Haziran 21, 2022 13:17 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Milli gazete: Yanlış kararların faturasını millet ödüyor!

Cumhuriyet:

Hızla artan enflasyon eğitimi de vurdu, özel okulların ücretleri zamlandı

Karar:

Rusya’dan Türkiye’ye turist akışı: Pandemi öncesine göre 2.5 kat azaldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ocaktan 20 Haziran tarihli Karar gazetesinde, "Erken seçim için aceleye gerek yok"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Çok haklı olarak insanlar, bir an önce erken seçim yapılarak Türkiye’nin nefes almasını sağlayacak bir değişimin gerçekleşmesini bekliyor. Bunun için de muhalefeti oluşturan 6’lı masanın iktidarı erken seçime zorlamasını istiyor. Elbette toplum beklentilerinde sonuna kadar haklı, zira insanlar günlük hayatlarını idame ettirmekte bile zorlanıyorlar. Dolayısıyla evinin asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamayan ailelerin feryatlarını duymamak mümkün değil. Muhtemelen bu yakıcı tablo 2023 Haziran’ında yapılacak bir seçime kadar daha da derinleşecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eğer iktidar sonbaharda erken seçim yapmayı göze alamazsa, 2023’te yaklaşmakta olan büyük bir çığ dalgasının altında kalabilir.

Kısacası “faiz sebep, enflasyon sonuç” fantezisiyle çıkılan yolun sonuna gelindi ve uçak dağa çarpmak üzere…

Memleketin içine düştüğü bu durum hiç hayra alamet değil, dolayısıyla iktidar sonbaharda erken seçim yapmak zorunda kalabilir. Ankara kulislerinden yansıyan bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz’da ‘erken seçim’ çağrısı yapabilirmiş…

Mantıksal olarak böyle bir yaklaşıma prim vermemekle birlikte, ekonomideki çaresizliğin iktidarı erken seçime mecbur bırakacağını da bir yere not etmekte yarar var.

Unutmayalım, iktidarın erken seçim çağrısı yapması demek “Artık ben zamlara, enflasyona, işsizliğe çözüm üretemiyorum ve havlu atıyorum” anlamına gelir ki herhalde hiçbir iktidar kolu-kanadı kırık bir şekilde seçime gitmek istemeyecektir. Çünkü bu aynı zamanda iktidarın her gün pırıltılı cümlelerle sunduğu ‘büyük Türkiye’ iddialarından da vazgeçmesi demektir.

Eğer iktidar 2023’ün kendisi için daha da karamsar bir tablo yaratacağını görüp teslim bayrağını çekerek erken seçim çağrısı yaparsa, karar konusunda parlamentoda yeterli çoğunluğu olmadığı için doğal olarak muhalefetten destek isteyecektir. Her gün erken seçim çağrısı yapan muhalefet de rahatlıkla destek verecektir.

Evet Türkiye’yi daha zor günler bekliyor, dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın özellikle ekonomide yaratacağı tahribatın önlenmesi açısından erken seçim bir çıkış yolu olabilir.

Bu açıdan bakıldığında muhalefetin erken seçim istemesi makul olmakla birlikte, ekonomide bütün rasyonel çözümleri elinin tersiyle iten iktidarın bir kışı daha böyle geçirmesi 2023 seçimlerini muhalefete altın tepside ikram etmesi anlamına gelir ki bu ülke açısından belki de daha hayırlı olur. İşte tam da bu yüzden muhalefet erken seçim için acele etmese iyi olur…

Çünkü insanların yoksulluğa tahammül sınırı çoktan aşılmış bulunuyor. Bırakın bir kışı geçirmeye, insanların bir ayın sonunu getirmeye bile mecali kalmamış durumda.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan Karadeniz gazının 2023’te günlük 10 milyon metreküpünün sisteme gireceğini açıkladı. Her ne kadar sınırlı miktardaki rezervin ne kadar maliyet ödenerek çıkarılacağı bilinmese de…

Ve tabii ki bir de ‘ay’a başlatacağımız fetih yolculuğu var.

Muhtemelen iktidar bu projelerin meyvelerini toplayabilmek için seçimlerin zamanında yapılmasını kendisi açısından daha faydalı olacağına inanmaktadır.

Eğer millet de iktidar da ekonomik krizden sağ salim yaza çıkabilirse…

...***

Mehmet Kara 20 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Bir tek onlar mutlu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hayat pahalılığı, her gün gelen zamlar, çalışan ve emeklileri geçim sıkıntısına iterken, ucuz ekmek kuyrukları başta olmak üzere birçok ucuz ihtiyaç maddesi alma kuyruğuna artık alıştık. Çiftçi kan ağlıyor, esnaf dükkanı kapatmak durumunda kaldı, hacizler kapıda. Velhasıl ülke yangın yeri…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu durumu bir tweet’le “çok iyi” anlatan Sabancı Üniversitesi Finans Kürsü Başkanı Prof. Dr. Özgür Demirtaş, “İşçiler MUTSUZ, beyaz yakalar MUTSUZ, doktorlar MUTSUZ, öğrenciler MUTSUZ, öğretmenler MUTSUZ, dil, din, ırk, mezhep, tarih ile ilgili suni kavga çıkarıp o kavgadan beslenen rantçılar MUTLU… Bu düzen değişecek” diyor. Araştırmalarda dünyada en mutsuz ülkelerinin başında Türkiye’nin gelmesi de bunun ispatı oluyor. 

Demirtaş, başka söze de hâcet bırakmamış, özetin de özeti olmuş… 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayını merak edenlerden… “Adayınız çıksın, kendini tanıtsın, projelerini anlatsın, millet onu tanısın” demiş. 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi hazırlık çalışmalarında 6’lı masada Saadet Partisi’ni temsil eden Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, Bakanın bu sözüne “Gerek yok, sizi tanıması karar için yetıyor” diyerek adeta taşı gediğine koymuş… 

Yandaş gazete ve televizyonlar işi o kadar ileri götürdüler ki, “Bu kadar da olmaz” dedirtiyorlar. Türkiye’de yaşanan hayat pahalılığını görmezden gelip Almanya’da 6 kişiden birinin gece yatağa aç girdiğini söyleyeni mi ararsın, dilim dilim satılan karpuzların kabuğunun “faydasına inanılmaz” diyerek haber yapmalarına varıncaya kadar her gün yandaşlıkta çığır açmakta yarışıyorlar. En son olarak da “Türkiye tarihinin en büyük rezervi bulundu. Altın, bakır, çinko ne ararsan” var demeleri “yok artık” dedirtti. 

Gerçi hürriyeti, “Biz çok daha özgürüz. Yurt dışında yere tüküremezsiniz ama burada tükürüyorsunuz” diye anlayanlardan ne beklenir ki… 

Milletin dertlerinden bu kadar uzak olmak yandaşları da bu noktaya getirdi. Ne yapalım Allah akıl fikir versin…  

...***

Murat Ağırel 20 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yoksullaşarak sağlığımızı da kaybediyoruz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bir önceki yazımda Tarım ve Orman Bakanlığı'nın gıdalar üzerinde halk sağlığını tehlikeye atan firmaların ürettiği gıdalardaki skandal katkı maddelerini yazmıştım. Hatırlatayım… Mesela meşhur bir firmanın sattığı çayda boya kullanmışlar. Bitkisel çay diye satılanın içinde ilaç etken maddesi bulunmuş. Karadeniz çayı diye satılan bazı markalarda boya ve gıda boyası kullandığı tespit edilmiş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

...***

Sonuçta 371 firmanın 559 ürününün sahte olduğu belirlenmiş.

Ben bunu yazınca dikkat çeken tartışmaya da denk geldim.

Önceki yazımda Gıda Dedektifi'nin yaptığı paylaşımlar üzerinden uyarıları gündeme getirmeye çalışmıştım.

Bizlerin, çocuklarımızın yediği içtiği ürünler ile ilgili bilgiler veriyorlar. Bu haberleri görünce sayfalarını tekrar inceledim. Akıl alır gibi değil.

Hem marka bazlı hem de ürün bazlı inceleme yapıyorlar...

İçeriğinde glikoz şurubundan Potasyum Sorbat'a kadar çeşitli katkı maddeleri bulunmasına rağmen nar ekşili sos, narlı sos veya nar aromalı sos gibi isimlerle raflarda yer alan ürünlere dikkat çektiler ve gündeme taşıdılar.

Fakat onların bu değerlendirmelerine de bir eleştiri var.

Bunlardan biri de değerli bir bilim insanı olan Gıda Mühendisi Bülent Şık'tan geldi.

Bülent Şık, Gıda Dedektifi'nin parayla gıda firmalarından reklam almasını eleştirerek bunun etik olmadığını değerlendiriyor.

Bülent Şık bu konuda, "Para alınarak yapılan bir gıda ürünü incelemesi tarafsız ve bağımsız olmaz. Çıkar çatışması olarak nitelenen çok önemli bir ilkenin ihlalidir. Dolayısıyla yapılan şeyin adı bir inceleme değil ürün reklamıdır" ifadelerini kullanıyor.

Bu eleştiriyi de aktardıktan sonra bu kez de Bülent Şık'ın gıda analizini iletmek istiyorum.

Mesela ilgimi çekti.

Polen ve polen içeren ürünleri incelemiş.

Bu ürünlerin pirolizidin alkaloidleri adı verilen çok sayıda toksik madde içerebildiğini söylüyor.

Verdiği bilgiye göre tabiatta yer alan çiçekli bitkilerin yüzde 3'ü bu toksik maddeleri oluşturuyor. Türkiye coğrafyasında bu toksik maddeleri içeren bitkiler de var.

Polen ve polen içeren ürünleri anlatmışken Bakanlığın listesinde bal üretimine ilişkin inceleme sonuçları da var.

Bu sonuçlara göre ballarda, fruktoz, glukoz, maltoz gibi doğrudan şekere dayalı üretimler yapılmış.

Ekonomik krizin derinleştiği ülkelerde sağlıksız beslenmenin de arttığı bilinen bir gerçek. İnsanlar yoksullaştıkça daha ucuz ürün almaya yöneliyor. Firmalar ise daha ucuz ürün üretip kazançlarına kazanç katmak için insan sağlığını tehlikeye atarak daha fazla hileli ürün üretiyor.