Haziran 15, 2022 13:49 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye Siyaset Paneli Haziran 2022 raporu açıklandı: AKP’nin oyu yüzde 30’un altına düştü

Yeniasya:

Ekonomik kriz tercihleri etkileyecek

Star:

2023'te uzaya iki araç daha gönderiyoruz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar 14 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı anayasaya aykırıdır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"21 Ekim 2007 tarihindeki halkoylamasıyla anayasa değiştirildi ve Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edildi. Aslında bu halkoylaması Parlamenter Demokrasiye göre yapılmış olan Anayasa’nın ruhuna ve felsefesine aykırıydı. Anayasa felsefesi ve hukuku açısından böyle bir halkoylaması yapılamamalıydı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çünkü halk tarafından ayrı ayrı seçilmiş bir cumhurbaşkanı ile bir meclis ve bir başbakan arasında mutlaka yetki çatışması çıkardı.

Ama bu iktidar, 16 Nisan 2017’de, yasalara açıkça aykırı olan oy sayım sistemiyle, sonuçları da sayım bitmeden açıklayarak mevcut anayasayı çelişkili bir ucube haline getirmekten bile çekinmediği için böyle bir oylamayı rahatlıkla gerçekleştirdi.

Bu mevcut “Şahsım Devleti” rejimini kuran 2017 halkoylaması yeni bir anayasa yapılması biçiminde değil, mevcut anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi biçiminde yapıldı. Dolayısıyla değişmeyen her maddesi her zaman geçerlidir.

Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olan ve 2007 halkoylamasında kabul edilen 101’inci maddenin “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” kuralı 2017 halkoylamasıyla da aynen kabul edildi.

Cumhurbaşkanının genel oyla seçilmesini öngören madde 101, ilk kez Ağustos 2014 seçimlerinde, ikinci olarak Haziran 2018’de uygulandı.

Sonuç olarak 2014 ve 2018 seçimlerinde iki kez Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın 2023 seçimlerinde aday olması kendi yaptıkları Anayasa’ya göre hukuka aykırıdır.

Ancak 116. maddeye göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabilir.”

Bu kararın verilebilmesi için de iktidarın Meclis’te 360 oya gereksinmesi vardır ve bu oy sayısına sahip değildir.

Böylece Erdoğan üçüncü kez aday olabilmek için, muhalefetin desteğiyle Meclis’ten erken seçim için seçimlerin yenilenmesi kararı çıkarmak zorundadır.

Bence, sanki laf arasında söylermiş gibi 2023 seçimlerinde aday olduğunu açıklarken Kılıçdaroğlu’na saldırması, sonra da yine Kılıçdaroğlu’nu hedef alan saldırılarını sürdürmesi bu stratejisini hayata geçirmek için başvurduğu bir yöntemdir.

Bunun için de Cumhur İttifakı’nın oyları yetmeyeceği için, Kılıçdaroğlu’na şahsen saldırarak, onu kışkırtıp Meclis’te CHP’nin desteğini alarak erken seçime gitmek ve adaylığını meşrulaştırmak istiyor.

Kanımca CHP bu oyuna gelmemeli ve Anayasa’ya aykırı olarak girdiği bu üçüncü seçimde onun adaylığını meşrulaştırmamalıdır.

...***

Elif Çakır 14 Haziran tarihli Karar gazetesinde, "Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kazanma stratejisi!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Van’da gençlerle buluşan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ortaya “yeni bir 2023 hedefi” koydu. Ama bu 2023 hedefinin, ilk olarak 2011 seçimlerinde, ardından 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, sonra 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıklanan ve rakamlarla ifade edilmiş bir ekonomik vizyon ortaya koyan “2023 Hedefleriyle” uzaktan yakından alakası yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hani bizim bildiğimiz, duya duya neredeyse ezberlediğimiz, Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne oy verin, bütün yetkiyi verin şu kardeşinize ki ben de Türkiye’yi uçuracak vizyonu gerçekleştirebileyim” dediği 100 maddeden oluşan “2023 Hedefleri”ni bir hatırlayalım.

Türkiye 2023 yılına, milli geliri 2 trilyon dolara, ihracatı 500 milyar dolara, dış ticaret hacmi 1 trilyon dolara ulaşmış olarak girecekti.

2023 yılında ülkemizde enflasyon yüzde 5 seviyesinde olacaktı.

Türkiye’nin yoksulluk diye bir sorunu kalmayacaktı, gelir dağılımı dengelenmiş bir ülkede yaşamaya başlayacaktık.

Ülkemiz 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almış olacaktı.

Kişi başına gelirimiz 25 bin dolar olacaktı. Paramız mücevher olacaktı, ülkemizde doların, Euronun yüzüne bakan olmayacaktı. İşsizlik oranımız ise yüzde 5’e inecekti.

ABD’si, Almanya’sı, Fransa’sı kıskançlıktan çatır çatır çatlayacaklardı.

Tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre Türkiye 2023 Hedeflerine hiç olmadığı kadar yakınlaşmış durumda! Ama sonuç ne? Sonuç ortada… Yüzde 73,5 enflasyon, hayat pahalılığı… İşsizlik, çaresizlik, yoksulluk, yoksunluk… Hatta 2023 hedeflerinin yarısına ulaşamadık!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Haziran’daki Van ziyareti öncesinde esnafı ziyaret etmek ve açılışa davet etmek isteyen AK Parti Van İl Başkanı Kayhan Türkmenoğlu’nun yaşadıkları ortada değil mi? Sayın Türkmenoğlu esnafı dolaşabildi mi? Selam verebildi mi? Sayın Kayhan bir daha esnaf ziyaretine çıkmaya cesaret edebilir mi?

AK Partili milletvekilleri şehirlerinde, memleketlerinde göğüslerini gere gere dolaşabiliyorlar mıdır? Esnafa, vatandaşa selam verebiliyorlar mıdır?

Seçilmiş gençlerle, vatandaşlarla, esnafla, iş adamlarıyla bir araya gelmeye devam ederse 2023 seçimleri Sayın Erdoğan için büyük hayal kırıklığı olabilir.

...***

Cevher İlhan 14 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Biz yaptık” kara propagandası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomi çöküşte fahiş zamlarla pik yapan pahalılıkta hızla oy erimesine uğrayan siyasi iktidar, toplumda ayrıştırmayı tetikleyen yaman çelişkili çarpıtmalarını sürdürüyor. Kara propaganda ile seçmeni provoke etmeye yönelik öfkeyi ateşliyor, milletin birliğini baltalayan tahrikkâr söylemlerle gerilimi alevlendiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Nasılsa hâlâ gözü kapalı her söylenene inanan belli bir kitle var diye özellikle AKP iktidarı öncesini bilmeyen gençleri inandırmak hesabıyla uydurmalarına ısrarla devam ediyor. 

Cumhurbaşkanı’nın parti mitinglerinde, grubunda, seçim kampanyalarında, televizyonlarda “bizden önce yoktu, biz yaptık!” çıkışlarıyla, bilhassa Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi iktidarlarında yapılan projelere dair asılsız iddialarının maksadı bu.

En son Van’da iktidarı öven cümlelerle başlayan ve peşinen muhalefeti suçlayan ve önceden hazırlanmış olduğu her haliyle sırıtan sorulara verdiği cevaplarda Cumhurbaşkanı’nın 20 Temmuz 1982’de kurulan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi için “Van’a üniversiteyi kim getirdi?” diye sorup peşinden “biz!” demesi” bu iddiaların sonuncusu.

Hatırlanacağı üzere mahalli seçimler sürecinde de 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen AKP hükûmetlerinden önce açılan birçok üniversitenin kendi iktidarları döneminde yapıldığı bizzat Cumhurbaşkanınca meydanlarda halkın önünde ileri sürülmüştü.  

Meselâ Afyon’da 1974 yılında Anadolu Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan ve 1992 yılında eklerle yenilenen Afyon Kocatepe Üniversitesi’ni kurduklarını söylemişti. (gazeteler, 17.2.19)

AKP’den 15 yıl önce 1998’de hizmete giren İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nın, AKP’den 4 yıl önce 1998’de hizmete alınan Adıyaman Havaalanı’nın ve AKP’den 10 yıl önce 1992’de kurulan Zonguldak Karaelmas Üniversisinin AKP iktidarında açıldığını iddia etmişti. 

Keza 1992’de kurulan 23 üniversiteden biri olan ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in adıyla kurulan üniversite için “Kim kurdu? Biz kurduk” demişti. AKP’den 10 yıl önce 1992’de sivil trafiğe açılan Muş Havalimanı’nın dönemlerinde açıldığını iddia ettiği gibi.

Yine Cumhurbaşkanı, bir televizyonda AKP iktidarından çok önce Türkiye’de 70’li yıllardan bu yana yaygın olarak kullanılan buzdolabı, fırın, çamaşır makinesinin AKP’den önce olmadığını, “Türkiye’de bundan 15 sene evvel acaba evlerde fırın bulabiliyor muyduk, acaba evlerde buzdolabı bulabiliyor muyduk?” diye sorarak ileri sürmüştü.

O denli ki, başta MR cihazı olmak üzere sözkonusu cihazların AKP’den 13 yıl önce 1989’da sağlık kurumlarında kullanıma başlandığı ortada iken, Cumhurbaşkanı, “Biz gelmeden önce MR mı vardı? Tomografi mi vardı? Ultrasonografi mi vardı? Yok, yok, yok…” derken, bir AKP Genel Başkan Yardımcısı “Bir dönem bu ülkede bardak yoktu. Yani bırakın bardağın içindeki suyu, bir dönem bu ülkede bardak yoktu” sözlerini sarf etmişti. (gazeteler, 12.2.21) Ve bir iktidar partisi milletvekili “on sekiz yıl önce araba var mıydı?” diye sormuştu.