Mayıs 07, 2022 08:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: 'Sürekli yoksulluk' çıkmazı

Star:

Karadeniz'in kıyılarında servet değerinde rezerv

Milli gazete:

Gerçek gündeme dönün!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ali Sirmen 6 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçmek vazgeçmektir de”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bayram sırasında yaptığı, beklenenin de çok ötesinde bir coşku yaratan Karadeniz gezisi Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gündemin en büyük ilgi odağı haline getirdi. Aslında daha hiçbir şeyi belli olmayan bir seçim bu. Zamanında mı yapılacak, erken mi, yoksa baskın denen türde mi olacak? Belli değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Zamanında yapılırsa Tayyip Erdoğan tekrar aday olacak mı? Tartışmalı.

Serbest ve dürüst bir seçim olacak mı? Çok kuşkulu.

Bu çok bilinmeyenli seçim denkleminin iki de bilineni var: Bunlardan birincisi, Millet İttifakı’nın adayının altılı masanın önderlerinin ittifakıyla seçileceği, ikincisi ise son dönem siyasetinin gündem ve yön belirleyicisi olan ve iki yıldır  başarı grafiği sürekli yükselen ve partisine iktidar yolunu açan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu adaylığa kuvvetle talip olduğudur.

Kemal Bey’in adaylığı için neden bulmak güç değildir. Güç olan, ondan vazgeçmek için neden bulmaktır.

Bazı seçimlerde belirleyici öğe tercih değil, vazgeçme öğesi olmaktadır. Hatta bu husus bütün seçimler için belirleyicidir denebilir.

Seçim, yalnız birini yeğleme değil, ama aynı zamanda bir vazgeçme eylemidir.

Çünkü şıklardan birini seçmek diğer şıktan ya da seçeneklerin birçoğundan pasif bir davranışla vazgeçmek demektir. Bu gibi durumlarda bırakma öğesi, alma öğesinden daha baskındır.

Açıkça söylemeseler bile yarışmaya gönüllü olan diğer iki adaydan birine meyletmek, her şeyden önce Kılıçdaroğlu şıkkını bir kenara bırakmak için haklı bir neden bulunmasını gerektirir ki bu da şu sıralarda son derecede güçtür.

Yalnız burada, diğer iki aday için de aynı durumun söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Şu anda, geleneksel Karadenizli sevimliliğiyle gönülleri fethetmiş olan, siyaset sahnesinin son dönemdeki uzak ara en karizmatik lideri CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görevine başladığından beri ardındaki kamuoyu desteği sürekli artan, az laf çok iş ilkesini şiar edinmiş olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan vazgeçilmesine neden olabilecek gerekçe bulmak da çok güçtür. Sözü edilen kişiler arasından birinin Millet İttifakı’nın ortak adayını bulup çıkarmaktan daha güç olacak olan bu üç adaydan birinden vazgeçebilmeyi içine sindirmektir.

Yani Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını bulma seçimi içinde bulunulan durumda yeğleme seçeneğinin değil, vazgeçme seçeneğinin güçlüğü yüzünden müşküldür. Başka bir deyişle, üç adaydan birinin seçilmesi, üçünden birine “evet” dediğiniz anda, bu “evet”in gerekçesini bulmak kolaydır ama aynı anda bu bir evet ile oluşacak iki “hayır”a, bu iki aday söz konusu olunca gerekçe bulmak güçleşmektedir. Seçimi güçleştirecek bu durumun, çok zaman ehveni şer ile yetinmek zorunluluğu yüzünden “eh işte” seçeneğine iltifat etmek zorunda kalmış bir toplum için ilerleme olarak kabul edilebileceğini belirtmeye, bilmem ki gerek var mı?

…***

Taha Akyol 6 Mayıs tarihli Karar gazetesinde “Erdoğan ne demişti?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık bir yıl önce, faizleri düşürmesi için Merkez Bankası Başkanı ile görüştüğünü söylemişti. Enflasyon da faiz de inecekti. Erdoğan’ın sözleri şöyleydi: “Ben yine aynı iddianın peşindeyim. Hatta bugün Merkez Bankası başkanımızla görüştüm. Maliyet enflasyonunu tetikleyen faiz olduğu için inşallah orada da bir rahatlama dönemine girmiş olacağız. Bütün mesele maliyet enflasyonundan faiz yüküne kaldırmaktır.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Erdoğan, “Ağustos’u geride bıraktığımızda enflasyonda düşüşü göreceğiz… düşük faiz düşük enflasyonu getirecektir” diye de öngörüde bulunmuştu. (4 Ağustos 2021)

Halbuki TÜİK’in dünkü açıklamasına göre, Nisan ayı tüketici enflasyonu yüzde 7.25’e çıkmıştır! Yıllık enflasyon ise yirmi yılın rekorunu kırarak yüzde 69.97’ye çıkmış bulunmaktadır. Üretici enflasyonu ise, yine Erdoğan’ın öngörünün aksine, çok daha yüksektir, TÜİK’e göre yüzde 121.86!

Bağımsız ENAG’a göre her iki enflasyon da çok daha yüksektir.

Dünyada da enflasyon yükseliyor ama Avrupa’nın yüksek enflasyonu yüzde 4-5 civarında! Amerika’da yüzde 7 ve aşağı çekmek için faizleri artırmaya başladılar. Bizim aylık enflasyonumuz “faizci kapitalist sistem” ülkelerindeki yıllık enflasyondan fazladır!

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırarak başlattığı savaşın da elbette olumsuz etkileri var. Fakat bizde enflasyon çok daha öncelerden yükselerek geliyor…

Enflasyon konusundaki öngörü yanılmaların da enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın da birinci sebebi, ekonomi yönetiminin iktisat anlayışıdır: “Faiz enflasyonun sebebidir” diye inanıyorsanız, Merkez Bankasına faizi indirttiğinizde enflasyonun inmesini beklersiniz ve yanılırsınız!

Yıllardır böyle üstelik. Erdoğan 2011 yılında 2003 hedeflerini açıklarken; 2022 yılında Türkiye’nin ağır krizin ortasında olacağını, ekonominin küçüleceğini elbette aklının kenarından geçirmiyordu. Aksine, kendi ekonomik tezlerine güveniyor, geleceğe de o güven açısından bakıyordu.

İlk defa 2011 yılında, “halka ben hesap veriyorum, Merkez bankası değil” diyerek faizin aşağı çekilmesi için Merkez Bankasına baskı yapmaya başlamıştı. (AA, 5 Mayıs 2011)

Faizi aşağı çektirip yatırımları hızlandıracak, böylece Türkiye 2023 yılında kişi başına 25 bin dolar gelire ulaşacaktı.

25 bin dolar için nasıl bir eğitim, nasıl bir üniversite, nasıl bir Merkez Bankası, nasıl bir teknoloji, nasıl bir sanayi politikası lazımdı? Bu soruların programa bağlanmış cevapları yoktu!

Ucuz faiz baskısı, bol borçlanma, görkemli dev yapılar… Ve kriz..

Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in tasfiye edilmesi, CB Sisteminde Berat Albayrak’ın ekonominin başına getirilmesi ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığına son verilmesi iktisadi rasyonalizmden heterodoksiye dönüşün olgularıdır.

Türkiye’nin rasyonel ekonomiye, liyakatle donatılacak bağımsız Merkez Bankasına, ‘idare-i şahsiye’ yerine kurallar ve kurumlar yönetimine geçmekten başka çaresi yok.

…***

Esfender Korkmaz 6 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Zordayız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Nisan ayı TÜFE oranı yüzde 69,97 oldu. Yİ-ÜFE oranı yüzde 121,8 oldu. Yİ-ÜFE, tam olmasa da yüzde 90 Toptan eşya fiyatları ile aynıdır. Cumhuriyet tarihinde toptan eşya fiyatları yalnızca bir yıl, 1994 krizinde yüzde 146,5 oldu. 1994 yılı dışında hiçbir yıl; toptan eşya fiyatları ve Yİ-ÜFE yüzde 100'ü geçmedi. Şimdi nisan ayı yılık Yİ-ÜFE yüzde 121,82'dir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Teknik olarak Türkiye hiper enflasyon sürecine girmiştir. Üstelik hükümet ekonomik istikrar programı yapmayıp, algı yaratarak, yasaklarla, polisiye önlemlerle ve dünyada da enflasyon var diyerek istikrar sağlayacağını zannediyor.

Gerçekte ise Türkiye Enflasyonda da dünyadan ayrıştı. 2018’den beri krizle boğuşan Arjantin'de en son TÜFE oranı bizden düşük yüzde 55,1 oldu. Gelişmekte olan ülkeler içinde üçüncü sırada Brezilya var… Brezilya'da TÜFE oranı yüzde 11,03 oldu.

Siyaha beyaz demek gibi yanlışlar, hükümete karşı güven sorunu da krize dönüştürdü. Bu durumda, sermaye,  iktisadi ajanlar hükümetin krizi çözmeyeceğini düşünüyor ve panik içinde korunmaya geçiyor.

Türkiye'yi bu gidişattan genel seçim kurtarabilir. Ya da hükümetin çok kısa sürede yeniden demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne dönmesi ve ekonomiyi tamamıyla teknokratlara bırakması gerekir.

Daha büyük bir risk de OHAL riskidir. Zira Anayasamız, ''Ekonomik krizlerde hükümet OHAL kararı alabilir.'' diyor. Umarım o günlere kadar gitmeyiz.

Bu dönemde vatandaş ne yapmalı?

* Elde TL tutmanın maliyeti yüksek olur. TL'den uzak durmak gerekir.

* Satıcı fiyatlarını en geç her ay ayarlamak zorundadır.

* Anlaşmaları, sözleşmeleri kısa tutma gerekir. Bu anlaşmalarda ve fizibilite raporlarında , dolar- Euro kur sepetini kriter olarak almak gerekir.

* TL cinsinden ihale de risklidir. Çünkü enflasyonun bilerek veya bilmeyerek düşük gösterilme riski karşısında zarar olasılığı da yüksektir.