Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Faiz batağı derinleşiyor
Cumhuriyet:
Siyasi partilerin güncel üye sayıları açıklandı: Millet İttifakı artırdı, AKP'de kan kaybı sürüyor
Star:
Yunan kanalından Türkiye'de seçim anketi yorumu: Erdoğan'ın rakipleri için işler iyi gitmiyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 13 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Enflasyon panik yarattı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünya enflasyonla mücadeleyi para politikalarını sıkılaştırma, faizleri artırma yoluyla yapıyor. Türkiye ise dokunamadığı faizler nedeniyle bankalar ve iş dünyasından cesur adım bekliyor. Türkiye yine yüksek enflasyonla boğuştuğu zor bir dönem yaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre nisanda yüzde 69.97 olan tüketici fiyatları endeksi, bağımsız kuruluş ENAG’a göre yüzde 154.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Merkez Bankası’nın yüksek enflasyonun sorumlusu olarak gösterdiği iki sektörden biri enerji, diğeri ise gıda. TÜİK’e göre yüzde 89.1 olan gıda enflasyonu çarşıyı pazarı kavuruyor.
Enflasyonda makul sınır unutuldu, yıl sonuna kadar TÜİK’in bile üç haneli enflasyon açıklaması şaşırtıcı olmayacak.
Enflasyonu kasımdan itibaren raydan çıkaran politikalar belli. Önce politika faizi yüzde 14’e indirildi, kurlar patladı. Dolar 18 TL’ye kadar tırmandı, sonra gerilese de 16’ya doğru gidiyor. Enerji savaşları dünyada artarken Türkiye’de üzerine bir de döviz krizi bindi. İğneden ipliğe, fiyat artışları tutulamaz duruma geldi.
Hükümet gıda fiyatlarında görülen keskin artışları biraz olsun durdurabilmek için temel gıda ürünlerinden alınan vergiyi düşürdü ama artış vergi indirimlerine rağmen devam etti. Ekonomi çevreleri enflasyonla gerçek bir mücadele beklerken ne yazık ki atılan adımlar bunun hayal olduğunu gösteriyor.
Çünkü Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyonla mücadelenin yolunu bazen açıkça bazen de telefonlarla iş dünyasını uyarmakta buluyor.
Nebati, dün bu mücadele yöntemlerinden birini kullandı. Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde gıda ve perakende sektörü temsilcileri ile bir araya geldi. Öğrendiğime göre çok sayıda iş insanı telefonla defalarca aranarak toplantıya davet edilmiş. Adeta bir “panik” havası estirilmiş.
Bu tür toplantılarla enflasyonla mücadele edilemeyeceğini söyleyen iş insanları, fiyatları artıran gerçek nedenlere yönelmek gerektiğini söylüyorlar. Şu uyarıyı yapıyorlar:
“Devlet ciddiyeti kalmadı. Kurumlara güven kalmadı. Emir komuta ile fiyatlar düşmez. Önce maliyetler düşürülmeli.”
Nebati toplantıya katılan üreticilerden “cesur adımlar” atmalarını, katılanlar ise bunun olabilmesi için maliyetlerin düşürülmesi gerektiğini söylemiş ve destek istemişler.
Dünya enflasyonla mücadeleyi para politikalarıyla, faiz politikalarıyla sürdürüyor. Türkiye’de ise görünen o ki “fiyatlar artmaya, hükümet iç ve dış mihrakları suçlamaya devam edecek.”
Olan da geliri eriyen vatandaşa olacak!
…***
Akif Beki 13 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Kaftancıoğlu’na ceza neye hizmet: Adalete mi halka mı, siyasete mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na, hepsi eski tarihli tivitleri nedeniyle 5 ayrı suçtan toplam 9 yıl 8 ay hapis cezası verilmişti. Yargıtay, 2 davayı düşürdü. Kalan 3’ünden 4 yıl 11 aylık cezayı ise onadı. Devamında siyasetten yasaklanması bekleniyor.”diyen yazar, yazısının devamına şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ceza alan tivitlerinden birini, “Bizi işte bu kafa yoksullaştırdı” başlığıyla yazmıştım. Buyurun, o yazıyı hatırlayalım:
“PKK’lı Sakine Cansız’ın ardından attığı tivit, Kaftancıoğlu’nu terörist yapıyorsa...O gün attığı manşetler, iktidar medyasını kim bilir ne yapar!
Sakine Cansız ve arkadaşlarının Diyarbakır’daki kalabalık cenazesi, Sabah gibi gazetelerde “Hepimiz Barışız” manşetleriyle verilmişti.
Paris’te öldürülen PKK’lıların cenazesi için, “Barışın gövde gösterisi tüm Türkiye’nin umudunu yansıttı” deniyordu.
Spotlarda “Binlerce kişi siyah yas kıyafetleri giydi, beyaz barış kaşkolları taktı, beyaz barış güvercinleri uçuruldu, kürsüden barış sloganları haykırıldı” yazıyordu.
Oysa aynı cinayetler için sadece “insanlık kaybetti” diye tivit atmıştı. Kaftancıoğlu, terör örgütü propagandasından ceza aldı. Hem de 6 yıl sonra. Hem de CHP İstanbul İl Başkanı olduktan sonra açılan soruşturma ve İstanbul seçimlerini partisi kazandıktan sonra başlayan davada.
Kaftancıoğlu’nun tiviti, terörü övmek ve propagandasını yapmak suçuysa o manşetler nedir, siz söyleyin.
Yargının siyasallaşmadığına...Mahkemelerin bağımsız ve tarafsız karar verdiğine...İktidarınsa terörle mücadeleyi muhalefetle mücadeleye alet ve istismar etmediğine kim inanır!”
Yargıtay’a da ‘bu kadarı çok fazla’ geldi ki, terör propagandasından cezayı bozduğu anlaşılıyor.
Fakat cezası onanan, yine hepsi eski ve mesela faili meçhul cinayetlere göndermeyle devleti eleştiren sert, sarsıcı tivitler çok mu farklı?
Ocak 2021 tarihli yazımı, şu uyarıyla bitirmiştim:
“Hukuk ve demokrasi reformu bekleyen yabancı yatırımcı mı kanacak, hadi canım!
İktidar, demokrasi ve hukuk düzeltilmeden ekonominin düzeltilemeyeceğini söylüyor da...Bizi bu siyaset ve bu yargı pratiklerinin batırıp mahvettiğini bilmiyor mu?
Kimse başka yerde aramasın, yoksullaşmamızın sorumlusu budur."
…***
Esfender Korkmaz 13 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dalgalı kur sistemi neden değişmelidir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyada dış ticarette rekabet için "Kur savaşları" yaşanırken, bizde 2018'de ve sonrasında yaşanan kur şokları ile yaşanan TL'nin değer kaybı ihracatta avantaj sağlayamadı, yalnızca maliyet getirdi. Türkiye AKP iktidarının ilk on yılında kur tuzağına düştü ve ithalata bağımlı üretim yapısı oluştu. Başkanlık sisteminden sonra yabancı yatırım sermayesi çıkınca, bu tuzak derinleşti. TL krizine dönüştü. Şimdi de tüm Göstergeler krizin derinleştiğini işaret ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aralık 1999'da Türkiye IMF ile 1999-2002 dönemi için yapılan 17. stand-by düzenlemesinde, sabit kur temelinde iki farklı dönem öngörülmüştü. 2000 ve 2001 Haziran ayına kadar devam edecek ilk 18 ayda, "Enflasyon hedefine yönelik kur sepeti" uygulanacaktı. Döviz kurları hedef TÜFE kadar artırılacaktı. 2001 Haziranından sonraki ve 2002 sonuna kadar sürecek ikinci 18 aylık dönemde "Kademeli olarak genişleyen bant" uygulamasına geçilecekti. Başka bir ifade ile Para Kurulu sistemi olacaktı.
2000 yılı için kur artışı, TÜFE hedefi olan yüzde 20 kadar belirlenmişti. Ne var ki 2000 yılında TÜFE oranı Yüzde 39 olunca karaborsada döviz kuru yükseldi. 2001 yılı Şubat ayında kriz olunca, IMF bu defa 18. stand-by düzenlenmesinde, 1999 yılında önerdiği ve 2000 yılında uygulanan Hareketli Çıpa'nın tam tersini, "Dalgalı kur sistemini" istedi.
O tarihte Gözcü'de yazıyordum. Kriz öncesinde gerek bu gazetedeki köşemde gerekse basında yer alan iki teklifim vardı.
İlki: 1 Temmuz'dan itibaren kurların afişe edilmesi taahhüdü bitiyor. Bant sistemi geliyor. 1 Temmuz'da başlayan bant sistemi tarihini öne çekmek ve bant sistemini genişletmek gerekiyor. Öne çekilecek bant siteminde kur artışında ilk 3 ayda yüzde 15'lik bir bant içinde, ikinci 3 ayda yüzde 20 bandı içinde hareket edilmelidir. Böylece bant sistemi değişmiyor, başlama tarihi ve marjı değişiyor. Programı rafa kaldırmaya gerek kalmıyor.
İkincisi: Dalgalı kur sistemi mevcut sistemin tam tersidir. Türkiye'de, piyasa yapısı bu sisteme uygun değildir. Vadeli döviz işlemleri piyasası çok dardır ve aynı zamanda dolarizasyon var. Bu nedenlerle dalgalı kur sistemi kurlarda otomatik denge sağlayamaz. Dalgalı kur sistemi yerine kontrol- lü bir kur sistemine geçelim.
Teorik olarak dalgalı kur sisteminin döviz kurunu dengeye getireceği savunulmuştur. Dalgalı kur sisteminde, cari açık ortaya çıkarsa döviz ihtiyacı ve döviz talebi artar. Döviz kuru değer kazanır, milli para değer kaybeder. Ülkenin dış rekabet gücü artar. Çünkü milli parayla hesaplanan ürün fiyatı, döviz cinsinden düşer. Milli paranın değeri yüzde 40 düşerse, ihracatçı 1 dolara sattığı ürünü 60 sente düşürebilir. Buna karşılık ithal malları da milli para cinsinden yine yüzde 40 oranında daha pahalı olur. Sonuçta ithalat talebi düşer. İhracat artar.
Dış ticaret açığı ve cari açık kalkar. Dış ödemelerde yeniden denge sağlanır. Cari fazla veren durumlarda ise tersi olur.
Ancak, gelişmiş ekonomiler için uygun bir sistem olan dalgalı kur sistemi, Türkiye'nin 2001 yılındaki ekonomik yapı ve piyasa yapısı ile uyumlu değildi. Aslına bakarsak bugün de uyumlu değildir.