Haziran 20, 2022 08:23 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Elektriğe yeni zam kapıda! Uzmanlar Cumhuriyet'e değerlendirdi: 'Acilen kamulaştırma yapılmalı'

Yeniasya:

En büyük problem adaletsizlik

Karar:

Kur ve vergi baskısı kârlılığı bitirdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 19 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, "AKP’nin demokratlığı tek adamlığa kadar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP, 27 Mayıs’la başlayıp 12 Mart ve 12 Eylül’le devam eden müdahaleler zincirinin tahrip ettiği siyasî yapı üzerinde son olarak 28 Şubat’ın meydana getirdiği erozyonun halkta meydana getirdiği tepki birikimiyle ortaya çıkan ve bundan istifadeyle, girdiği ilk seçimde iktidar olan bir parti. Bu partiyi var eden ve besleyen ana etken, darbe ürünü antidemokratik sistem ve bu sistemden kaynaklanan gerilimler, krizler, baskılar, müdahaleler ve mağduriyetlerdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eğer 28 Şubat laikçi baskılarla, irtica suçlamalarıyla ve başörtüsü zulmüyle dindar kitleleri canından bezdirmemiş olsaydı, AKP böylesine güçlü bir destek bulabilir miydi?

28 Şubat baskılarının dönemin siyaset kadrolarını ya ezdiği veya sürecin hedefleri için araç olarak kullandığı bir ortamda sahneye çıkan AKP, sıkışıp daralan demokrasinin önünü açacak bir parti olarak görüldü.

İktidar olmasına rağmen uzunca bir dönem statükonun her fırsatta hücum edip hırpaladığı, daha iktidara gelir gelmez hakkında darbe planlarının yapılmaya başlandığı ve 2008’de kapatma davasına hedef olan bir parti olması, bu algıyı sürekli canlı tuttu.

İktidardayken mağdur konumunda görünmesi, AKP’nin savunulmasını demokrasiye sahip çıkmakla adeta eşdeğer kıldı.

Ama AKP devlete hâkim olup veya hakim olmuş görünüp statükoyla bütünleştikçe, bu algı değişmeye başladı. Artık “devlet ağzı”yla konuşan, uygulamalarını MGK kararlarına dayandıran, Millî Güvenlik Siyaset Belgesini referans gösteren bir AKP profili ortaya çıktı.

Böyle bir AKP’nin yargıyı kendi iktidarına bağımlı hale getirmesi, sivil toplum kuruluşlarını kontrolüne alması ve kendi propagandasını yapma misyonuyla tarafgir bir medya yapılanması oluşturması da, demokratlıkla bağdaşması imkânsız totaliter bir düzen ikame etme projesinin işaret ve habercileriydi.

Millî iradeyi de, demokrasiyi de, hukuku da, hak ve özgürlükleri de hep kendisine yontan bir anlayış sergilerken, muhaliflere ve eleştirilere karşı tahammülsüz tavrını giderek tırmandırması, kaygıları güçlendirdi.

Sonuçta demokratik hukuk devletinin bütün temel prensiplerini çiğneyerek kurduğu tek adam rejimi, bu endişeleri haklı çıkardı.

AKP’nin demokratlığı buraya kadarmış....

...***

Esfender Korkmaz 19 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Parti devleti bütün kötülüklerin anasıdır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP kurucularından ve hükümette Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Abdüllatif Şener, 2021 Aralık ayı ortasında "AKP'nin yaptığı yolsuzluk, Cumhuriyet tarihinde yapılan toplam yolsuzluklardan daha fazladır" demişti. Kim, nasıl yolsuzluk yaptığı bizim konumuz değil… Konu yolsuzluğun Türkiye'de sosyal, siyasi ve iktisadi istikrarı bozan nedenlerin başında geldiğidir. İddia edildiği kadar yolsuzluk varsa, Türkiye'nin kalkınması mümkün değildir. Zira yolsuzluk varsa ekonomide  kaynak kullanımı yetersiz kalır… Kamu hizmetlerinin maliyeti artar. Piyasada haksız rekabet oluşur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye'nin bugün her zamankinden daha fazla yeni bir kalkınma modeline ihtiyaç var. Ancak parti devletinin olduğu ekonomilerde hiçbir model çivi tutmaz.

Dünyada hangi ekonomide olursa olsun, hangi ülkede olursa olsun fiilen yolsuzluk var. Yolsuzluk siyasi liderlerle de bağlantılı değil. Türkiye'de kimse, Cumhurbaşkanı Sezer veya Başbakan Ecevit için yolsuzluk yaptı diyemez. Ama o dönemde de devlette yolsuzluk haberleri vardı. Bu nedenle önemli olan yolsuzluğu önleyecek kurumsal yapıyı oluşturmaktır.

Yolsuzlukların kaynağı devlette başlar. Bu nedenle kurumsal devlet yapısını oluşturmak önemlidir.

Kurumsal devlet, siyasi iktidarlara göre değişmeyen yapılara ve kurallara sahip olan ve siyasi iktidarlar tarafından emaneten yönetilen kurumdur.

Rahmetli Demirel, "Ben 6 defa gittim… Yedi defa geldim. Devlet halkın devletidir. Halk takdir ederse yeniden gelirim" diyordu

Bu anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan: "TÜSİAD, bu gidişiyle devam ederse iktidarın kapısını hiç çalmasın" diyor. Böyle bir anlayış kurumsal devlet anlayışına aykırıdır. Zira TÜSİAD, AKP'nin kapısını değil, devletin kapısını  çalar. Devlet de, TÜSİAD, işçi-memur, çiftçi, siyasiler ve yöneticiler kim olursa olsun herkesin ortak devletidir ve yönetimi bugünkü iktidara emaneten verilmiştir.

Devletin iyi yönetilmesi için kurumsal devlet olarak kalması gerekir. Bunun için tek başına iktidar olmak yetmez, devlet yönetiminde muhalefetin ve halkın da katılımı ve denetimi olmalıdır. Siyasi iktidarların hesap verme sorumluluğu olmalıdır. Halk adına Meclis denetimi olmalıdır. Yolsuzluğun önlenmesi için denetin yanında şeffaflığın olması gereklidir.

Türkiye'de kurumsal devlet adım adım yok edildi;

Hukuki ve demokratik alt yapı olmadan devlet olmuyor.

Bana göre devlet ve demokrasi birlikte gelişirse, halk devleti oluşur. Zira devlet gücü ile demokratik haklar teminat altına alınır.

Parti devleti devlet imkânlarının popülizm yolunda kullanılmasını kolaylaştırdı. Dikkat edersek, Ohal ve Başkanlık sisteminden sonra, seçimlerde devlet imkânları, kamu bankaları, Varlık Fonu ve MB rezervleri denetimsiz ve daha kolay kullanıldı.

Son 20 yılda Türkiye'nin en büyük kaybı, devletin kurumsal devletten parti devletine dönüşmüş olmasıdır. Bugün yaşamakta olduğumuz siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların temelinde bu sorun vardır.

...***

Aziz Karaca 19 Haziran tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, " Ürünler kamyonun sırtında zamlanıyor artık"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Dededen toruna, nesiller boyu, bilmem kaç kuşaktır nakliyecilik yapan insanlar parmaklarını ısırarak hayretlerini dile getiriyorlar; "Ömrümüzde böyle bir şey görmedik ve atalarımızdan da asla böyle bir şey duymadık." Sebze-meyve üreticisi illerden İstanbul gibi büyük şehirlere yük taşıyan nakliye kamyonları depolarını dolduruyor, yükünü alıyor ve yola çıkıyor, yolda ihtiyaç ve yemek molasında mazotun zamlandığını görüyor ve depoyu tekrar dolduruyor, yol boyunca durduğu her mola yerinde daha pahalı fiyattan mazot alıyor, dolayısıyla sırtındaki yük de kilo başına zamlanmış oluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Nakliyecilikten ekmeğini kazanan ve ömürlerini kamyonun sırtında harcayan çilekeş insanlarımız, meslek hayatlarında ilk defa böyle bir şey yaşadıklarını anlatıyorlar.

Meseleye partizanca yaklaşanların cevapları ceplerinde; 'Ne yapalım, bütün dünyada böyle, petrol varil fiyatları nereden nereye gelmiş'.

Diyorsunuz ki, bütün dünyada petrol fiyatları ortalama yüzde elli zamlanmış, bizde ise, sıkı durun, yüzde üç yüz on beş zamlanmış, buna ne diyeceksiniz?

Bunun mantıklı bir cevabı yok, makul bir izahı da yok.

Geriye tek bir şey kalıyor, yirmi senelik, hiçbir hesaba-kitaba, hiçbir tartıya-teraziye, hiçbir kiloya ve okkaya sığmayan ekonomi yönetiminin sonunda, 'tamtakır-kuru bakır' haline gelen hazineye bir miktar kaynak aktarmak için, akaryakıta bindirilen zamların ceremesini çekiyoruz millet olarak.

Hazine niye tam-takır oldu?

Niçin, nakliye örneğinde olduğu gibi her sabah zam yağmurlarına uyanıyoruz, neden her sofraya oturduğumuzda ekmeğimizin küçüldüğünü, yanındaki zeytinimizin ve peynirimizin adeta buharlaştığını acı acı seyrediyoruz?

Yıl boyunca, uğrayan ve uçan yolcu sayısı elli bin rakamını dahi bulmayan havaalanına, bir milyon bilmem kaç yüz bin uçuş garantisi verenler, durup dururken hazinenin sırtına böylesi kocaman bir kambur yükleyenler hesap vermeli değil midirler?

Günlük ortalama beş-altı bin araç geçen köprüye kırk beş bin geçiş garantisi verenler, birkaç tuzu kuru kazansın diye hazineye onların hortumunu bağlayanlar, her iki dünyada da mes'ul değiller mi?

Yirmi yıl boyunca hazinede açtığınız binlerce delikten, kara delikten hangi birini ve nasıl kapatacaksınız ki, hazine dolmaya başlasın da millet biraz nefes alsın?

Şehirlerarası yolcu taşıyan firmalar, bilet satıyorlar, otobüsün hareket saatine kadar fiyatlar değişiyor, yük taşıyan nakliyeciler ürünlerini alıp gideceği adrese teslim edene kadar akaryakıt birkaç defa zamlanıyor, dolayısıyla ürünler de zamlanıyor.

Bu çilekeş millete, varlık içinde, bin bir çeşit yokluğu ve yoksulluğu yaşatanlar, sizler hangi üniversitenin mezunlarısınız?