Mayıs 23, 2022 08:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Çevre Bakanlığı kiralık araç sözleşmesinde başlangıcı üç ay geriye taşıdı

Yeniasya:

Faize bir kara delik daha

Milli gazete:

İşsizlikte artış

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 22 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "İş vardı da biz mi çalışmadık?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’yi idare edenler başta olmak üzere hepimiz; bazı ülkelerin nüfusundan daha fazla gence sahip olmakla övünmeyi bırakıp, onun yerine gençlere iş bulmakla övünsek her halde çok daha iyi etmiş oluruz. Çoğunlukla “gençler aşağı, gençler yukarı” diyerek gençliği yol göstermeye çalışıyoruz, fakat ‘işsiz gençler’e iş bulabildiğimiz söylenebilir mi? Gençlerin içine sürüklendiği bunalımda, acaba işsiz olmalarının payı ne kadardır? Bunu düşünen, araştıran, tahlil eden kaç uzman, kaç STK, kaç vakfımız var?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

En küçük işveren dahi “Gençler iş beğenmiyor” diyerek kabahati yine gençlerde arıyor. Elbette iş beğenmeyen gençler de var. Fakat problemin tamamı bununla mı sınırlıdır? Hem, her insan gibi gençlerin de ‘iş seçme’ hakkı yok mu? Bugünkü şartlarda konuşulacak olursa, bir gence asgari ücretten daha düşük bir maaş teklif edip, sonra da “Gençlere iş verdim, ama beğenmediler” demek hakkaniyete sığar mı?

TÜİK ve DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından yapılan çalışmalar Covid-19 döneminin işgücü piyasalarında sebep olduğu gelişmelerden en fazla gençlerin etkilendiğini ortaya koymuş. TÜİK genç işsizliğini 2022 ilk çeyreğinde yüzde 21 olarak açıklarken, DİSK-AR’a göre ise 15-24 yaş arası genç nüfusta geniş tanımlı işsizlik yüzde 41 olmuş. Böyle bir tablo varken kim “İşler yolunda” diyebilir?

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik son araştırmalara dayanarak Türkiye’deki genç işsizliği yorumlarken şöyle demiş: “Gençler daha fazla iş arıyor ama daha az iş bulabiliyor, daha az işe yerleşebiliyor. Dolayısıyla gençlerin iş olanakları sınırlı o yüzden daha yüksek oluyor. Bu da geniş tanımlı işsizliğe aynı biçimde yansıyor. Geniş tanımlı işsizliğin içinde iş arayıp bulamayanlar olduğu kadar iş aramayan, artık ümidi kırılmış genç işsizler ve iş aramayan ama çalışmaya hazır genç işsizler de bunların içinde.” (gazeteduvar.com.tr, 19 Mayıs 2022)

“Gençler iş beğenmiyor” demenin doğru olmadığına da dikkat çeken Prof. Dr. Çelik, bu konuda da şu tespiti yapmış: “İş beğenmeme meselesi oldukça tuhaf. İş beğenmemek bir haktır. İnsanlar, eğitimlerine, vasıflarına uygun, nitelikli ve insan onuruna yaraşır bir işte çalışmak isterler. Bu zaten Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kabul ettiği bir standart. (...) Sigortasız, boğaz tokluğuna, asgari ücretin altında ya da uzun çalışma saatlerine dayalı bir işi niye kabul etsin insanlar?”

Prof. Dr. Çelik, “beyin göçü”nü de şöyle yorumlamış: “İşe başlama seviyeleri asgari ücret civarında olması sebebiyle hem iş bulmak zor hem de bulunan işlerin gelir getirisi çok düşük olması gençleri yurtdışında bir arayışa itiyor. Bu da tabii özellikle daha nitelikli iş gücünün yurtdışına göçmesi ya da göç etmeye çalışması gibi eğilimine yol açıyor.”

Bu hususta gençleri suçlamadan iyi düşünmek icap eder.

...***

Orhan Bursalı 22 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " SADAT, iktidarın bir parçası mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" SADAT’ın üzerindeki örtü yırtılmış, gizli etkinlikleri oralardan sırıtmıştır ve iş, örtüyü tamamen çekip almaya kalmıştır. Adnan Tanrıverdi’nin oğlu Melih Tanrıverdi’nin apar topar Halk TV ekranlarında boy göstermesi bile, henüz her şey açığa çıkmadan “Biz masum bir şirketiz” imajını topluma yayma ve devletle iç içe faaliyetlerini gizleme amacını güttüğü açık. Kılıçdaroğlu’nun karanlık örgüt olarak nitelendirdiği SADAT’ın seçim sürecinde ülkeyi karıştırıcı eşlemlerde bulunabileceğine dikkat çekmesi hem SADAT hem de iktidar cephesinde endişe yarattı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor: 

...***

M. Tanrıverdi bu nedenle masum bir yüzle ekranda boy gösterdi. Ve Cumhurbaşkanı da “SADAT’ın yöneticileriyle yakından uzaktan hiçbir alakam olmadı” dedi.

M. Tanrıverdi çok önemli konulardaki sorulara anımsamıyorum, bakayım size yanıt veririm diye geçiştirdi. Suriye’ye gönderilen TIR’larla ve oradaki rejim karşıtı terör örgütlerinin eğitimi ile ilgili sorulara ve Libya’da Türkiye’nin bulundurduğu askeri - yarı askeri güçler konusunda ilgimiz yok dedi.

Var mı diyecekti, Şam’a karşı terör örgütlerine veya bizim iktidarın koltuk altında barındırdığı ÖSO’yu eğitip silahlandırıyoruz mu diyecekti?

Bu tür yapılarla ilgili gerçekler, ancak üzerlerindeki örtünün iyice çekip alınmasıyla ortaya çıkar.

O süreç başlamış görünüyor. Melih Tanrıverdi, “Kılıçdaroğlu orada bizim olmadığımızı bildiği bir saatte geldi” diye uyduruk laflar ederken düşündüm, acaba örgüt veya şirket yöneticileri, Kılıçdaroğlu’nun kendilerine geldiğini öğrenince mi apar topar binadan ayrıldılar..

Bu şirket elemanlarıyla yapılacak görüşmeler esaslı hazırlıklar gerektiriyor. Şüphesiz ki kişiyi ekranlara çıkarmak gazeteci başarısıdır, koşa koşa gelmesi bile manidardır; bu başarı, gizli örtüyü üzerlerinden çekip almakla sürmelidir.

Cumhurbaşkanı son zamanlarda pek çok şeyi anımsamıyor. Bir gün önce söylediğine, ertesi gün tamamen ters şeyler söylüyor. Büyük bir inandırıcılık sorunu yaşıyor. Bu konuda seçmeni ve sevenleri açısından herhangi bir sorun olacağını haklı olarak düşünmüyor olabilir.

Ama SADAT örgütünün iktidarla içlidışlı ilişkisi konusunda mesela AKP Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya TBMM Genel Kurulu’nda “Çok değerli milletvekilleri, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte, Savunma Sanayii Başkanlığımız birçok firmayla çalışmaktadır, SADAT da bu firmalardan bir tanesidir” diyor.

...***

Esfender Korkmaz 22 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " 20 yılda Türkiye nereden, nereye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2002, AKP iktidar olduğunda, 2001 krizi bitmişti. Önlem olarak hükümet ve IMF ''Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' yapmıştı. İktisadi konjonktür yükselmeye başlamıştı. Geldiğimiz 2022 yılında, TL krizi ile başlayan kriz, ağır bir buhrana dönüştü. Yİ-ÜFE yüzde 121,82 oldu. Bu oranda bir Yİ-ÜFE oranı perakendeye yansıyacak ve hiper enflasyona doğru bir gidiş olduğunu gösteriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

* Türkiye, GSYH büyüklüğü olarak dünyada ilk 20 içinden çıktı, 21. sıraya geriledi.

* Ülke riskini gösteren CDS oranı 709 baz puana çıktı ve dış borçlarda temerrüt riski arttı.

* TL, Cumhuriyet tarihinin en düşük değerine indi, halen yüzde 45 oranında daha düşük değerdedir.

* Düşük değerli TL'ye rağmen 2022 yılında cari açık 60 milyar dolara yükselecek. Türkiye, 2003-2021 arasındaki 19 yılda, 626,1 milyar dolar cari açık ve 831,5 milyar dolar dış ticaret açığı verdi.

* Doğrudan ve portföy yatırımları olarak yabancı yatırım sermayesi gelmiyor, mevcutlar da çıkıyor. Birkaç yıl önce borsada yabancı payı yüzde 65 iken şimdi yüzde 37'ye geriledi.

* Üç büyük raiting şirketi Türkiye'yi yatırım yapılamaz aşırı spekülatif olarak ilan etti.

* Yerli ve yabancı, yatırım yapmıyor. 2021 ilk iki çeyrek haricinde 4 yıldır sabit sermaye yatırımlarında artış eksi değerdedir.

* 2000 yılında yüzde 6,5 olan işsizlik oranı iki katına çıktı.

* Kurumsal yapı bozuldu, Eğitim ideoloji tuzağına düştü, devlet parti devleti oldu.

* En büyük sorun da iktidarın hâlâ sorun yok demesidir. Bu göstergelere rağmen sorun yok diyen ve önlem almayan hükümete olan güven de dip yaptı.

Erken seçim olmazsa, enflasyon artacak, büyüme düşecek, işsizlik artacak, dış borçlarda sıkıntı yaşayacağız, takibe düşen krediler artacak, sosyal sorunlar artacaktır. Bugünkü koşullarda 2023 seçimlerine ulaşmak olası görünmüyor. 

* Tek kişilik hükümete gidiş için iktisadi kalkınmanın altyapısı, demokrasi ve hukukun üstünlüğü kaldırıldı.

Gerçekte; özel sektör yönetiminde kâr maksimizasyonu, devlette ise sosyal fayda maksimizasyonu hedeftir. Devletin görevi, dışsallıkları önlemek, sosyal maliyetleri minimize etmek ve sosyal faydayı yükseltmektir. Ekonomideki kaynakları şirket anlayışı ve özel kârlılık için kullanan her iktidar ekonomiyi buhrana sürükler. 

* Kaldı ki, şirketlerde de planlama var ve fakat AKP iktidarı planlamayı kaldırdı, günübirlik ve keyfi idare istikrarı bozdu.