerlendirilmesine yönelik yapılan bir ankettir. Bu anket ile tüketicilerin, genel ekonomik duruma, hane halkının maddi durumuna, iş bulma olanaklarına, tasarruf ve tüketim beklentilerine dair ne düşündükleri tespit ediliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Endeksin, 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu gösteriyor. 100'den küçük olması ise kötümser durumu gösteriyor.
Tüketici Güven Endeksi 2004 yılından beri açıklanıyor. Açıklanan Nisan 2022 endeksi, tüm zamanların en düşük endeksidir. O kadar ki 2008-2009 Dünya Finansal krizinde büyüme oranı eksi 4.1 olmuştu. Tüketici Güven Endeksi'nde en düşük seviye 68,5 olmuştu. Nisan 2022 endeksi 67,3 ile bugün daha düşük seviyeye geldi.
Tüketici Güven Endeksi'nde kırılma, 2018 başkanlık sistemi ile başladı.
Tüketici geçen seneye göre hane halkının maddi durumunun bozulduğunu söylüyor. Endeks değeri 64,3'ten 49,1'e gerilemiş.
* Hane halkı önümüzdeki sene maddi durumunun daha da kötüleşeceğini bekliyor. Bilinen gerçek; ekonomide olumsuz beklentiler, ekonomik istikrarı daha da bozuyor.
* Hane halkı geçen seneye göre bu sene ekonomik durumun bozulduğunu, seneye daha da bozulacağını söylüyor. Beklenti endeks değeri 57,4'ten 39'4'e geriliyor. Tüketicinin bu kadar kötümser olması, krizin derinleşeceğinin bir göstergesidir.
Özetle tüketici, hem geçmiş yıllara göre kendi maddi durumunun ve ülke ekonomisinin bozulduğunu söylüyor, hem de seneye daha da bozulacağını bekliyor.
Geçen hafta açıklanan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN), küresel anket verilerinden yararlanarak belirlediği, '2022 Dünyanın En Mutlu Ülkeleri' raporuna göre de Türkiye geçen yıla göre ise 8 basamak gerileyerek 146 ülke içinde 112. oldu.
Bu endeks; ülkelerin kişi başına düşen gelir, özgürlük, sağlık ve sosyal yardım imkânları, yolsuzluk karnesi, eğitim ve alım gücü gibi kriterler baz alınarak hazırlandı.
Bu endeks de halkın bugünkü durumdan memnun olmadığını gösteriyor.