Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Basına pranga kanunu
Star:
Bakan Çavuşoğlu çizgiyi çekti: NATO'ya girmek istiyorlarsa mecburlar
Milli gazete:
Okul ücretlerine yüzde 36… “Diğerlerine” yüzde 100 zam
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan 27 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “İktidarın çarpık “seçim stratejisi””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye tam bir gündem karambolunda. Her defasında muhalefet inisiyatifi ele alsa da “iktidar cephesi”nce gündem saptırmaları devam ediyor. “Parti devleti” olarak “yandaş” ve çoğu partili “kayyımlar”la muhalefete mensup belediyeleri baskıyla sindirme, “terörle iltisaklı” ithamıyla İmamoğlu’nu tasfiye isnadlarından, en son yine yargının “siyasetin sopası” olarak kullanılmasıyla Kaftancıoğlu’a getirilen “siyasi yasak”la muhalefeti yıldırma emrivakilerinden de bir şey çıkmaması üzerine yeni yeni dayatmalarla uyduruk gündemlerin ihdasına tevessül ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gündem saptırmada siyasette dini istismar ve suiistimalin kullanılması bunların bir parçası.
Ve “şimdiki siyaset-i hâzırada particilik taraftarlığı ile bir câninin yüzünden pek çok mâsumların zararına rızâ gösterilerek dehşetli bir kin ve adâveti damarlara dokundurup, kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur eden” kışkırtmalarla (Tarihçe-i Hayat, 534) toplumu kamplaştırıp kutuplaştırma tuzağı kuruluyor.
Garip olanı, hâlâ ideolojik saplantılarla bazı medyatik yorumcuların bu oltaya takılmaları ve tam da iktidardakilerin istediği biçimde “din dışı” ve hatta “din karşıtı” gösterilmeye malzeme vermeleri. İktidarın baştan beri kurduğu “dinî – mukaddes değerler üzerinden siyaset” komplosuna gelmeleri. Bütünüyle siyasi konuları “din savunuculuğu” – “din düşmanlığı” kıskacına hapsetme tuzağına düşmeleri.
Belli ki bütün anket ve kamuoyu yoklamalarında “cumhur ittifakı”nın artık yüzde 40’ların altına düşüp yüzde 33-35 bandında kaldığı, buna mukabil “millet ittifakı”nın yüzde 45’e yükseldiği vetirede “iktidar cephesi” tam bir panikte.
Bilhassa “demokratik parlamenter sistem işbirliği”ndeki partilerin açık irâde beyânıyla “demokratik muhalefet”in Meclis çoğunluğunu ve Cumhurbaşkanı seçimini açık ara ile alacağının kesinleştiği ve altı buçuk milyon almış HDP’nin de desteğini deklâre ettiği süreçte vatandaşları yanıltmak uğruna her türlü tahrik ve kışkırtma âdeta bir “seçim stratejisi” olarak dayatılıyor.
Bunun içindir ki, hafta sonu yeniden bir araya gelecek “altılı ittifak”ın, bu oyunları bozacak mesajlarla “seçim güvenliği ortak deklarasyonu” açıklayıp millete güven vermesi çok önemli…
…***
Esfender Korkmaz 27 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Devleti dışlamanın maliyetini çekiyoruz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Küreselleşme ile birlikte, piyasa ekonomisine dayanan gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerle aynı şablonu uyguladı. Bu nedenle bu ülkelerde devlet dışlandı, piyasa spekülatif ve kırılgan bir yapı kazandı. Gerçekte ise, devlet piyasa ekonomisindeki başarısızlıkları telafi eder. Aksak rekabet şartlarını düzeltir. Ülke kalkınmasında etkili olan eğitim, sağlık ve çevre gibi sosyal faydası yüksek olan hizmetleri yapar veya organize eder.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye 1933 sonrası devletçilik uygulaması ile birinci beş yıllık sanayi planlaması yaptı ve sonradan özelleştirme kapsamında özelleştirilen kamu yatırımlarını o dönemde yaptı. Limanları ve demiryollarını devletleştirdi.
1963 planlı dönemde karma ekonomi uygulaması ile imalat sanayii gelişti.
Pratikte gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ayırımı; fert başına düşen GSYH ayırt edilir. Ancak Tek başına GSYH yeterli değildir. Söz gelimi Katar ve Suudi Arabistan'da petrol gelirleri nedeni ile fert başına GSYH yüksektir. Ama bu ülkeler kalkınmış ülkeler değildir. Bu nedenle kalkınma kriteri olarak sanayileşmeyi de eklemek gerekir.
Günümüzde sosyal ve insani gelişme de gelişmiş ülke kriteridir. Hatta Eğitim ve sağlık düzeyini de içeren İnsani Gelişme Endeksi bu günkü gelişmiş ülke kriterleri içinde ön plana geçmiştir. Sosyal ve insani gelişme, piyasa ekonomisini kısmen ilgilendirir. Devlet müdahalesi ile gerçekleşir.
Bugünkü gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme ve gelişme şansları daha yüksektir. Zira teknolojik gelişme için asırlar geçmesi gerekmez. Örnekleri vardır. Global ekonomi içinde bilgi alış-verişi daha kolaydır.
Bu imkanlara karşılık bazı şartlar ağırlaşmıştır. Sanayileşme sürecinde köyden sanayiye ucuz emek transferi yolları kapalıdır.
Özellikle 2018 sonrası mülkiyet haklarında sorun yaşanması, 2018 sonrası ekonomik istikrar sorunu için temel belirleyici oldu.
Gerçekte, kalkınma politikalarında bir şablon uygulamak doğru değildir. Zira her ülkenin içinde bulunduğu iktisadi konjonktür farklıdır.
Öte yandan Hangi ülke olursa olsun devletin kurumsal olmadığı bir ülkenin kalkınma şansı yoktur. Toplumda ve siyasette yozlaşma, yolsuzluk ve popülizm kalkınmayı engeller.
…***
Murat Çabas 27 Mayıs tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Bu dik duruşun sonrası malum!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğini, bu ülkelerin teröre olan desteklerinden dolayı veto edeceğini açıkladı. Batılı basın organlarında bu açıklama, "iç politikaya yönelik" olarak değerlendirildi. Diğer NATO üyeleri, başta ABD olmak üzere bu iki ülkeyi NATO'ya alma adımları atarken, Türkiye'nin bu veto kararının arkasında duramayacağı değerlendirildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Çok geçmedi, önceki gün Türkiye, Finlandiya ve İsveç'in heyetleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya geldi.
Önce Türk heyeti, Finlandiya ve İsveç heyetleriyle ayrı ayrı görüştü.
Ardından beraber 5 saat basına kapalı görüşme gerçekleştirildi.
Türk heyetini temsil eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın görüşmeden sonra yaptığı açıklamada şunları anlattı:
* "Türkiye 70 yıldır, ittifakın içerisinde önemli roller oynamıştır. Türkiye bu 70 yılda NATO içerisinde üzerine düşen görevleri yerine getirmiştir."
* "PYG ve YPG'nin PKK'nın Suriye kolu olduğu açıkça ifade edilmektedir. Aynı şekilde FETÖ'nün bir terör örgütü olduğunu, 251 insanımızın şehadetine sebep olan bir örgüt olduğunun da altını çizdik. Beklentilerimiz oradaki örgütsel, finansal, propagandaya dönük somut adım atılması konularına odaklandı. İlgili kurumlarımızın hazırladıkları belgeleri muhataplarımızla paylaştık."
* "İade konusunu da gündeme getirdik. Bugüne kadar iade taleplerimize olumlu bir cevap almadık. Bu endişelerimizi de muhataplarımızla paylaştık. Türkiye'ye uygulanan savunma sanayiye yönelik yaptırımların da kaldırılması gerektiğini ifade ettik."
* "YPG/PYD'yi aklamak için bu raporların hasır altı edilmesinin bizim için kabul edilemez olduğunu belirttik. Türkiye'nin kaygıları somut adımlarla, belirli bir takvim çerçevesinde karşılanmaması durumunda sürecin olumlu bir şekilde ilerleyemeyeceğini açıkça ifade ettik."
* "Savunma Sanayiye yönelik yapılan yaptırımların kaldırılmasına yönelik olum bir tavır gördük. Bu önemli bir durum. Müttefiklerin birbirine ambargo uygulamasını doğru bulmuyoruz. Bu ancak ittifakı zayıflatır, düşmanlarımızı sevindirir."
* "Bize Türkiye'nin güvenlik endişelerini anladıklarını söylediler. Bundan sonra ne tür somut adım atacaklarını göreceğiz. Biz görüntüleriyle, belgeleriyle YPG'nin PKK'dan farklı bir terör örgütü olmadığını ifade ettik. ABD, böyle bir adım atıyor diye Avrupalıların da böyle adım atmalarının doğru olmadığını söyledik."
İbrahim Kalın'ın açıklamaları böyle… Benim dikkatimi çeken hususlar şunlar:
70 yıldır NATO üyesiyiz, bu zaman zarfında bir dediğini iki etmemişiz ama NATO ülkeleri bize yaptırım uyguluyor, bize savunma sistemi satmıyorlar, başka yerden aldık diye de düşman statüsüne alıyorlar.
Bir NATO ülkesi olan biz PYD/YPG'ye terör diyoruz, bir NATO üyesi olan hatta NATO'nun karar mercii konumunda olan ABD aynı PYD/YPG'ye "stratejik ortağım" diyor, her yıl resmi bütçesinden para gönderiyor, tırlar dolusu silah yardımı yapıyor.
Bizim terör örgütü dediğimiz FETÖ, ABD için terör örgütü değil, elebaşısını Pensillvanya'da ağırlamaya devam ediyor.
Sayın Kalın da İsveç ve Finlandiya temsilcilerine diyor ki, "ABD, böyle bir adım atıyor diye Avrupalıların da böyle adım atmalarının doğru olmadığını söyledik."
Sonra bu ABD'nin finans çevrelerinden, faiz lobilerinden borç para istemeye devam ediyoruz, bu ABD'ye "stratejik müttefik" diyoruz.
Sizce İsveç ve Finlandiya, Kalın'ın açıkladığı talepleri karşılar mı? NATO'nun başı ABD ve diğer NATO üyeleri karşılamıyor ki onlar karşılasın.
Karşılamazsa Türkiye ABD'ye rağmen vetoda ısrarcı olabilir mi? Hükümetin 20 yıllık politikasına bakın cevabı siz verin.