Mayıs 22, 2022 09:34 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Gazın maliyeti 15 kat arttı

Yeniasya:

Basın hürriyeti demokrasinin ön şartı

Star:

ABD'nin askeri yığınağına Türkiye'den cevap: İyi niyetli olmadığının farkındayız

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Deniz Yıldırım 21 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidarın yürütmeyi tekelleştiren yeni sisteme geçerken önemli vaatlerinden birisi “istikrar”dı. Ekonomik istikrara ne ölçüde yaradı, yaşayarak öğreniyoruz; halkın istikrarlı bir şekilde yoksullaşması, memleket kaynaklarının bu yoksullaşma ortamında yerli/yabancı şahıs ve gruplara aktarılması çerçevesinde bir istikrar olduğu kesin."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Fakat propagandanın bir de siyasi ayağı vardı. Parlamenter sistemde yönetim istikrarı olmuyordu, krizler çıkıyordu, hükümet düşmesi ya da yeni hükümet kurulamaması nedeniyle de sürekli olarak yönetim krizi çıkıyordu. Bu da ekonomik krizleri besliyor, yoksulluğu tetikliyordu. Propagandanın özü aşağı yukarı böyleydi.

Bir yanıyla doğruydu; 90’lar bu anlamda istikrarsız koalisyonlara ve sistemin yönetme krizlerine sahne oldu; zaten AKP de böyle bir yönetme krizinin üzerine geldi, boşluğu fırsata çevirdi, alanını genişlettikçe genişletti.

Diğer yandan, bütün yetkinin tek kişide olması ya da koalisyonların (en azından resmi düzeyde) kurulmaması sayesinde halkın yaşamına refah ve istikrar geleceği yönündeki propaganda da aşındı.

Dahası var: Bugün, “İktidar neylerse iyi eyler, güzel eyler” türü bir dogmatizme teslim olmamış kimle konuşsanız, ekonomik gidişattan da iktidarın ülkeyi yönetme tarzından da göç politikasından da bir şekilde rahatsız olduğunu anlayabilirsiniz. Fakat sistem tıkandığı için, iktidar da kendi içinde yeni bir iktidarın yolunu açabilecek bir erken seçime yanaşmadığı için 13 ay sonra gerçekleşecek seçime kadar tıkanma sürecek gibi görünüyor.

Oysa o çok kötülenen koalisyon modellerinin böylesi ekonomik çözülme, yoksullaşma ortamlarında, halkın da bu sorunları mevcut iktidarın çözemeyeceğine olan inancının giderek pekiştiği koşullarda kendi içinde sistemi yenilemenin önünü açan bir yanı da var. Örneğin koalisyon tipi yönetimlerde, hükümetin üyesi olan partilerden biri, halkın iktidar partilerine tepkisini, inanç kaybını görebilir, zira bu parti diğer ortaklara göre halkla bağını daha az koparmış olabilir, tepkilerin seçimlerde bütün ortaklara olumsuz yansıyacağını fark edip ön alarak hükümetten çekildiğini açıklayabilir. Bu gibi durumlarda ise asıl etkin ve belirleyici güç hâlâ yasama organı olacağı için, Meclis kendi aritmetiği içinden yeni bir hükümet çıkarabilir, tıkanmayı böyle aşabilir.

İlave olarak, böyle bir hükümetin kurulamaması durumunda da iktidardaki partinin çoğunluğu yitirmesine koşut olarak Meclis erken seçim kararı alabilir koalisyon modellerinde. Ayrıca, sorunları çözme ya da olduğu yerde daha kötüye götürmeden dondurma kabiliyetini yitirmiş bir iktidarın kibirle ve yer yer memleketle alay ederek yaptıkları karşısındaki tıkanmayı sistemin kendi içinden mekanizmalar ile aşmasını sağlayan bir işlev de görebilir koalisyon modelleri. Bunun için de güçlü meclis, güçlü yasama, kısacası yeni bir sistem gerekir.

Seçim sürecinde ve sonrasında, muhalefet partilerinin ve geniş ittifakların güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişle ilgili önerilerini, anayasa değişikliği konusunu halkın bire bir, gündelik sorunlarına etkileri üzerinden anlatabilmek için, farklı partiler ve görüşler arasındaki toplumsal sözleşme olasılığının/katkısının yanına bu gibi somut işlevleri de eklemesinde/öne çıkarmasında yarar vardır belki.

...***

Remzi Özdemir 21 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Özel güvenliğin suçu ne?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Akbank Türkiye'nin 5 büyük bankasından biri. Gerek bilançosu gerekse güçlü sermayesi ile devlet gibi bir banka… Zaten müşterileri de bu bankayı güvenle ve severek tercih ediyorlar. Bankanın başında Hakan Binbaşgil var. Yıllardır düz bir çizgide yönetti bankayı. Banka bugün bu parlak bilançoları açıklıyorsa elbette Hakan Binbaşgil'in büyük çabaları vardır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Akbank son bir yılda personel özlük haklarına da büyük önem veriyor. Artan hayat pahalılığı, çalışanların hayatlarını adeta kâbusa çevirirken, Akbank personeline Ocak ayında enflasyon oranında zam verdi. Yemek ücretlerini piyasanın bir tık üstüne çekti.

Akbank bu şık hareketi ile binlerce personelini mutlu etti. Mutlu personel mutlu müşteri demektir.

Bir personelin kafası ekonomik olarak ne kadar rahat ise o kadar kendini işine verir ve gelen müşterisiyle ilgilenir. Onu mutlu eder.

Akbank önceki gün bir karar daha aldı ve personeline 2023 yılında yapacağı zammın bir bölümünü öne çekti. Yaklaşık 6 ay öne çekerek personelini enflasyona ezdirmedi.

Her ne kadar ara zam değilse bile 6 ay öne çekilen zam Akbank personelini mutlu etti. Bu başarılı bir iş idaresidir.

Sadece bankacılık sektörü değil, tüm çalışanlar bu haber karşısında Akbank'ı takdir etti. Çünkü Akbank takdir edilecek bir hareket yaptı.

Personel mutluluğuna büyük önem veren Hakan Binbaşgil yönetimindeki Akbank yaklaşık 12 bin çalışanını memnun etti. Üvey evlatları hariç.

Bir bankanın üvey evladı mı olur? Elbette olur. Bazı bankaların üvey evladı olduğu gibi Akbank'ın da var.

Onlar bankaların güvenlik görevlileri. Gerektiğinde bankayı korumak uğruna hayatını gözünü kırpmadan veren güvenlik görevlileri.

Nitekim pandemi döneminde Akbank'ta ilk can kaybı özel güvenlik görevlisinin oldu. Diğer personeller camın arkasında kendini güven altında tutarken, onlar binlerce kişi ile muhatap oldular. Virüse yakalanıp günlerce entübe olan bile vardı.

İşte bu fedakâr insanlara Akbank ne yılbaşında ne de Perşembe günü açıkladığı zammı verdi.

Topu topu 900 kişi olan bu güvenlik görevlileri Akbank'ın üvey evladı çünkü.

Yıllar önce kendi kadrolarından çıkartıp, özel taşerona devretmişti. O dönem bir gişeci personel kadar maaş alan güvenlik görevlileri maalesef taşerona geçtikten sonra asgari ücrete mahkûm oldular.

Aynı şubede birine zam yaparken, diğerine yapmamak nedir Allah aşkına? Bu insanlar kimin parasını, şubesini koruyor? Bu ayrımcılık Akbank gibi kurumsal ve güzide bir kuruma yakışıyor mu?

...***

Cevher İlhan 21 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Faiz patlıyor ve yaygınlaşıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mâlum “tek kişilik yönetim”in millete karşı en çok istismar ettiği konuların başında “nas” söylemli “faiz karşıtlığı” geliyor. Ne var ki her fırsatta “faizin indirilmesi”nden dem vuran iktidarın “faiz politikası”yla bankaların Merkez Bankası’ndan yüzde 14’le alıp yüzde 24’le devlete sattıklarının dışında bütün faizler patlıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

İhtiyaç kredisi faizi yüzde 23’ten yüzde 29’a, kredili mevduat faizi yüzde 24’ten 26’ya, taşıt kredisi faizi yüzde 21’den 26’ya, ticari kredi faizi yüzde 21’den 24’e, konut finansmanı faizi yüzde 19’dan 36’ya, iki yıl vadeli devlet iç borçlanma tahvili faizi yüzde 17’den 24’e, beş yıllık devlet iç borçlanma tahvili faizi yüzde 17’den 26’ya yükselmiş.

Cumhurbaşkanı’nın “faiz lobisi” dediği bankaların net faizi 21 milyardan 63 milyara çıkmış. Faiz harcamaları yılın ilk dört ayında 93 milyara varmış.  

Bilindiği gibi AKP iktidarında -2002’de- Doların 1.5 liradan 7 liraya çıkması üzerine “Dolar 10 lira olacak” diyen ekonomistler ve gazeteciler yargılandı. O denli ki daha Dolar beş lira iken dönemin Maliye Bakanı “Bunlar kara kara düşünüyor. Eyvah eyvah. Şöyle bir kriz çıksa da dolar yükselse de bir kâr etsek. Çok beklersiniz, hele de seçimden sonra daha çok beklersiniz!” tepkisiyle “Dolar 10 lira olacak!” uyarılarını alaya almıştı. 

Ardından kısa sürede 18 liraya tırmanan Doların müdahaleyle 12-13 liraya “düşürülmesi” üzerine “iktidara ilişik yandan medya”da ve iktidar mahfillerince bir “büyük başarı!” olarak lanse edilmişti. 

En son Maliye ve Hazine Bakanı, “enflasyonun azmasına izin vermeyeceğiz, döviz kurunu düşürdüğümüz gibi enflasyonu da düşüreceğiz” sözleriyle Doların/dövizin durumu yeniden gündeme geldi. Zira faiz yükselirken, enflasyon azarken, döviz/dolar kurundaki artış yeniden hızlanıyor.