Haziran 01, 2022 08:30 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: CHP'den 'basın ve sosyal medya' düzenlemesine tepki: Çok sert bir refleks gösteririz

Milli gazete:

Muhalefetin adayı, Altılı Masa toplantılarında görüldü mü?

Yeniasya:

Dış ticaret açığı artmaya devam ediyor:

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz 31 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kambiyo sistemine örtülü müdahale"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bizde kambiyo rejimi 1990 yılında değiştirildi ve serbest kambiyo sistemine geçildi. Serbest kambiyo sisteminde yasal yollardan giren ve çıkan yabancı paralar serbest hareket eder ve döviz alım ve satımı denetime tabi değildir. Ayrıca 2001 krizinden sonra da dalgalı kur sistemine geçildi. Türkiye'de 1990 yılına kadar sabit veya kontrollü döviz kuru ve kambiyo sistemleri uygulanmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP'nin ilk yıllarında yüksek reel faiz cazibe yarattı ve Türkiye'ye bol yabancı sermaye girdi. Ne var ki giren yabancı sermaye sıcak para şeklindeydi. Kârlı olan yerli firmaları ve bankaları satın almak için gelen yabancı yatırım sermayesi ve gayrimenkul alımı dışında doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmedi. Bunun nedeni, sıcak paranının ekonomide kırılganlığı artırmasıydı.

Sıcak para kısa vadeli işlemler için Türkiye'ye giren ve girdiği gibi çıkan kısa vadeli yabancı sermayeye deniliyor.

Sıcak para üç şekilde geliyor;

Portföy yatırımları, borsadan menkul kıymet almaya gelen… Devlet iç borçlanma senetleri almaya gelen sermaye.

Kısa vadeli sermaye, Türkiye'de yerleşik bankalar veya özel kesimin aldıkları kısa vadeli dış krediler ile yine gelen kısa vadeli mevduat.

Kaynağı belirsiz olan ve ödemeler bilançosunda net hata ve noksan şeklinde yer alan döviz girişi.

Sıcak para girişi 2012 yılına kadar TL'nin aşırı değer kazanmasına neden oldu.TL aşırı değer kazanınca; sıcak para hem yüksek reel faiz aldı, hem de TL aşırı değer kazandığı için, getirdiği dövizden daha fazla döviz götürdü. 

Bugünkü krizin temelleri o zaman atıldı.

Aslında sıcak para gelişmekte olan ülkelerde, kırılganlığı ve cari açığı artırdı. Bu nedenle IMF 2012 yılında mutlak serbestlik şeklinde olan kurumsal görüşünü gevşetti ve serbest kambiyo sisteminin krizi tetikleyebileceğini ve bu nedenle sınırlı ve geçici olarak kambiyo sisteminde sınırlama getirilebileceğini açıkladı.

Sonrasında 2022 Mart ayında da, "Sermaye akımları ülkelere büyük boyutlu yararlar getirir. Bu akımları yönetme önlemleri belli koşullarda yararlı olabilir; ama gerekli makro-ekonomik ayarlamanın yerine geçmemelidir." Anlayışını açıkladı.  Türkiye'de serbest kambiyo sistemi değişmedi ve fakat Hükümetin sisteme kapalı ve bozucu müdahaleler yaptı; Bunlar:

Kur korumalı mevduat hesabı;

MB nezdinde Döviz mevduat hesapları için daha yüksek karşılık ayrılması;

Döviz alım satımına vergi uygulanması,

İhracat gelirlerinin yüzde 40'ının Merkez Bankası'na satılmasının zorunlu tutulması;

Kurlara kamu bankaları eliyle ucuz döviz sattırıp dolaylı müdahale edilmesi...

Dolaylı müdahaleler piyasa istikrarını bozuyor. Belirsizliği artırıyor. Hem bu müdahaleleri önlemek, hem de sistemi yeniden güvenli ve istikrarlı duruma getirmek için, kambiyo sisteminde ve dalgalı kur sisteminde değişiklik yapılmalıdır.

...***

Emre Kongar 31 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Seçime hazırlık olarak sansür ve baskı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Son günlerde iktidarın Demokrasi karşıtı önlemleri gittikçe şiddetlendirdiği açıkça görülüyor! Meclis’e getirilen son sosyal medya yasa önerisiyle TCK’ye eklenen aşağıdaki madde, iktidarın görüşlerine aykırı olan her haberin ve yorumun hapisle cezalandırılmasına yol açacak hükümler içeriyor:“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Örneğin, Sağlık Bakanlığı’nın başarısızlığını gizlemek için düşük gösterdiği hasta sayılarının gerçeklerini yayımlamak...

Ya da maaş ve ücretlere düşük zam vermek için, gerçeklerin altında ilan edilen enflasyon oranının doğrusunu yayımlamak...

Bu maddeye göre hapisle cezalandırılabilir.

Özetle, medya ve toplum üzerindeki sansür baskısı bu yasayla, tam seçim öncesinde, iyice artırılıyor.

Tam bu sırada, Ana Muhalefet Partisi Lideri’nin iktidara ilişkin bir canlı demecini yorumsuz olarak yayımlayan televizyon kanallarına RTÜK’teki iktidar yanlısı üyeler tarafından ceza verildi.

RTÜK üyesi İlhan Taşçı, olayı şöyle yansıttı:

“1-RTÜK, Sayın @kilicdaroglu’nun ülkeyi sarsacak, manşet haber niteliğindeki açıklamaları ve ifşa ettiği belgeleri yayımlayan Tele1 KRT, Flash ve Halk TV’ye oyçokluğuyla tavandan yüzde 3 para cezası verdi.

Karar, basın özgürlüğüne, haber alma hakkına ve demokrasiye vurulan bir darbedir!

2- RTÜK yayıncılara ‘Kılıçdaroğlu’nun elinde belge de olsa, söyledikleri doğru da olsa yayımlarsanız ceza keserim, sansürlerim’ gözdağını veriyor.

Bu bakışla, partilerin canlı verilen grup toplantıları sansürlenir, muhalefetin sesi duyulmasın diye Meclis TV’nin fişi de çekilebilir.

3- TÜRGEV ve Ensar’ın şikâyet dilekçelerine verilen sayı numarasının mürekkebi kurumadan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, özel talimatla akşam rapor hazırlattı.

Yüzlerce şikâyet dilekçesi aylardır hatta yıllardır işleme bile alınmazken şimdi bu neyin telaşı, kimlere yaranma arayışı!!!”

RTÜK üyesi Okan Konuralp de şunları söyledi:

“RTÜK, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun TURKEN Vakfıyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaları eşzamanlı yayımlayan dört tv kanalına para cezası verdi.

RTÜK bu kararıyla doğrudan Sayın Kılıçdaroğlu’nu susturma planının parçası olduğunu, bile isteye resmileştirmiştir.

Bugün itibarıyla ‘demokrasiden yana olanların sustuğunu tarihin yazmadığını da anımsamak’ gerekir; umutsuzluğa kapılmayın.

Selçuk Tepeli’nin tarımın ve çiftçilerin durumuna ilişkin itirazını/üzüntüsünü yayın masasındaki bardağa vurarak ifade etmesinden de bir ihmal çıkaran RTÜK, FOX TV’ye de para cezası verdi. Tüm kararlar oyçokluğuyla alındı.”

...***

Kazım Güleçyüz 31 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Parlamenter sistem için akademik buluşma"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hafta sonunda Demokrasiyi Güçlendirme Derneğinin düzenlediği “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem: Görüş ve Öneriler” Sempozyumu vardı. Fatih Ali Emirî Kültür Merkezinde gerçekleşen sempozyumun bir oturumunu izledik. Konuşmacılar da, dinleyenler de ağırlıklı olarak akademisyenlerden oluşuyordu. Bu akademisyenlerin çoğu da ya KHK’lı veya başka şekilde mağdur edilmiş uzmanlardı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP Milletvekili anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ilk grubun, kapatılan Şehir Üniversitesinin dağıtılan kadrosundan eski Bakan Prof. Dr. Ömer Dinçer ve Prof. Dr. Serap Yazıcı ikinci grubun örneklerindendi.

Konuşmaların ağırlıklı konusu, ana başlık çerçevesinde, güçlendirilmiş parlamenter sistemdi. Bu konu işlenirken, haliyle, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adıyla dayatılan tek adam rejiminin işleyişte yol açtığı olumsuzluklara değişik boyutlarıyla işaret edildi.

Bu rejimle Meclisin gerek yasama gerek denetim yönünden etkisizleştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ortadan kaldırılması, otoriter bir yolsuzluk düzeninin kurulmuş olması bunlardan yalnızca birkaçı.

Saraydan gelen kanun tasarıları Meclis komisyonlarında görüşülürken iktidar adına katılan ilgili bakan yardımcılarının konuya dair bilgi ve fikirlerinin olmadığına ve tasarıların tepeden gelen talimatla iktidar bloku oylarıyla kanunlaştığına dair anlatımlar da.

OHAL sürecinde çıkarılan 31 KHK ile sebebiyet verilen ağır hukuk enkazı ayrı bir bahis.

Yeni sisteme geçildikten sonra çıkarılan CB kararnamelerinin büyük çoğunluğunun, öncekilerin düzeltilmesi için çıkarılması da.

Ve daha birçok dikkate değer konu başlığı.

Sonuç olarak Türkiye’nin “Demokrasi mi, tek adam rejimi mi?” tercihiyle karşı karşıya olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatma vesilesi olan sempozyum, demokratik kontrol, denetim ve denge mekanizmalarıyla güçlendirilmiş parlamenter sistem alternatifinin içini doldurmaya yönelik akademik çalışma birikiminin paylaşıldığı bir buluşma oldu.

6 partinin bu hedefle yaptığı işbirliğinin akademik altyapısının zenginleştirilmesi yönüyle de değerli olan bu çalışmalarla ortaya konulacak düşüncelerin STK’lar ve medya kanalıyla kitlelere ulaştırılıp bu yönde güçlü bir kamuoyu oluşturulması da çok önemli.