Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2018’den bu yana göçmen önergelerini yanıtlamadı
Karar:
Umut da tükendi
Yeniasya:
Muhalefet meydanlara iniyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Karaalioğlu 7 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, "Tüketici güven endeksi düşerse ne oluyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Enflasyon bugün, AK Parti’nin devraldığı rakamın iki katını aşmış, yüzde 70’e ulaşmış durumdadır. Dahası… İyi dilek ve temennilerden gayrı ortada ekonomik önlemler paketi veya reform girişimi olmadığı için artışın devam etmesi güçlü ihtimaldir. Yapılan her -yanlış- hamle ve yüksek kur, yüksek faiz, petrol, elektrik fiyatlarının yüksekliği ile emtia fiyatlarındaki küresel artış, bugünkü enflasyonun da aranacağı sinyallerini vermektedir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülke, kur korumalı mevduat kapanına kısılmış ve milli parası dövize endeksli durumdadır. En iddialı alanımız dış ticarette ise, ihracat artmasına rağmen ithalat daha çok artmaktadır ve dış ticaret açığı ilk dört ayda 32.5 milyar dolara ulaşmıştır. Yine iddialı olduğumuz turizmde savaş nedeniyle yaşanması muhtemel gelir kaybı, toplamda cari açığın kontrol altına alınabilme iyimserliğini azaltmaktadır.
Bütün bu tablonun özeti sayılabilecek tüketici güven endeksi ise -2004’den beri açıklanıyor- kaydedilen en düşük seviye olan 67’ye düşmüştür. Bu; halkın zaten enflasyon, işsizlik, yüksek faiz ve yüksek kur olarak yaşadığı ekonomik krizin eko-politik ifadesidir. Tüketici güven endeksi 90’ın altına indiği zaman iktidarların seçim kazanması imkansıza yakındır. Örnek verelim. Davutoğlu’nun başbakanlığı dönemi… AK Parti’nin çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde endeks 90’ın altındaydı. Aynı yılın 1 Kasım’ında ise yüzde 49.5’le tekrar çoğunluğu kazandığı seçimde ise endeks 95’ti. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı 24 Haziran 2018’de de endeks 90.6’ydı.
Meselenin eko-politik kısmı böyle ancak ekonomik kriz o kadar derinleşmiş durumda ki bir yandan acilen seçim gerekse de aynı anda gerçekçi bir ekonomi politikasına geçmek şarttır. Tam olarak ‘kaybedilecek bir günün dahi olmadığı’ zamanları yaşıyoruz. Popülizmin de ‘ben bilirim’ciliğin de zerresine tahammül kalmamıştır. Türkiye’nin yüksek CDS nedeniyle giderek ağırlaşmakta olan borç yükünü de hesaba katınca, tam olarak denklemi değiştirecek bir reform hamlesine ihtiyaç olduğu anlaşılacaktır. Türkiye’nin işini görecek reform ise sadece ekonomide değil, hukuk başta olmak üzere bütün bağlantılı alanlarda zaruridir.
Nasıl bir zaruret hem de? Türkiye, 2021 yılında ‘Hukukun üstünlüğü endeksi’nde 139 ülke arasında 117’nci sıraya gerilemiştir. Aynı yılın ‘Basın özgürlüğü endeksinde’ ise 180 ülke arasında 153’üncü sıradadır. Başka tatsız listeler de var ama yabancı yatırımların eksiye düştüğü bir dönemde, bizi bu açıdan çok ilgilendiren uluslararası Mali Eylem Gücü’nün raporunda kara parada gri listeye düştüğümüzü hatırlatmakla yetinelim. İlk 20 ekonomiden çıkarak 21’inciliğe gerilememiz de içerideki rakamlarla dışarıdaki görünümümüzün kaçınılmaz sonucudur.
...***
Faruk Çakır 7 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yüzde 70 enflasyona sevinmek..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Her ay açıklanan enflasyon rakamları ekonominin iyiye değil kötüye gittiğine işaret ediyor. Nisan 2022 enflasyon rakamları da aynı şekilde milleti üzen bir tablo ortaya koydu. Devletin resmi rakamlarına göre Nisan itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 70’e ulaşmış durumda. Resmi olmayan rakamlar ise çok daha yüksek. Ekonomi uzmanlarının kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre durum çok daha vahim. ENAG’a göre enflasyon Nisan 2022’de aylık yüzde 8,68 artarken, yıllık enflasyon ise yüzde 156,86 olarak hesaplanmış."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tartışmalar devletin, yani TÜİK’in açıkladığı resmi rakamlar üzerinden yürütülecek olsa dahi durumun vahim olduğu anlaşılıyor. Yine açıklamalara göre yüzde 70 nispetindeki enflasyon oranıyla dünya sıralamasında en ön sıralardayız. Yani, Türkiye’den başka enflasyonu daha kötü olan 3 ülke daha var. Peki, bu tablo ile “dünyanın kıskandığı bir ülke olmak” mümkün olabilir mi?
Sanki, Türkiye’yi idare edenlerde şöyle bir kanaat var: “Bizden daha kötü durumda olan ülkeler var. O halde bu durumdan şikâyet etmeye kimsenin hakkı yok!”
Elbette Türkiye’den çok daha fazla sıkıntılara sürüklenmiş, yaşanan ekonomik kriz sebebiyle hareket alanı daralmış ülkeler vardır. Ancak bu, içinde bulunduğumuz krizi görmemek için bahane olmamalı. Niçin dünya için “daha iyi” olmak hak olsun da sadece ülkemiz için bunu talep etmek hak olmasın? Türkiye’de bulunanların da “tek haneli enflasyon”la yaşana hakkı yok mu?
Ekonominin tartışıldığı her durumda, esas meselenin “ekonomi olmadığı”nı ifadeye çalışmak gerekir. Yani, “Önce ekmek değil, önce hürriyet” hedefini tavsiye etmek icap eder. Bununla birlikte ülkemizde “hürriyetler”in de dikkate alınmadığı bir gerçek. Yani Türkiye’yi idare edenler millete dönüp, “Tamam, ekonomik sıkıntı var ancak hak, hukuk ve adalette dünya lideriyiz. Dolayısıyla halinize şükredin” diyebilirler mi? Araştırma ve incelemelerin ortaya koyduğu tablolara göre hem ekonomide hem de adalette maalesef iyi durumda değiliz.
Şimdi hayalen 1 yıl ya da 6 ay geriye gidip bu güne bakalım: Bir yıl önce, “Bu politikalarla ekonomi düzelmez. Git gide daha kötü tablolarla karşılaşabiliriz. Bugünden gerekli tedbirleri alalım. Hak, hukuk ve adalet yolunu açıp; israf ve kin yolunu kapatalım” diyenlere kulak veren bir iradeci oldu mu? Maalesef, olmadı.
...***
Remzi Özdemir, 7 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Enflasyon yılan gibidir sokar!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TÜİK beklenen enflasyon rakamını açıkladı. Yıllık yüzde 69 enflasyon olduğunu öğrendik. Yıllık yüzde 69 enflasyon ne demek? Cebimizdeki paranın değerinin yüzde 69'unu kaybetmemizdir. Enflasyon bir ülkenin başına gelebilecek en kötü kaderdir. Fakirliğe neden olur ve emeğiniz, geliriniz çalınır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Enflasyon konusunda Türk siyasi tarihinin en önemli şahsiyeti Süleyman Demirel'in çok önemli sözleri var.
Bunlardan ilki 8 Mayıs 1988 tarihinde:
"Enflasyonun ne yağmur ne kar ne çamur ne de gece ve gündüz ile ilgisi vardır. Bu bir liyakat sorunudur. Enflasyonun yemediği idare yok, bu enflasyon bunları da yer".
İkinci önemli sözü 9 Nisan 1989'da… Bu söz gerçekten tarihî bir söz!
Enflasyon yılan gibidir! "Devlet harcamalarında ayağını yorgana göre uzatmak gerekir. Bu kurala uymazsanız para basmak zorunda kalırsınız. Para yılan gibidir. Ne zaman sokulduğunu anlarsın? Oyların yüzde 21,75'e düşünce."
Süleyman Demirel bu sözleri Turgut Özal iktidarı için söylüyor.
Tam 34 yıl önce söylenen sözler bugün aynen geçerli.
Gerçekten de enflasyon yılan gibi. Şu an her ne kadar vatandaşın canını yakıyorsa da asıl sokacağı, ayağını yorganına göre uzatmayan 7-24 kâğıt para matbaasını çalıştıran siyasi iktidardır.
AKP Manisa Milletvekili Uğur Aydemir, "Belki soğan ekmek yiyeceğiz aylarca, ama güvenliğimizden kimseye taviz vermeyeceğiz" diye bir konuşma yapmıştı.
Vekil Aydemir, fakir fukaraya kuru soğan ekmek tavsiye ediyor. Ancak Aydemir'in fark etmediği bir şey var. O da TÜİK'in Nisan ayı enflasyon verilerinde kuru soğan fiyatının yüzde 69 arttığı…
Bir ayda yüzde 69 fiyatı artan kuru soğanı gariban nasıl yiyecek?
Enflasyon böyle bir şeydir.
Liyakatsiz insanların yarattığı bir ekonomik çöküntüdür. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta yaptığı bir konuşmasında enflasyonun önümüzdeki aylarda düşmeye başlayacağını söyledi. Peki gerçekten enflasyon düşer mi? Yediği ekmeğin ununun buğdayını bile Rusya ve Ukrayna'dan ithal eden bir ülkede enflasyon düşer mi? Enflasyon düşmez.
Yıllık 40 milyar dolarlık enerji ithalatı olan bir ülkede enflasyon düşmez. Petrol fiyatları uluslararası piyasada 110 doları geçti. Bu bize akaryakıt zammı olarak yansıyacak.
Unutmayın akaryakıta gelecek olan 1 liralık zam, iğneden ipliğe her şeye zam gelmesi demektir.