Mayıs 16, 2022 08:24 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Halkın yüzde 75’i faturamı ödeyemezsem korkusu yaşıyor

Cumhuriyet:

Türk Lirası’ndaki değer kaybı yüzünden 183 okul ihalesi iptal edildi

Star:

Katar ve Türkiye arasındaki ilişkiler stratejik ortaklığa doğru gidiyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 15 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " İktidar niye ülkeyi daha büyük krizlere sürüklüyor, çıkarı ne?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidar ve savunucuları dışında herkes, uygulanan ekonomik kararların tümünün krizi derinleştirdiği ve zengin yoksul ayrımını had safhaya yükselttiği konusunda hemfikir. Geliştirdikleri kur korumalı mevduat sistemi, kur istedikleri düzeyde kalmadığı, yükseldiği için, diyelim en az 100 milyar TL’nin Hazine’den-MB kaynaklarından zengin mevduat sahiplerinin hesaplarına aktarılmasına yarıyor. İktidar zenginleri seviyor, diyebilirsiniz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Bu sistemin ikinci üç ayında da iktidar, MB hesaplarında bulunan yabancı dövizleri satarak bu kez kuru sabitleyeceğini düşünürken... Döviz, burada beni tutamazsın başkaldırısıyla yükseliyor. Enflasyon, iktidarın yalancı istatistiklerini bile delip yükseliyor.

Asgari ücret komik, 2 bin 500 TL ve altında aylığı milyonlarca emekli var.

Neyse hepsini biliyorsunuz demek istediğim şudur: Bu ekonomi politikaları insanları pahalılıktan inim inim inletiyorsa, öyleyse neden bu büyük çöküşte ısrar?

Normal bir iktidar bunu yapar mı? Yoksa bilmediğimiz, gözden kaçırdığımız bir şey mi var? Yoksul daha yoksul, zengin daha zengin oluyor, doğru görünen bu kalıbı tekrarlayarak iktidara bindiriyoruz.

Hesaplar öyle. Peki, bu kriz herkesi mi eşit etkiliyor? Hayır. Kur korumalı mevduattan paçayı sıyıranlar var. Bu zengin, diyelim ki rantiye paralar da belki de yaşadığımız enflasyona karşı kendilerini ancak koruyorlar.

Yani onların bu enflasyon hesabından (yıllık yüzde 140) büyük kazançlarla çıktıklarını sanmıyorum.

Şunu sorabilirsiniz: Acaba bu politikadan AKP’nin seçmeni yararlanıyor mu?

AKP zenginleri var.. Kestirimlerime göre, AKP seçmeninin ortalama yüzde 15 kadarı. Sınıf atladılar. Şirket bağlantıları, bir kenara yığdığı altınları, dövizleri ve kur korumalı mevduatları var. Ekonomik krizden etkilenmediklerini, daha da zenginleştiklerini veya kendilerini koruduklarını varsayalım.

Bunların tuzu kuru. Dahası devlet bankalarından yeni açıklanan düşük faizli konut kredilerine de ulaşarak, belki de bu son vurgunla durumlarını biraz daha iyileştireceklerini söyleyebilirsiniz...

Öyle mi?

Peki, iktidara gözü kapalı oy veren orta sınıf ve altı, yoksul kesimler?

Onların en azından yüzde 12’si iktidarı terk etti dersiniz (2015 Haziran seçimleri AKP oyu yüzde 42 baz alınarak...)

Bu süreç içinde daha da kaçacaklar. Yani nereden baksanız AKP’de büyük erime söz konusu.. Alt taban yüzde 25. AKP’nin politikaları haksızlıkları, sürpriz yeni oy düşüşlerine bile yol açar.

Döndük başa. Seçimi kaybedeceğini görüyorlar. 2023’te de seçmene altın saçamayacaklarına göre, düşünceleri nedir?

Yazıp duruyorum: En azından bugün ve görünen yıl sonuna kadar süreç içinde, seçimi kazanabilmek için şapkadan tavşan çıkaramayacaklarına göre, diyorum ki, ellerinin altındaki seçenek, 

- Cumhurbaşkanının ekonomik kaosu bahane ederek, 

- ve Kılıçdaroğlu’nun dikkat çektiği SADAT gibi örgütlerin yasadışı siyasi ve toplumsal kaos yaratma olasılığını da hesaba katarak,

- HDP’nin yasaklanması ile olabilecek büyük kargaşayı da göstererek, seçimleri erteleme kararı kalıyor. 

Nasıl olsa Meclis’te de bu altı ay ertelemeyi uzatacak çoğunluğa sahip.

Bugünden yıl sonuna bakış böyle gözüküyor.

...***

Uğur Emek 15 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Fahiş fiyatla mücadele!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomi yönetiminin en güçlü yanı başarılı algı yönetimidir. Olan biteni somut biçimde analiz etmeye ve varsa kendi hatalarını da gözden geçirerek evrensel doğruları yapmaya pek yanaşmıyorlar. Bunun yerine başkalarını sembolik kavramlarla suçlayarak sorumluluktan kaçınıyorlar. Son yazımda fahiş gıda enflasyonunu “stokçulara” fatura ettiklerini yazmıştım. “Fırsatçıları” da bu yazıda ele alalım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Nasıl mı?

Gelin bir bakalım. Artık hepimiz biliyoruz ki ekonomi yönetimi Sayın Cumhurbaşkanının önderliğinde “faiz neden, enflasyon sonuçtur” politikasına can-ı gönülden inanıyor. Bu nedenle de ekonomi yönetiminde para politikasını (yüksek faiz) taca atlar. Dışa açık bir ekonomide hem faizi hem de kurları aynı anda denetim altında tutmak kolay değildir. Para politikası taca atılınca kurlar hızlı biçimde arttı. Artan kurlar da enflasyonu tetikledi. 2018 sonbaharında stokçular ve fırsatçılar fahiş fiyatlara neden oluyor diye işyerlerine baskınlar düzenlendi.

Yetmedi. Kovid19 salgını nedeniyle tedarik zincirlerinde aksamalar başladı. Arz talep dengesizliği nedeniyle fiyatlar yeniden arttı.

16 Nisan, 2020’de Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak “Fahiş fiyat artışı, stokçuluk ve Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu” oluşturuldu.

Bu düzenlemenin uygulama yönetmeliğinde fahiş fiyat artışı “olağanüstü hal, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ile diğer acil durumlarda üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin piyasada darlık yaratan, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozan faaliyetleri ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyen faaliyetler” şeklinde tanımlanıyor.

Basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz ki Kurul “fahiş fiyat artışı yaptığı değerlendirilen 896 firmaya toplamda 25 milyon 448 bin 428 lira idari para cezası uygulanmasına” karar vermiş.

Daha yakınlarda Adalet Bakanı “stokçulara verilen 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası hükmünün, tutuklamayı da içerecek şekilde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası olarak değiştirileceğini” açıkladı.

Değerli okur biliyorsunuz. Hafta başında sizler üç beş milyon liraya kolaylıkla ev alabilin diye düşük faizli konut kredisi desteği açıklandı. Tabii ki düşük faizli kredi konut talebini canlandırıyor. Talep arttığında da fiyatlar yükseliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı hemen duruma el koydu ve dedi ki “bazı internet sitelerinde birtakım fırsatçıların serbest piyasa ilkesiyle asla bağdaşmayacak bir şekilde konut fiyatlarında gerçekleştirdiği fahiş artışları çok detaylı bir şekilde yakından takip ediyoruz. Kararlılıkla ifade etmek isterim ki fahiş fiyat artışlarına karşı var gücümüzle çalışarak devreye aldığımız uygulamalar üzerinden fırsatçılık yapmaya, vatandaşları mağdur etmeye kalkışanlar hakkında ilgili her adımı atacak, asla müsamaha göstermeyeceğiz.”

...***

Mehmet Kara 15 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yaparsa AKP yapar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"20 yıldır iktidarda olan AKP, “yapılan zamları kendilerinin yapmadığı”nı söylese de millet artık inanmıyor. Hep “yaparsa AKP yapar” sloganı ile milletin karşısına çıkan AKP, başarısız olduğu adalet, ekonomi, eğitim, sağlık konularında bu sloganı kullanamazken, şimdi ise muhalefet, bu sloganı tane ile alınan domates, salatalık, patates, soğan için kullanıyor. Temel ihtiyaçlar artık lüks hâline geldi. Dolar düşerken de, yükselirken de akaryakıta gelen zamlar millete zam olarak dönüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Dünyada petrol fiyatları düşüyor, bizde artıyor. Ekonomiyi “canlandırmak” için -son konut fiyatlarında olduğu gibi- ekonomik paket açıklıyor, tam tersi konuta anormal zam geliyor.  

Erdoğan “Enflasyonun köpüğünü alacağız” demişti. Nisan ayında enflasyon yüzde 69,97 düzeyinde gerçekleşti. Bu da resmî rakam… Köpük almak buysa alınmasa ne olacağını düşünmesi bile korkunç.  Ancak maaşlar yerinde sayıyor. 

Öyle görünüyor ki AKP bu sloganı artık kullanmayacak. Bu durumda yapacağımız şey AKP’nin sloganın tekrar etmek: “Yaparsa AKP yapar…” 

Türk lirası değer kaybetmeye devam ederken, gözlerindeki ışıltının artık feri kalmayan Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin daha bir ay önce söylediği bir söz akla geldi. “TL şu anda en zayıf durumunda. Gideceği bir yer yok. Vatandaş rahat olsun” dediğinde (22.3.2022) dolar 14.80 lira idi. Hafta içinde 15.50’yi geçti. O zaman bu sözler sosyal medyada “TL dibin dibinde” olarak değerlendirilmişti. Demek ki dibin dibi değilmiş, dibin de dibi varmış. Gelişmelerde anlaşılıyor ki, daha dibin dibi de var.