Mayıs 24, 2022 08:03 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Küresel gıda krizi kapıda: Ülkeler korumacı politikalara yöneliyor

Karar:

İmamoğlu: Yeşil ceket giymeyle ‘yeşil alancı' olunmaz

Star:

Türkiye'den sınır ötesine yeni operasyon sinyali

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Arif Kızılyalın 23 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Bir parça düşen alım gücü!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası hafta başında yaptığı açıklamayla bütçenin 50.2 milyar TL açık verdiğini duyurdu. Faiz giderinin 19.1 milyarı aşması, dövizi frenlemek için uygulanan kur korumalı mevduatın yarattığı yükün 5 milyar sınırına yaklaşması, cari açığın da yüzde 139.6 fazla vermesi ekonominin ne denli berbat yönetildiğinin kanıtı gibiydi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cumhuriyet’in 17 Mayıs Salı günkü sayısındaki, “Kara delik ülkeyi yutuyor” haberi, Merkez Bankası’nın (MB) yarım ağızla yaptığı tükeniş senaryosunu sergilemeye yetti, arttı. Gelgelelim, ülke ekonomisinin freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gittiğini görmek için MB’nin verilerine, ekonomistlerin süslü yorumlarına da gerek yok. 

Eğer bir otomobiliniz varsa ve benzinciden aldığınız fişleri aracınızda sağa sola atıyorsanız, torpido gözü ya da siperliklere bir bakının, beş altı ay önceki bir fatura elinize geçerse, 150-160 günde nasıl fakirleştiğimizi kendi gözünüzle görürsünüz. Örneğin bu satırların yazarı, 7 Eylül tarihinde aracına  7.76 TL’den 41.88 litre kurşunsuz benzin almış 325 TL ödeyip. 

Aynı araç, aynı benzinlikten dün yakıt aldığında ise 41.88 litre benzin için tamı tamına 957 lira ödedi. Yaklaşık üç misli artmış akaryakıt, beş altı ay içinde.

Gündelik yaşamın vazgeçilmezi enerjiye ısrarla ve utanmazca zam yapıldığı sürece, kimse kusura bakmasın ekonominin toparlanma olasılığı yoktur. Hele hele üreticileri, aracıları, nakliyecileri tehdit ederek bir yere asla varılamaz. “Bir parça düşen alım gücünün farkındayız” diyen Sayın Cumhurbaşkanı’ndan da altı ay öncesine ait, benzin faturalarını incelemesini rica ediyoruz. Gerçekten alım gücümüz bir parça mı düşmüş, yoksa perişan mı olmuşuz yorum kendisinin!

Cumhuriyet’in geçen hafta gündeme getirdiği bir başka hassas konu da  Atatürk Havaalanı üzerine oynanan oyunlardı. Evet, önce Cumhuriyet yazdı, Atatürk Havaalanı’ndaki “millet bahçeli” görüntülü rant projesini; daha sonra da STK’ler, siyasi partiler ve muhalif basın peşimizden geldiler. Salı günü, “Şeyh istedi AKP yıkıyor” başlığı, İstanbul Havaalanı’ndaki Birleşik Arap Emirlikleri oyununun perde arkasını gözler önüne serdi. Çünkü, Arap şeyhleri, sıcak para verecekleri İstanbul Havaalanı’nın işletmesini alırken “Avrupa yakasında alternatif bir alan olmasın” ricasında bulunmuşlardı.İşin ucunda petro dolar olunca da bizimkiler, AHL’ye ilk kazmayı vuruverdiler. Cumhuriyet’in iki gün üst üste ısrarlı yayını ve oluşan kamuoyu baskısı, AKP’nin rant projesini şimdilik durdurduysa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı millet bahçesi projesi, sanki bir konut hamlesinin ilk adımı gibi; şimdiden konuşmak için erken ancak bekleyeceğiz, göreceğiz.

...***

Oğuz Demir 23 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Eser siyaseti mi israf siyaseti mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu hafta yine Merkez Bankası’nın faiz kararı vereceği bir haftaya daha giriyoruz. Eylül-Aralık ayında soluksuz takip ettiğimiz faiz kararını takip etmeyi son dört aydır bıraktık. Neden faiz kararları soluksuz takip ediliyordu? Çünkü her faiz indiriminin, Merkez Bankası bağımsızlığı tartışmasının dövizde sıçramaya neden olduğu bir dönemi yaşıyorduk. En azından genel olarak yurttaşlarımız bu yüzden takip ediyordu. Uzmanların durumu ise başkaydı. O faiz kararının sadece günübirlik bir döviz meselesinden çok daha ötesinde ekonomideki tüm alanlara dalga dalga olumsuz etkisi olacağını tahmin ediyorduk."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Enflasyona yansıdı. Satın alma gücüne yansıdı. Piyasadaki tüm dengeler altüst oldu. O gün bugündür anormal şartlar altında yaşamaya devam ediyoruz.

Şimdi neden takip etmiyoruz? Çünkü bütün o tartışmalar ve kararlar sonrasında Merkez Bankası’nın en önemli aracı olan politika faizi etkisizleştirildi. İşin tuhaf tarafı bununla gurur bile duydular!

Evet ortada piyasaya yön verecek bir Merkez Bankası ve politika faizi kalmayınca sorunun kim tarafından, nasıl çözüleceği bir muammaya dönüştü. Hükümet ise “makroihtiyati tedbirlerle” enflasyonu çözeriz dedi.

Neydi makroihtiyati tedbirler? Bu tedbirler daha çok finansal sistemdeki riski kontrol etmek amaçlı adımlar olarak tanımlanıyor. Çeşitli ürünlerdeki taksit sayılarının arttırılması, azaltılması gibi önlemler de bunlar arasında!

Taksit sayısı azalınca tüketim düşüyor, dolayısıyla talep baskılanmış oluyor. Ya da tam tersi. Dolayısıyla geçmişte de olduğu gibi ihtiyaca göre Türkiye’de elektronik, mobilya, otomotiv gibi sektörlerde yapılacak satın almalar için kredi ve kredi kartı taksit sayısına sınırlama getirilebiliyor.

Ve o sınırlamalar ile birlikte bu sektörlerde beklenenin çok daha üzerinde daralma yaşanabiliyor. Bu kadar borçlu ve enflasyon altında ezilen bir toplumda bu tip alışverişleri yapmak zorunda olan insanlar bu sınırlamalarla birlikte çok fazla zorluk içinde kalıyor.

Tam da böyle bir dönemde geçtiğimiz günlerde Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Başkanı kredi kartı alışveriş taksit sayılarının artırılmasını talep etti. Esnafın da mevcut uygulamalardan mağdur olduğu anlaşılıyor.

...***

Mehmet Kara 23 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Hesap ortada"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Tarım enflasyonu yüzde 118.53 olarak açıklandı ama çarşı, pazar ve markete gittiğinizde bunun iki katından daha fazla olduğunu görüyoruz. Temel ihtiyaç maddelerine geçtiğimiz hafta içinde gelen zamlar da bunun göstergesi. Yaşayarak gördüğümüz bu hayat pahalılığına rağmen hükümet yetkilileri ekonominin söylenildiği kadar kötü olmadığını “küçük sıkıntılar” olduğunu söyleyebiliyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bir yıl önceki fiyatlarla şu andaki fiyatlar kıyaslandığında geçen sene kilolarla alınabilen, ya da soğan ve patateste olduğu gibi çuvallarla alabildiğimiz en temel gıda maddelerini şimdi tane ile alınabildiğini, ülkeyi yönetenlerin görmediğini ya da görmüyorlarsa da onlara aktarılmadığını düşünmek istemiyoruz. 

Meclis’te milletvekilleri gerek ülkenin gerekse bölgesindeki vatandaşın dertlerini anlatıyorlar ama bir yerde haber olmuyor. Geçtiğimiz hafta Meclis genel kurulunda Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan çiftçilerin yaşadıklarını rakamlarla anlattı. 

“Rakamlar yalan söylemez” diyerek Sayın Kayan’ın verdiği rakamlardan bir kaçını aktaralım. 

Buğdayın dekar başına maliyeti: 20 kilogram 20-20 gübre 10 liradan 200 lira, 25 kilogram tohum 8 liradan 200 lira, 30 kilogram üre 14 liradan 420 lira, 25 kilogram nitrat 8 liradan 200 lira, biçim ücreti 100 lira, mazot 8 litre 25 liradan 200 lira, ilaç 80 lira, kira 450 lira; 1 dekara çiftçinin toplam maliyeti 1.850 lira. 1 dekara Türkiye ortalaması 300 kilogram buğdaydır. Buğdayın kilogramı bugün ortalama 5 liradır, 300 kilogramı 5 lirayla çarptığınız zaman 1.500 lira para kazanıyor çiftçi ama 1.850 lira masraf ediyor. Bu hesaba göre dekar başına 350 lira zararı ediyor.  

Sütçülüğe gelince... 1 ineğin normalde bir günlük verimi 20 litre süttür. 20 litre süt için 10 kilogram süt yemi 6,5 liradan 65 lira, 2 kilo arpanın kilogramı 5 liradan 10 lira, silajın 20 kilogramı 2 liradan 40 lira, yoncanın 2 kilogramı 3 liradan 6 lira, samanın 2 kilogramı 1 liradan 2 lira, işçilik 9 lira, elektrik 2 lira, su 50 kuruş, mazot 2,5 lira... 20 litre süt için harcanan para 136 lira. Peki, süt kaç para? 6,5 lira. 20 litre süt ne yapıyor? 130 lira. 20 litre sütte 6 lira zararı var çiftçinin. 

Türabi Kayan soruyor. “Nasıl yapsın bu arkadaş bu çiftçiliği? Birisi bana izah etsin, mümkünü yok…”  

Çiftçinin sorunları konuşulurken yeni sisteme göre Bakan Meclis’te yoktu. Olsa bile Sayın Kayan’ın hesap ortada iken bu sorusuna cevap verebilir miydi? Bizce veremezdi.