Mayıs 21, 2022 08:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İktidar, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na ilişkin siyasi yasak sürecini izlemeye aldı

Milli gazete:

Erken seçim de 2023’te!

Star:

Yunan bakandan Türkiye'ye iftira

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 20 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dolar kuru ne olur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dolar kuru 16 lira dolayına ulaştı. Aslında denge kurun devam etmesi için kur artışının; TL enflasyonu eksi dolar enflasyonu artı doların dünyada değer kazanması (Dolar endeksi) kadar olması gerekir. TL'nin düşük değerde olması kurdaki hızlı artışı frenliyor. 20 Aralık 2021'deki gibi yüksek artış olması için ekonomi yönetiminin bilerek veya bilmeyerek kurlar artan yanlışları yapması gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Öte yandan; TL'nin yüzde 45 daha düşük değerde olmasına rağmen, kur artışını zorlayan faktörler de var. Bunların başında; güven sorunu geliyor.

Siyasi iktidarın otokrasi eğilimi, hukukun üstünlüğünde geri düşmemiz, devletin parti devleti olması, iktidara olan güveni düşürdü. Bu nedenle yabancı sermaye gelmiyor ve tersine olanlar da çıkıyor. Dövize talep artıyor ve döviz arzı daralıyor.

Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girmeyince, cari açık doğrudan dış borca dönüşüyor. Dış borç stokunun GSYH'ya oranı yüzde 60 oldu. Bu oran yüksek değil ve fakat Türkiye döviz kazanmayıp, devamlı kaybettiği için dış borçları çevirme sorunu ortaya çıkıyor.

Dahası ekonomide kriz olmasına rağmen ekonomi yönetimi dalga geçer gibi, konuyu beceriksiz esprilerle geçiştiriyor. Ayrıca enflasyon yüzde 70 iken MB dalga geçer gibi gösterge faizini yüzde 14'te tutuyor.

Bu nedenlerle Türkiye'nin beş yıllık tahvillerinde sigorta risk pirimi arttı. 709,78 baz puana yükseldi. Yani Türkiye artık yüzde 3 faiz dersek, artı 7 puan CDS oranı, eşittir yüzde 10 faizle dış borç bulabilecek.

Her durumda dış borçlarda temerrüt riski artıyor. Bu risk katardan veya Araplardan alınan üç beş milyar dolar borçla çözülmez.

Dahası MB rezervleri de eksi düzeydedir.

Bir yazımda eğer hükümet önlem alırsa dolar yıl sonunda 18 lirada kalır demiştim. Ama hükümet'te önlem almaya niyetli görünmüyor. Yada artık ipin ucunu kaçırdı. Panik yaşıyor.

Kur korumalı mevduat doları bir miktar tuttu. Ancak o da bitti. Bu şartlarda doların daha da artması kaçınılmaz görünüyor.

…***

Cevher İlhan 20 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Siyasî süreci saboteye karşı…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anketlerde “millet ittifakı”nın yüzde 43’ü bulduğu, “parlamenter sistem işbirliği”ndeki partilerle yüzde 50’leri rahatlıkla aştığı ve “cumhur ittifakı”nın yüzde 36’larda kaldığı vetirede AKP iktidarının hem Meclis’i, hem de cumhurbaşkanı seçimini kaybettiği bâriz bir biçimde görülüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Özellikle yüzde 10-12 bandındaki HDP’nin “geçiş dönemi ilkeleri” ışığında güçlü demokrasi, evrensel standartlarda adalet sisteminin tesisi için istişâre ile belirlenecek “millet ittifakı”nın cumhurbaşkanı adayını destekleyeceğini açıkça bildirmesiyle tam bir çıkmaza düşen siyasi iktidar kutuplaştırma ve gerginlik siyasetini körüklüyor. 

Buna mukabil, “kapatma davası” tehdit ve şantajıyla altı buçuk milyon vatandaşın siyasi tercihini ve irâdesini temsil eden bu parti kapatılsa dahi yine blok halinde hareket edeceğini ve asla “iktidar cephesi”nin yanında yer almayıp “demokratik muhalefet”e destek vereceğini ortaya koyuyor.

“Tek kişilik yönetim”in tahribatına karşı demokratik değerler etrafında bir araya gelip birlikte mücadeleye ve yönetime hazır olduğunu vurgulayan, kişisel hesaplar, partizanlık yerine ortak akıl ve birlikte inşa anlayışını esas alan “demokratikleşme ittifakı”nın daha da tahkimi karşısında çıkmaza giren “iktidar cephesi” tam bir panikle hata üstüne hata yapıyor. 

Ve her hata kamuoyunda büyük tepki görüyor. 

En son günlerdir toplumdan gelen bütün tepkilere rağmen yine rant ve inşaat uğruna pistleri kırılıp tamamen ortadan kaldırılmak istenen Yeşilköy Havaalanı için Cumhurbaşkanı’nın “bir ihtimal pistler kalacak” çarkındakine benzer zikzaklar sergileniyor. 

Tıpkı daha düne kadar başdanışmanı yöneticileriyle Türkiye’nin en önemli ve gizli güvenlik konularının görüşüldüğü toplantılarda aynı masada bir araya geldiği SADAT’la “hiçbir alâkam olmadığı halde…” ifadesinde olduğu gibi. 

Hâsılı, eski Başbakan Davutoğlu’nun tesbitiyle, son dönemde farklı konularda çıkarılan gerilimlerle sosyal patlamalara sebebiyet verecek bir ortam oluşturulmaya yelteniliyor. 

Maksat, “ne kadar önemi azaltılmak istenirse istensin, son yetmiş yıllık demokrasi tarihimizin en önemli gelişmelerinden biri” olan “parlamenter demokratik işbirliği masası”nı dağıtmak; provokatif söylemlerle seçim ortamını bozmak, seçimleri sabote etmek…

Bu bakımdan, “iktidar cephesi”nin medyatik manipülasyonlarla, algı operasyonlarıyla ateşleyip alevlendirdiği sun’i gündemlere karşı, demokratik muhalefetin başta demokrasi, hukukun üstünlüğüyle yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, temel hak ve hürriyetlerle basın ve ifade özgürlüğü alanları olmak üzere millete teminatını verdiği “yol haritası”na yoğunlaşması gerekiyor.   

Altılı masanın temel hedefleri ekseninde partiler arasında siyasi koordinasyonunun sağlanmasıyla “parlamenter sistem”e geçişin anayasal değişikliklerine, stratejik planlamalara, ekonomiyedair çalışma gruplarının raporlarının bir an önce hazırlanıp millete deklâre edilmesi fevkalâde ehemmiyetli. 

Demokratik muhalefetin bütün sandıklarda ve sayımlarda müşâhid ve hukukçu bulundurmakla doğrudan denetimi, İstanbul seçimlerinde olduğu gibi ıslak imzalı tutanakların alınması ve sürecin dikkatle izlenmesini esas alan “seçim güvenliği”nin güvence altına alınması da büyük önem taşıyor.

…***

Ahmet Taşgetiren 20 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Başkan adayı gerçekten belli değil mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Millet İttifakı’nın en önemli sorununun “Başkan adayı” olduğunu söyleyip duruyorum. İttifak içinde ve çevresinde bulunanlar da onu belirlemenin vaktinin henüz gelmediğini, seçim takvimi başlayınca adayın belirleneceğini ifade ediyorlar. Farklı ortamlarda Davutoğlu ve Babacan’a sordum: “Siz biliyor musunuz başkan adayını?” diye. Bilmediklerini, 6’lı masanın gündemine de henüz bu konunun gelmediğini söylediler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ben ısrar ettim: “Yani, dedim, durulacak durulacak, bir gün vatandaşın önüne işte şu isim, diye bir isim konacak, vatandaş da helâl olsun, en doğru ismi bulmuşsunuz’ diye karşılayacak, beklenti bu mudur?”

Bir isim yok, ben mesela Davutoğlu ve Babacan’ın da o ismi bilmediklerine kani oldum. Ancak meseleyi erteliyor olmalarına anlam veremedim.

Peki başka bilen var mı 6’lı yapıdan?

Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu ya da Uysal’dan herhangi biri biliyor olabilir mi?

“Millet İttifakının koordinatörü”nün Kılıçdaroğlu olduğu, sistem gereği diğer partilerin de böyle bir yapılanmayı kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak gördükleri söylenebilir. Kaldı ki Cumhur İttifakı da böyle bir zaruretten doğuyor. Ak Parti, hâlâ en çok oy alan parti olmasına rağmen tek başına Başkanlık ipini göğüsleyemeyeceği için kendisini MHP ile hatta BBP ile ittifaka mecbur hissediyor.

Peki Kılıçdaroğlu’nun aklında “ortak adaylık” için bir isim var mıdır?

Mesela o isim Kılıçdaroğlu’nun kendisi ise, akan süreç içinde kendisini empoze ede ede sonunda 6’lı masanın “Bu konuda halkta önemli izler bıraktınız, sizin adaylığınızı gönül rahatlığı ile onaylıyoruz” demesini mi düşünüyor ya da planlıyordur? Böyle bir durum, “hesaplı hareket” izlenimi ortaya çıkarmaz mı?

Ya da mesela tabii olarak böyle bir sonucu bekleyecek olan CHP kitlesi, 6’lı masadan farklı bir isim ortaya çıktığında şoka uğramayacak mıdır?

Kılıçdaroğlu ya da 6’lı masada yer alanlar yine de siyasi geçmişleri ile bilinen isimlerdir. Belirsizlik süreci, onların her birisini “Aday gösterilmezler” kategorisine indirgiyor aynı zamanda. Şu anda 6 isimden sadece Kılıçdaroğlu, hamleleriyle “muhtemel aday” kategorisinde zikrediliyor. Akşener de zaten “Başbakan adayıyım” diyerek başkan adaylığı tartışmasından çekilmiş durumda.

Bence Millet İttifakı’nın “ortak aday” konusu, bu yapı için ”Ortak sıkıntı” olmaya aday gibi görünüyor.

Her parti bir iddia ile yola çıkar. İddiası onu diğer partilerden farklılaştırır.

Başından beri Gelecek ve DEVA’nın neden ayrı parti olarak kurulduğu, Davutoğlu ve Babacan’ın neden birlikte hareket etmedikleri konuşulmuştur. Çünkü bu tarz hareketle, sinerji imkanının ortadan kalktığı, iki partinin de bir çekim merkezi oluşturamadıkları ifade edilmiştir.