Mayıs 15, 2022 08:05 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Nureddin Nebati’den Güldür Güldür paylaşımı: Gözlerimdeki ışıltıyı göremedim

Yeniasya:

''Hukuka dört elle sarılalım''

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 14 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "Yine fasit enflasyon kıyası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her şeyin yüzde 200’e yakın zamlandığı vartada baskı altındaki TÜİK’in yıllık yüzde 69.67, bağımsız kaynaklara göre yüzde 156’yi aşan enflasyona karşı iktidardakiler yine tam bir pervâsızlıkla sorumluluktan kaçıyor. “Enflasyonun herkesin ortak sorunu haline geldiği”ni söyleyen Cumhurbaşkanı “Katlanarak artan enerji, gıda ve hammadde fiyatları ne yazık ki tüm dünyada enflasyonu körüklüyor” diye yine enflasyonun sebebini “küresel etkiler”e bağlıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

 “Ekonomiden ben sorumluyum ben, ben ekonomistim” çıkışıyla garip bir biçimde fahiş fiyat artışlarının ekonomik gerçeklerle bağı olmadığına; Ukrayna savaşına, esnafa ve “rasyonaliteden uzak fiyatlandırma alışkanlığı”na hamlediyor. 

Keza Hazine ve Maliye Bakanı, bir yandan “rekor enflasyonu” kabul ederken, diğer yandan “ihracat, yatırım, istihdam ve üretimdeki artışların Cumhuriyet tarihinin rekor seviyelerinde olduğu” iddiasıyla hâlâ hortlayan enflasyon fiyaskosunu “teğet” geçiyor. 

Bu arada “Avrupa’da, Amerika’da, bütün dünyada enflasyon rekor kırıyor” benzeri çarpıtmalar sürüyor. Oysa AB ülkelerinde enflasyon yüzde 4-7 arasında. Türkiye’deki enflasyon, resmi rakamlarla bile Avrupa’nın on katı. 

Dahası, Türkiye’de hız kesmeyen enflasyon -son dört ayda- dünya enflasyon sıralamasında ikinci olan Venezuela’yı geçmiş, Afrika’nın “mızrak atanlar ülkesi” Zimbabve ile aynı kategoride.

Mâlum “tek kişilik yönetim”in “yandaş müteahhitler”e peşkeş çektiği “dolar-döviz garantili ihaleler”in başında gelen Çanakkale Köprüsü için günde 45 bin araç geçiş garantisi verilmiş, ancak daha ilk günde 6 bin araçla kalınmıştı. Geçmeyen 39 bin araçtan her biri için 16 Euro + KDV üzerinden 290 lira ile geçen 6 bin aracın her biri için vatandaştan tahsil edilen “200 liracık”tan kalan 90 lira Hazine’den, yani yine “milletin cebinden” ödeniyor.  

Ancak bu konudaki eleştirilere, Ulaştırma Bakanı’nın Bayram haftasında “İstanbul-İzmir Otoyolu ile Osmangazi Köprüsü’nün garanti karşılama oranını aşması üzerinden “bu fizibiliteleri biz üç-beş yıllık yapmıyoruz” cevabı bu konudaki eleştirilere cevap veriyor. Halbuki Bayram geri kalan 51 haftada “iktidara iliştirilmiş müteahhitler”e Dolar garantili köprü, otoyol ihalelerinde mâliyetlerinden kat kat yüksek garanti edilen araç geçiş sayısının çok altında kalındığı, çeyrek asra varan sürede yüz milyarlarca doların ödeneceği ortada. 

Zira bu garanti ihalelere ve kiralamalara 2017-21 arasında 68 milyar 143 milyon lira -68 katrilyon 143 milyar- çıkmış; bir tek 2022 bütçesinde 142 milyar 977 milyon lira ayrılmış. 

Buna göre çeyrek asra varan garantili ihalelerle ortaya çıkacak döviz kuru farkıyla “yandaş şirketler”e verilecek milyarlara milyarlar ekleniyor, gelecek nesiller ağır borç yükü altına sokuluyor.

...***

Remzi Özdemir 14 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Etik olmayan sigorta satışı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye Sigorta Birliği son dönemde sık sık basın açıklaması yapıyor. Son açıklaması e-devlet üzerinden sigorta poliçelerinin iptal edildiği yolundaki haberleri yalanlaması oldu. Hürriyet Gazetesi'nde bir haber yayımlandı. Söz konusu haberde bankalar tarafından yapılan sigortaların e-devlet üzerinden iptal edilebildiği yolunda."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir anda yüzbinlerce insan e-devlete girdi. Haber kısa sürede yüzlerce internet sitesinde ve sosyal medyada yer aldı.

Haber bir süre sonra Hürriyet Gazetesi'nden kaldırıldı.

Bir süre sonra da Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı tarafından bir açıklama yapıldı. Bu tür haberlerin vatandaşı mağdur ettiği belirtildi. Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı'ya daha önce yazdığım bir yazıda sorular sormuştum.

Doğal olarak hesaplarına gelmediği için bu sorulara yanıt vermedi.

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı, birliği adına önce şu soruyu sorması lazım kendine: Bir anda yüzbinlerce vatandaş neden e-devlete poliçeyi iptal etmek için akın etti?

Sigorta gerçekten iyi bir şey. Ben evimi, arabamı ve sahip olduğum birçok şeyi sigortalatıyorum. Ama bunu yaparken, bilinçli ürünler tercih ediyorum ve kendi rızam ile yaptırıyorum.

Poliçemi bir bankanın bana kredi için dayatması ile değil! Ayrıca bir sorunum olduğunda bana, bizi ilgilendirmiyor sigortanın çağrı merkezini arayın diyen bankadan asla yaptırmıyorum.

Sigortayı sigorta acentesinden yaptırıyorum. Çünkü bu onların işi ve doğal olarak en profesyonel hizmeti bu acenteler veriyor.

Özgür Obalı doğal olarak birliğinin haklarını ve çıkarlarını savunuyor. Ancak Obalı'nın bir görevi de birliğin üyesi olan sigorta şirketlerinin itibarını savunmak olmalı.

Türkiye'de neden bu kadar çok insan sigorta poliçesini iptal ettirmek istiyor?

Bu poliçeler nerede ve ne zaman yapılmış. Tabii ki ne amaçla?

Özgür Bey, keşke biraz sosyal medya ve şikayetvar gibi internet sitelerindeki o şikayetleri takip etse. Mesela, Türkiye Bankalar Birliği'nin oluşturduğu çözüm merkezinde en fazla şikâyet hangi konuda diye bir baktırsa. Bakmayacağını bildiğim için ben buradan söyleyeyim:

Vatandaştan BDDK ve Türkiye Bankalar Birliği'ne en fazla 3 şikâyet gidiyor. İlk sırada zoraki sigorta, ikinci sırada kart ücretleri 3 sırada ise saçma sapan paketler.

Bankalar yüksek kâr marjlı sigorta poliçelerini personeline zoraki hedef olarak dayatıp bunaltmasa sigorta sektörü Türkiye'de daha fazla büyüyecektir. Emin olun, bankaların yaptıkları poliçelerin büyük bir bölümünden ya vatandaşın hiç haberi yok ya da kredi için şart koşulmuş. Bu sorunlar çözülmediği sürece Türkiye, poliçe çöplüğüne dönüşecek ve sigorta şirketlerinin itibarı vatandaş nezdinde düşecektir.

...***

İzzettin Önder 14 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, " Yoksulluk üzerinde yaşatılan iktidar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yoksulluk siyaset alanında değil, ekonomi alanında oluşan bir sorundur. Diğer bir deyişle, yoksulluk iktisadi sürecin doğal sonucu ise, çözümü de iktisadi sürecin değişiminde aramak gerekirken, meseleyi siyaset alanında irdelemek, burjuva iktisadının en tipik açmazıdır. Şöyle ki, sosyal demokrasi politikalarında net şekilde görülebildiği üzere, siyaset ile iktisat alanlarının ayrıştırıldığı ve üretimin birinci alana hapsedilip, dağılımın ikinci alanla taşındığı durumda geçici süre için ve ancak kısmi çözüm sağlanabilir, fakat kalıcı ve yaygın çözüm söz konusu olamaz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunun sebebi, ekonominin gerek kaynak yaratarak, gerek kaynak kullanımını denetleyerek siyaset alanına başat olmasıdır. Kaynak kıtlığı durumunda siyasetin de yapabileceği fazla bir şey olmayabilir. Devamlı gelir dağılımı üzerine yoğunlaşan bir siyasi yapı, dağıtılacak kaynakları üreten yatırım alanını ihmal etmiş olacağından bir süre sonra dağıtılacak kaynakların kıtlığı ile karşı karşıya gelir, kısacası devamlı gelir dağılımı politikaları siyasetin kendi ayağına kurşun sıkması politikasından başka bir şey değildir.

Burada hemen aklımıza şu soru gelir. Üretimin kısılması yoluna gidilmeden gelir dağılımı sorununa çare bulunabilir mi? İşin can alıcı noktası da burasıdır. Evet, sorun bu şekilse sürdürülebilir, fakat kapitalist sistemde olanaksızdır. Konunun bu bağlamda tartışılabilmesi için sistem tartışması gündemde olmalıdır. Kapitalist sistemde oluşan sistematik gelir dağılımı sorunu, kâr oranlarının azalması ve krizler gibi olumsuzluklar, temelde sömürüye dayalı mülkiyet hakkı meselesidir. Üretim araçları üzerinde kurulan mülkiyet tüm bu sorunlara yol açarken, sıkıştığı dönemlerde kısmi çözümleri de yine sistem üretir. Çözümler arasında bizzat kendi işleyiş dinamikleri ile oluşan krizler ya da siyasi erke kapı aralayan sosyal demokrasi çözümleri tümüyle kapitalizmin yaşamda kalma mücadelesinin iki farklı görüntüleridir. O nedenledir ki, devlet olgusu ya da siyaset konuları tartışılırken, ekonomi ve sistem çerçevesinin oluşturulması olmazsa olmaz koşuldur, aksi aldatmacadan başka bir çaba ifade etmez.