Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Üniversite öğrencisine 'Erdoğan'a hakaret'ten hapis cezası!
Karar:
CHP'li Akın: Asgari ücret artışı zamlarla 6 ayda sıfırlandı
Yeniçağ:
Kriz kapıda. Yakında ağrımızı dindirecek ilaç bile bulamayacağız
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Mustafa Balbay 5 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ekonominin üstüne benzin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor. “Nisan ayında yüzde 7.25’e çıkan enflasyon mayısta yüzde 2.98 oldu. Nebati bu durumu, “enflasyon düşüşe geçti” diye yorumladı. Yıllık enflasyon ise yüzde 73! Peki temel gıda ürünlerindeki artış ne kadar? Son bir yılda doğalgaz yüzde 300, benzine yüzde 240, şekere yüzde 340, ayçiçek yağına yüzde 220, ete-süte yüzde 200 zam geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bütün bunlardan sonra yıllık enflasyon nasıl yüzde 73 oluyor?
Bunun sırrı ikide bir değiştirilen TÜİK’in enflasyon hesaplama birimi yöneticilerinde gizli!
Son bir yılın üretici enflasyonu ise yüzde 132!
Üretici ile tüketici enflasyonu arasındaki fark, üretim çarkının ne kadar zorlandığını ortaya koyuyor.
1995 yılından bu yana en yüksek üretici enflasyonunu yaşıyoruz. Bu TÜİK makyajından geçmiş olan!
Özellikle benzine yapılan zam bütün ürünlere yapılmış demek. Bu durumda ekonominin üzerine benzin döküldüğünü söylemek abartı olmaz!
Halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen ürünlere yapılan zamların yanı sıra devlet kurumlarının içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan bir dizi olumsuzluk dikkati çekiyor.
Bunlardan biri elektrik zamları karşısında kamu kurumlarının yaşadığı çaresizlik. Halkın elektrik faturalarını ödemekte zorlandığı aşikâr. Bu durum iktidarla muhalefet arasında da polemik konusu. İşin bir de kamuoyunda fazla bilinmeyen yüzü var. Başta üniversiteler olmak üzere pek çok kamu kuruluşunun elektrik faturasını ödemediği, ödeyemediği söyleniyor. Anlatılan o ki elektrik borcunu ödemeyen kamu korunumun elektriği kesilse başkentte her şey büyük ölçüde sekteye uğrar.
Farklı bir durumu da Türkiye’nin gözbebeği kurumlardan ASELSAN’ın yaşadığı bilgisi var. ASELSAN kâr eden kurumlardan. Başlıca müşterisi devlet. Son bir yıl içindeki kârı 7 milyar lirayı aşıyor. Ancak devletin ASELSAN’a olan borcunu ödemediği, kârın kâğıt üzerinde kaldığı gerçeğinin doğurduğu başka sonuçlar var. ASELSAN’ın çevresinde yüzlerce irili ufaklı yan sanayi kuruluşu var. Devletten alacağını alamayınca o da yan sanayiye borcunu ödemiyor. Bize ulaşan bilgilere göre salt bu yüzden pek çok firma kapanmış. ASELSAN’ın, içinde bulunduğu açmazdan kurtulmak için dış kredi arayışına girdiği iddiası da var. Eğer bu durum ASELSAN’ı zora sokarsa akla başka kuşkular da geliyor.
…***
Mustafa Karaalioğlu 5 Haziran tarihli Karar gazetesinde, “Akla en yatkın seçim senaryosu...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Beş yıllık Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin dört yılı geride kaldı ve ikinci yıldan sonra nedeyse hergün erken seçim söylentileriyle geçti. Kala kala bir yıl kaldı ama hala en çok merak edilen konu yine seçimini zamanından önce yapılıp yapılamayacağıdır. Favori tarih Kasım ayı, favori senaryo ise muhalefetin ortak adayı belli olur olmaz Erdoğan’ın butona basacağıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Evvela şunu kaydedelim… Seçimin dillerden düşmemesi, başka anket ve araştırmaya gerek olmadan işlerin yolunda gitmediğini gösterir. Sandığı erkene çekmek talebi ülkenin bu şartlarda zaman kaybetmemesi fikrini içerir ve görüldüğü gibi erken seçim talebi de hiç yadırganmıyor. Kimse, “Ne olmuş da seçim erkene alınacakmış” diyemiyor. İktidarı seçimi zamanında yapmaya zorlayan şartlar da bizatihi işlerin yolunda gitmemesine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işleri yolunda koyacak bir zaman aralığı yakalama arayışına dayanıyor. Ekonomi biraz toparlanırsa, enflasyon biraz düşerse gibi…
Bu yüzden seçimin zamanında yapılması hala en güçlü senaryodur. Şartlar da bu tercihin iktidar için zaruret olduğunu gösteriyor. Çünkü, ekonominin içinde bulunduğu kriz halinin yatışması umudu gelecek yıla kalıyor ve Erdoğan’ın 2023’e; yani 100.yıl atmosferine ihtiyacı bulunuyor. 100.yıla ülkenin başında girmek isteyecektir ve aynı gerekçeyle muhalefete 100.yılda yeni başlangıç sloganı imkanı verecek bir psikolojik üstünlük aktarmayacaktır. Bununla birlikte, AK Parti’nin seçim propagandalarında bildiği en iyi yöntem olan büyük projelerin gelecek yıl tamamlanacak olması da bir başka motivasyon… Yerli doğalgaz, yerli otomobil, Kanalistanbul vesaire… Ekonominin gidebileceği yer belliyken, Erdoğan’ın böyle projelere yaslanmadan seçime gitmemesi düşünülemez. En güçlü seçim senaryosu bu yüzden zamanında veya taktik gereği zamanına çok yakın vadede sandığı getirmek gibi görünüyor.
Gelelim seçime kadar geçecek bir yıllık uzun sürenin nasıl değerlendirilebileceği bahsine… Ekonomide -ve hukukta ve demokraside ve temel haklarda- bir yıl içinde yapılacak çok şey vardır, eğer yapmaya niyet varsa. Başı sonu belli, sahipli ve sahici bir reform hamlesi hem ülkeyi rahatlatır hem de iktidara bütün büyük projelerden çok daha güçlü propaganda imkanı kazandırır. Uzun yıllardır ihmal edilen veya daha önce el atıldığı halde saman içerisinde iktidar marifetiyle bozulan konulara el atmak aynı zamanda Erdoğan’ın ülkeye karşı sorumluluğudur.
Güçlü adımlar atılmayacak olursa -bazıları ülke için değerli olmakla birlikte- büyük projeleri sergilemek ekonomiyi düzeltmeyeceği gibi, iktidarın yelkenini şişirmeye de yetmeyecektir. Zira, iktidarı zayıflatan ve Türkiye’yi gerileten şey artık her alanda yönetim zaafiyetinin başgöstermesidir. Orman yangınlarından kışın enerji tedarikine, kur/faiz/enflasyon ataklarından dış politikadaki geri dönüşlere kadar birçok sahada gözle görülür bir odaklanma, koordinasyon, sevk ve idare eksikliği yaşanmaktadır. Önleyici tedbir kaabiliyeti kalmamıştır, krizlerle mücadele kapasitesi de görüldüğü gibi iyice daralmıştır. Başkanlık sisteminin bir türlü giderilemeyen verimsizliğini yaşıyoruz ve bu da bütün temel göstergeleri yerle bir etmiş bulunuyor. Yerel seçimlerin hemen ardından başlayan, erken seçim taleplerini canlı tutan da bu verimsizliktir. Erdoğan’ın ve genel olarak iktidarın sandık gelene kadar üstesinden gelmesi gereken sorunun adı da budur.
…***
Kazım Güleçyüz 5 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Tek yol seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin geldiği noktada, erken seçimin bütün şartları mevcut. Ama buna rağmen, seçimi yaptırmamak için yoğun çaba sarf ediliyor. İktidar partilerinin bin dereden su getirerek seçimden kaçmalarının sebebini anlamak kolay. Çünkü seçim olursa, ülkeyi bu hale getirmenin faturasını ağır şekilde ödeyecekler. Seçim yaptırmamak için var güçleriyle direnmelerinin sebebi bu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Peki, bazı etkin iş çevreleri başta olmak üzere diğer birçok kesimde müşahede edilen seçim isteksizliğinin sebebi ne olabilir?
Onlar neden Türkiye’nin hâlâ bu tükenmiş ve müflis iktidarın elinde kalmasını, erken bir seçim yapılmasına tercih ediyorlar? (...)
Bu şekilde nereye kadar gidilebilir? En geç bir yıl sonra sandık başına gidilmesi kaçınılmaz olduğuna göre, erteleme taktikleri iktidar için “günü kurtarmak”tan, ama ülkeyi daha kötüye götürmekten başka neye yarar?
Böyle bir tabloda...
Geçmişte Türkiye’ye 1950 ve 1965 demokrasi zaferlerini yaşatmış olan Demokrat kadrolar, dağınıklıktan artık çıkıp, halkın önüne bir umut alternatifi olarak çıkmak gibi tarihî bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya.
Eğer bugün siyasette bir “boşluk”tan söz ediliyorsa, bunun en önemli sebeplerinden biri, Demokrat kadroların dağınıklığıdır.
Bu dağınıklık ortadan kaldırılmadıkça da, bu boşluğun doldurulması mümkün değil.
20 sene önce, 26.5.02’de çıkan yazımızdan kısmen bugüne uyarlayarak aktardığımız bu pasajlar, günümüzde karşı karşıya olduğumuz tablo ile de büyük ölçüde örtüşüyor.
2002’deki koalisyonun ikinci ortağı olan MHP, bugünkü iktidarın da dışarıdan ortağı.
Ve yine seçim korkusu içindeler.
Buna mukabil, muhalefet partileri demokrasi ve hukuk ortak paydasında parlamenter sisteme dönülmesi için güç birliği yapıyor.
Liderlerin 12-28 Şubat, 27 Mart, 24 Nisan ve 29 Mayıs buluşmaları ve her birini takiben yapılan açıklamalar topluma ümit verdi.
Her buluşma, provokasyonları bozarak birlikteliği daha da tahkim etti ve pekiştirdi.
Bu yolda emin adımlarla ilerleyen 6 partinin erken seçim için de bastırması gerekiyor.
Tıkanıklığı aşıp çözümün önünü açmanın yolu sandıktan geçiyor. Başka bir çare yok.