Haziran 12, 2022 08:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: "Orta sınıf yok oluyor"

Yeniçağ:

Tartışma YSK'ya resmen taşındı. Erdoğan üçüncü kez aday olabilecek mi

Cumhuriyet:

BUPAR Araştırma Şirketi, Genç seçmenin nabzını tuttu: 'Yeni biri olsun'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 11 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Durum vahim çare seçim!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"7 Haziran’daki Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin ana gündeminin seçim olduğu, bu zirve sonrasındaki mesajlardan anlaşıldı. Ankara erken seçimin yapılıp yapılmayacağını değil, tarihini konuşuyor.  Yakın gelecekte farklı bir değerlendirme olmazsa Erdoğan’ın çevresiyle paylaştığı seçim tarihi kasım ayı içinde."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor.

...***

Saray’da oluşturulan bu yol haritasının ana hatları şöyle özetlenebilir:

-Yaz aylarında sebze-meyve bir nebze ucuzlayacak. 

-Temmuz’daki maaş zammı bir nebze rahatlatacak. 

-Sonbaharda sıcak para bulunacak, olumlu hava estirilecek. 

-Bunların bileşiminden oluşacak iklime “iktidarda kalmak beka meselesi” dedirtecek bir yükleme yapılacak.

Yukarıda paylaştığımız yol haritası Nasrettin Hoca’nın borç ödeme takvimine benzeyebilir ama bunun ciddi ciddi tartışıldığını vurgulayalım.

Bu sütunlarda 2019 sonundan 2021’e kadar sıklıkla iktidarın yol haritasının şöyle oldunu yazdık:

-Millet İttifakı’nı parçalamak.

-Ekonomi iyiye gidiyor havası vermek.

-Bir dış başarı elde etmek.

Bunların üçü de güncel ama bizim ulaştığımız bilgilere göre birinci madden umudu kesmişler. İktidar medyasının yayınlarından bu yöndeki çabanın sürdüğünü görüyoruz ama zirvelerde öyle görünmüyor. 

Ekonomiyle ilgili yaz-sonbahar planına Saray inanmış görünüyor. Ancak MHP’nin bu sürecin sonunda halkın ekonomisinde olumlu bir gelişmenin olacağına yönelik inancı zayıf. Bunu Bahçeli’nin Erdoğan’a aralarındaki nezaket çerçevesinde ilettiği söyleniyor.

Ekonomide uzmanların elinin değdiği, planlı bir çare arayışının olmadığı önceki gece bir kez daha görüldü. Akşam saatlerinde piyasalara büyük enerji katacak önlemlerin açıklanacağı söylendi. Gelir endeksli senet (GES) diye bir “müjde” verildi. Ancak döviz bunu da “dinlemedi”, inişe değil yükselişe geçti. 

Öyle anlaşılıyor ki millet gelir endeksli değil, bu iktidarın gidişine endeksli bir arayış içinde.

Hayat pahalılığı dayanma eşiğini geçtiği için sıkıntının getirdiği acıyı ölçmek de mümkün değil.

İnsanlar öyle yöntemler geliştiriyorlar ki... Geçen gün 30’lu yaşlara yakın bir gençle karşılaştık. İkinci üniversite okuyor. Nedenini şöyle açıkladı:

-İşe gidiş gelişi hesapladım. Öğrenci bileti alırsam geçim biraz daha kolay. Tek nedeni bu!

...***

Osman Sert 11 Haziran tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan’ın seçim ihtiyacı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2001 Kasım’dan bu yana bir yanda güçlü bir tek parti iktidarı döneminden diğer yanda neredeyse aralıksız bir seçim atmosferinden geçti Türkiye. AK Parti göreve geldiğinden bu yana 2002 dahil 6 genel seçim, 4 yerel seçim, 3 referandum, 2 cumhurbaşkanlığı seçimi gördük. Bu seçimlerin bir kısmında tek seferde birden çok sandığa oy kullanıldı. Çoğunda da tek bir oy vermek için sandık başına gidildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu sürecin en büyük kazananı da seçim süreçlerini iyi yöneten, seçimler sayesinde ülke gündemini belirleyen ve toplumdaki gerilimleri diri tutarak kendi kitlesini pekiştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Buradan şu anlam çıkmamalı: Erdoğan sırf gerilimi canlı tutmak için seçim icat etti ve toplumun seçim gündemi dışında sakin ve rasyonel değerlendirmeler yapmasına izin vermedi.

Özellikle 15 Temmuz FETÖ darbesi sonrasını saymazsak bu tespit doğru olmaz. Hatta tam tersine istikrarlı ve sakin bir atmosfer AK Parti için daha avantajlı da olabilirdi. Türkiye de bilhassa ilk 15

Erdoğan’ın sürekli seçim istemediğinin ama seçim psikolojisini ve ortamını kendi lehine kullandığının en net işareti ise 2002’den bu yana Erdoğan’ın kendi isteği ile bir seçime gitmemiş olmasında görülebilir.

27 Nisan bildirisi sonrası gidilen referandumdan 15 Temmuz sonrası gerçekleşen başkanlık oylamasına kadar beklenmeyen sandıklar hep şartların AK Parti’yi sürüklediği süreçlerdi.

Geriye 1 Kasım 2015 seçimleri kalıyor. Orada da 7 Haziran seçim sonuçlarının akşamında tek başına iktidarı kaybeden AK Parti’nin karar odasında Bahçeli’nin AK Parti ile koalisyon kurmayacaklarını ilan etmesi erken seçimi kesinleştirmişti. O zamanki CHP de bugünkü CHP değildi.

3 Kasım 2019’da yapılması gerekirken 24 Haziran 2018’e alınan seçimlerin kararını da yine Bahçeli açıkladı.

Tüm bu sürece bakıldığında Erdoğan’ın istikrarlı bir şekilde erken seçim kararı almaktan uzak durduğunu, vaktinden önce bir seçime giderek elindeki iktidarı kaybetme riskini almak istemediğini görmek mümkün.

Bunun tek istisnası 2019 yerel seçimlerinde İstanbulluların önüne iktidarın zorlaması ile ikinci kez sandık konulması oldu. Burada da Erdoğan muhtemelen ya kaybettiğini geri kazanma ya da zaten kaybettiğini tekrar kaybedecek olma seçeneklerini gördü. İkinci seçeneğin psikolojik maliyeti ise Erdoğan’ın beklentilerini aştı.

Cumhurbaşkanı bugün de seçim psikolojisini kendi lehine kullanma yeteneğinden emin olduğu için tarihi erkene almasa da kampanya sürecini hemen başlatmak niyetinde. Son dönemde söylemlerinin artan dozu, ya Suriye’de ya da Yunanistan’da bir şekilde askeri gerilimi yükseltmeye odaklanmış stratejisi ve Kılıçdaroğlu üzerinde kurduğu ‘aday ol/adayını çıkar’ baskısı bunun işareti.

Erdoğan, kendisi aday olmasa bile muhalefetin adayını Kılıçdaroğlu’nun belirleyeceği algısını yerleştirerek her formülde seçimleri bir Erdoğan-CHP/Kılıçdaroğlu ikilemine hapsetme çabasında. Diğer muhalefet liderlerinin isimlerini bu karar sürecinde zikretmemesi, tüm seçimi aslında bir Erdoğan-CHP referandumuna dönüştürme çabası daha önce işe yarayan bir stratejiyi yeniden uygulama amacının yansıması.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi adaylığı için yürüttüğü kampanya süreci ve sürekli kendisini tartışılır pozisyonda tutması da Erdoğan’ın bu stratejisini destekliyor.

...***

Kazım Güleçyüz 11 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, "Dip dalga telâşı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Belli ki, hukuk tanımaz tek adam rejiminde seçim güvenliği de ciddi risk ve handikaplarla karşı karşıya. Yüksek Seçim Kuruluna baskı, sandığa müdahale, mühürsüz oyların kanuna rağmen geçerli sayılması, bunların son seçimlerde gözlenen örneklerinden yalnızca bir kısmı. Yanı sıra, iktidarın devlet gücünü ve imkânlarını yine sonuna kadar kullanarak seçmenlerin tercihini yanına çekme gayretleri."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gerek hazine yardımından aldığı aslan payını, gerekse kamu kaynaklarıyla alabildiğine beslediği özel şirketlerin imkânlarını devreye sokarak seçimler için seferber etmesi.

Yüzde 95’ini kontrol altına aldığı medya üzerinden yürüttüğü tek taraflı propaganda ile beyin yıkama harekâtını devam ettirmesi.

Buna mukabil muhalif medyayı sindirmek, susturmak ve etkisiz hale getirmek için, elindeki İletişim Başkanlığı, BİK ve RTÜK gibi kurumları keyfî şekilde kullanmayı sürdürmesi.

Maksat, iktidarını 20 yıldır korumasını sağlayan narkoz ve hipnoz halinin devam etmesi. Yanıltma ve manipülasyonlarla sürekli aldatılan halkın uyanıp gerçekleri fark etmesini ve ona göre tavır almasını engellemek.

15-20 Temmuz gölgesinde dayatılan tek adam rejiminin pik yapan keyfîlik ve hukuksuzlukları bu sayede hayata geçirilebildi.

Ama adalet ve demokrasiden uzaklaşmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak tırmanan ekonomik krizin herkesi vurması toplum genelinde tam bir şok tesiri meydana getirdi ve hipnoz halinden de çıkılmasını netice verdi.

“Şimdiye kadar AKP’ye oy verdim, ama artık yeter” diyenlerin sayısı çığ gibi artıyor.

Bilhassa gençlerin büyük çoğunluğu, iktidardan bıkmış ve ümidini kesmiş vaziyette.

Anketler de hep bu neticeyi veriyor.

Bunu gören iktidar, seçimi kaybetme telâşı içinde bir taraftan düne kadar görmezden geldiği seçmen taleplerine güya cevap olarak “seçim rüşveti” paketleri hazırlıyor, diğer taraftan gözdağı ve baskıları tırmandırıyor.Bunların, son olarak İstanbul seçimiyle iktidarı vuran dip dalgayı durdurup tersine çevirmesi mümkün mü? Cevabı milletin feraset ve basireti verecek. Bir de seçmendeki arayışa tatminkâr cevap verme noktasında muhalefetin göstereceği başarı ve performans.

Türkiye bu  çetin imtihanı başarabilmeli. İktidara sandıkta okkalı bir ders vererek...