Mayıs 01, 2022 08:17 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniçağ: Selçuk Geçer dolarda yaklaşan kara günleri açıkladı.

Cumhuriyet:

Fabrikadan konuta, tarladan dükkâna binlerce gayrimenkul bankaların eline geçti

Milli gazete:

İşçilerin gündemi geçim!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 30 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "İmkânları değerlendirmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’yi idare edenlerin zihnine yerleşmiş bir kabul var. Buna göre, petrolümüz olsa, enerjide dışa bağımlı olmasaydık her şey iyi olur, işler yolunda giderdi... Doğru gibi görünse de bu mesele tartışmalıdır. Çünkü petrolümüz olmasa da var olan imkânlara sahip çıkıp değerlendirebildiğimiz söylenebilir mi?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Uzmanlar, biyogaz imkânlarının değerlendirilemediğini düşünüyor. Mesela, Renesco Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Başar Beyazoğlu şöyle demiş: “Özellikle Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için alternatif oluşturan biyogaz, ülkemizde yeni yeni tanınıyor. Biyogaza dönüştürülebilecek atık miktarı Avrupa’daki pek çok ülkeden fazla olan Türkiye’de bu potansiyele rağmen, çok az sayıda biyogaz tesisi bulunuyor, biyogaza sadece hayvansal ve tarımsal atık olarak bakılıyor; ancak ülkemizde sadece yılda 35 milyar TL’lik gıda atığı oluşuyor.”

Konu ile ilgili olarak yapılan açıklamaya göre, hayvansal ve organik atıklardan elde edilen biyogaz, ekonomik ve çevreci özellikleri ile olduğu kadar bölgesel kalkınmaya da doğrudan etki eden bir çözüm olarak gösteriliyor. Renesco Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Beyazoğlu, biyogaza dönüştürülebilecek atık miktarının Avrupa’daki pek çok ülkeden fazla olan Türkiye’de bu potansiyeli değerlendiremediği kanaatinde. Beyazoğlu “Biyokütle tesislerinin bir türü olan biyogaz tesisleri, şu anda Türkiye’de az sayıda ve dağınık bir yapıda. Temiz ve sürdürülebilir bir çözüm olan biyogazın kullanımı, gelişmiş ülkelerde hızla yaygınlaşıyor. Biyogaz, sağladığı elektriğin yanında yüksek verimli gübre olarak da tarımsal üretime katkı sunuyor. Özellikle Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için alternatif oluşturan biyogaz, ülkemizde yeni yeni tanınıyor” demiş. 

Beyazoğlu, şu bilgileri de paylaşmış: “2021 yılsonu itibari ile 1,87 milyar dolar olan Avrupa biyogaz pazarının 2025 itibari ile 6 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Avrupa’da halihazırda, 17.000’den fazla biyogaz tesisi varken, Türkiye’de bu rakam sadece 95. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hazırladığı Biyokütle Enerjisi Potansiyel Atlası (BEPA) verilerine göre, Türkiye’deki atıkların toplam ekonomik enerji eşdeğeri 34 milyon TEP/yıl (TEP: ton eşdeğer petrol) civarındadır. Bunun parasal karşılığı ise 1,5 milyar dolardır diyebiliriz. Türkiye biyogaz üretimine önem ve öncelik verir ise, temiz ve sürdürülebilir enerji üretiminde büyük sıçrama yapabilir. (...) Yenilenebilir enerji yatırımları içerisinde biyogaz ise yeterli ilgiyi görebilmiş değil. Alternatif enerji kaynakları arasında dikkat çeken biyogaz, enerjiden kaynaklı yüksek oranda cari açık veren Türkiye için yeni bir fırsat anlamına da geliyor.” (Basın bülteni, 27 Nisan 2022)

Gıdaları israf etmek başlı başına bir dert. Demek ki ülkemiz sadece gıdaları israf etmekle kalmıyor, ‘israf edilen/çöpe giden’ gıdalardan biyogaz üretme imkânı varken bunu da yeterli miktarda yapamıyor ve bir bakıma israf edilen gıdaları da tekrar israf ediyor...

...***

Ahmet Gürsoy 30 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " DEVA-Gelecek yol ayrımı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Olaylar, gelişmeler ve bağlı olarak gündem bir ırmak gibi akıyor. Doğrusunu isterseniz hangisine odaklanacağımızı şaşırıyoruz. Birini seçsek öbürü kalıyor. Şartlar değişirse, buna uyum sağlamak zorunda olan aktörler de değişir. Nitekim öyle oldu. Seçim kuralları, iktidar tarafından, iktidarın çıkarına değiştirildi. Haliyle, yeni kurallara göre siyaset üretilecek, oyunlar buna göre oynanacak. Bu durumda ilk hamle, DEVA Partisi'nden geldi."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Babacan, "Kendi amblemimizle seçime gireceğiz" dedi.

Haklı mı? Haklı. Çünkü DEVA Partisi ve daha sonra benzer açıklamayı yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu da haklı. Söylediğimiz gibi hem seçme-seçilme kuralları değişti ve hem de bu partiler henüz siyasal kimlik oluşturma aşamasında. Siyasetin yetkin bir aktörü olacak ve Türkiye'de iktidara yürüyecekse, kendi boyunun ölçüsünü bir kere almalıdır. Taraftarlarını, parti kimliği ile bütünleştirmelidir.

Benzerliğini ve farkını ortaya koymalıdır ki, neyin nesi olduğu anlaşılsın. Bu durum, aynı zamanda seçimler yoluyla öz güven kazanma ya da kayıp etme sürecidir.

Öte yandan, 6'lı masaya olan bağlılıkları temelinde, "söylediklerimizin tümüne bağlıyız" denildiği için, Millet İttifakı'yla olan ortak paydayı yok saymadıklarını göstermeleri, önemli bir yer tutuş olarak değerlendirilebilir.

Tutarlı mı? Evet, tutarlı. Bu strateji ne getirir ne götürür?

Millet İttifakı içinde geçmişten kaynaklı olarak, hem Davutoğlu'na ve hem de Babacan'a eleştiriler vardı. Pek çok kişi; "Muhalefet olduk diye hemen öyle sıyrılamazlar. AKP'deyken yaptıklarının hesabını versinler" diyordu.

Bu itiraz ve onun beraberinde getireceği endişelerin sorgulamasına ilişkin sınırlama Millet İttifakı üzerinden kalktı.

Aynı şekilde, muhafazakâr kesim üzerinde yıllardır sürdürülen çok ağır, çok olumsuz CHP karalama propagandası var. Halen de sürdürülüyor. Bu kesime göre "CHP, dinsizler-imansızlar partisi." Kolay silinecek bir iz değil. Hâl böyle olunca, DEVA ve Gelecek Partisi adayları CHP listelerinden gösterilse bile, eli CHP'ye gitmediği için oy vermeyecek pek çok seçmen olacaktı.

...***

Osman Sert 30 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " DEVA’nın kararı muhalefetin geleceği"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" DEVA Partisi’nin seçimlere kendi adı, amblemi ve listesi ile gireceği açıklaması beklenen sürprizdi denebilir. Beklenen olması DEVA’nın bir tercih noktasında olduğunun bilinmesinden kaynaklanıyor. Zamanlama ve içerik ise işin sürpriz boyutu. Yarını tahmin etmek için Altılı Muhalefetin nasıl oluştuğunu unutmamak gerek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Muhalefetin bir masa etrafında buluşmasını mecburi kılan temel dinamik masanın çevresindeki tüm partilerin istedikleri büyüme trendini yakalayamamış olması. Yani mevcut haliyle Millet İttifakının (CHP ve İYİ Parti) önümüzdeki seçimleri kazanmayı garantileyememesi; hem Cumhurbaşkanı adayını seçtirme hem de TBMM’de çoğunluğu sağlama ihtimalinin azalması. Millet İttifakının mevcut iktidarı değiştirme hedefine tek başına varamayacağı anlaşıldıkça, iktidar koalisyonuna uzak kalan muhalefet partileriyle birlikte hareket etme ihtiyacı arttı. Muhalefet seçmeninde de birlikte hareket etme talebi ve beklentisi oluştu.

Masanın kurucu ortağı CHP hem ana muhalefet partisi olması hem de muhtemel Cumhurbaşkanı adaylarını içinden çıkaracak olması sebebiyle çok dinamik bir süreç izliyor. Kemal Kılıçdaroğlu yerel seçimlerden bu yana ama özellikle de yaklaşık bir yıldır etkin bir lider profili çiziyor.

‘Helalleşme’ çağrısından kamu kurumlarının kapılarında toplumun sıkıntılarını gündem haline getirmesine ve ‘ben’ diliyle bir cumhurbaşkanı adayı profili çizmesine kadar en azından gündem belirleyen bir siyaseti var Kılıçdaroğlu’nun. Ancak bu aktif tutum doğrudan seçmen tercihlerine en azından bugüne kadar yansımadı. CHP hala yüzde 26-27 eşiğini aşabilmiş görünmüyor.

Gelecek Partisi 2019 Aralık’ında siyaset hayatına girerek o döneme kadar donuklaşmış siyasal haritaya bir hareket getirdi. Nitekim ardından da DEVA Mart 2022’de kuruldu. Ancak hem bu iki partinin yola ayrı çıkmış olması, hem pandeminin tüm dünyada iktidarlar lehine oluşturduğu rüzgâr hem de yine Kovid’in yeni kurulan partilerin sahaya inmelerini engellemesi iki partinin de aleyhine oldu. Bu süreçte Erdoğan güçlü siyasi dili ile tabanındaki erimeyi yavaşlatabildi.

Seçimlere bir sene kalmışken iki parti de yüzde 2-3 bandında seyrediyor.

Yeniden Refah’ın kurulmasından etkilenen Saadet Partisi’nin ve Demokrat Parti’nin de büyük bir oy potansiyeli yok.

Şimdi siyasetin ana hedefine geldi sıra. O da iktidar olabilmek ve vaatleri gerçekleştirebilmek. Bunun için de hem destekledikleri Cumhurbaşkanı adayını seçtirebilmek hem de seçimlerden en fazla milletvekili sayısı ile çıkabilmek gerekiyor.